Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Haziran 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kabak öyküleri

Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol

Bazı öyküleri hemen hemen bilmeyen yoktur! Ama bu ''bazı öyküler'' yeri ve zamanı geldikçe, etrafa yayılan naftalin kokusuna aldırmadan, sandıktan çıkarılmalı ve paylaşılmalıdır. Böyle zamanlarda biraz da masal niyetine dinlenmelidir. Yani lütfen ''kabak tadı verdi ama...'' diye iç geçirmeyin!
* * *
Ulu bir kavak ağacının yanında, bir kabak ağacı boy gösterir. Ve başlar kavak ağacına sarılarak yükselmeye... Baharla beraber, yağmurların ve güneşin de etkisi ile hızla serpilen kabak, kısa sürede neredeyse kavak ağacıyla aynı boya ulaşır. Bir gün dayanamayıp sorar kabak, kavağa: ''Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?'' ''On yılda'', der kavak. ''On yılda mı?'' diye güler çiçeklerini sallayarak kabak. ''Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!'' ''Doğru'' der, bilge ağaç; ''Görüyorum.'' Günler günleri kovalar ve sonbahar rüzgârları başladığında kabak önce üşümeye, sonra yapraklarını dökmeye, düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağı doğru büzülmeye başlar. Bu sefer, endişeyle seslenir kavağa: ''Ağaç bana bir şeyler oluyor; neler oluyor bana ağaç?'' Hiç sükûnetini bozmayan kavak, ''Telâşa gerek yok'' diye cevap verir: ''Ölüyorsun.'' Kabak, ''Peki, neden?'' diye sorar can havliyle. Kavak, yine de sakindir: ''Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.''
* * *
Vaktiyle ''nefisle mücadele'' makamının sonuna gelen bir derviş, yolun hakkını verebilmek için usulünce, her türlü süsten, gösterişten sıyrılacak, varlıktan vazgeçecektir. İş yamalı bir hırka giymekle bitmez. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir... Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Tam diğer tarafa usturayı vuracakken, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri, dervişin yarısı kazınmış başına okkalı bir tokat atarak: ''Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım'' diye kükrer. ''Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek'' kaidesini bozmayan derviş, usulca kalkar yerinden. Fakat küstah kabadayı dervişle alaya devam etmektedir: ''Kabak aşağı, kabak yukarı...'' Tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar, henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabasının yokuştan aşağı hızla gelmekte olduğunu fark eder; ama yolun ortasında donup kalmıştır. İki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına giriverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır; ölmüştür. Görenler çığlığı basarken, berber oldukça şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar ve gayri ihtiyarÓ sorar: ''Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?'' Derviş mahzun ve düşünceli cevap verir: ''Vallahi ben hakkımı helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var, o gücenmiş olmalı!''
* * *
Kendinizi, hangi kabağın yerine koyabileceğinizi bulabildiniz mi? Başkalarının ''Bilgiyle, emekle, heyecanla yıllarını vererek tırmandığı yerlere'', alelacele yükselen kabaklardan mısınız? Yoksa, ''istediği gerçekleşinceye kadar beklemeyi bilen, istediğinin ne zaman olacağı konusunda endişelenmeyen, ne kadar beklemesi gerekiyorsa o kadar bekleyebilen'', sahipsiz zannedilse de, evrenin kozmik dengeleriyle arası iyi olan kabaklardan mısınız? ''İkisi de değilim'' diyenler, yukarıdaki öyküleri anlamamış olabilirler. Anlamış olmak işlerine gelmiyor olabilir. Aramızdaki ''anlamış ya da anlamamış gibi yapanlar''ı saymazsak kabakla ülfetiniz, yaz akşamlarının imbatla püfürdeyen banklarında, yerleri kabak çekirdeğinin kabuklarıyla kirletmekten öteye de geçmeyebilir.
Belki yazının sonuna kadar zor sabredip, adınızın sadece, ''Yahu canım da bir kabak tatlısı çekti ki...'' diyecekler arasında anılmasını isteyenlerdensinizdir. ''Kabak sembolizması''nı tümüyle hafife alanlardan bile olabilirsiniz. Hiç uğraşmayın; bu yorumlardaki samimiyetinizle doğru orantılı olarak, kabak mutlaka ''başına patlayacağı'' bir ölümlü bulacaktır.


ege@milliyet.com.tr







EGE
Emeklilik hakkında her şey
Kabak öyküleri
Trafonun kapağı yok, tehlike var
Markalar ve ülkeler





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nihat Demirkol
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi

   
© 2006 Milliyet