
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Tınaz Titiz gibi eski bir dostla 4 saat
İnsan acaba kaç yaşında "eski dostlar"dan söz etmeye başlıyor? Herhalde 3 yaşındayken, 5 yaşındayken, 15 yaşındayken, 20 yaşındayken, 25 yaşındayken değil.
Hele hele şöyle 80'in de bitimine gelince, "eski dostlar"la buluşuvermenin kaymaklı kadayıfı, bir ömür sonunun ödülü olmaya başlıyor.
* * *
Önceki gün Turhan Selçuk'la telefonda konuşurken, gönlümün bütün yelkenleri, yarım yüz yıl öncesine doğru fora etti.
3 hafta kadar önce de Şakir Eczacıbaşı, telefonda:
- Artık aynı ortak dili paylaşabileceğimiz kimseler azaldıkça azaldı, diyordu.
* * *
"Ortak bir dil" acaba sadece birlikte aşılmış yılların anılarıyla mı gergefleniyor; yoksa belirli bir ezber kalıbının buzluğunda dondurulmuş beyinlerin çarmıhına gerilmekten kurtulmuş olanlarla da; -yaş farklarına rağmen- ortak bir dilin tadına varılabiliyor mu?
* * *
Bendenizin de ilkokuldayken her sabah hep bir ağızdan "Türküm, doğruyum, çalışkanım..." diye tekrarladığımız andın; kuşak kuşak sürüp gitmesi sonucunda, gelinen yere bir bakalım:
Lüksemburg'da adam başına düşen milli gelir 78 bin dolar, Türkiye'de 5 bin dolar bile değil.
İnsanların "yaşam kalitesi" açısından da, Yunanistan'ın 65 basamak altındayız.
* * *
21. yüzyılla birlikte Türkiye'nin de, çalkantılı bir döneme doğru kayması doğal mı, değil mi?
İşte "non-konformist" bir dil ki, ancak buzlanmamış beyinlerle değerlendirilebilir.
* * *
1985-89 yılları arasında Kültür ve Turizm Bakanı da olmuş olan eski dost Tınaz Titiz'le buluşmak...
Gerçi Titiz, bendenizden 15 yıl daha sonra gelmişti dünyaya ama; yıllar önce bir TV kanalındaki haftalık sohbet programında aradaki yaş farkı, ortaklığı belirgin bir takvimin saç örgüsüne dönüşmüştü.
* * *
TV'deki sohbet programına her hafta:
- Reyting beklemiyoruz, diye başlardık.
Derdimiz daha geniş kitlelere hitap etmek değil, alışılmış ezberlerin dışındaki güneşlerin bulutlarını üflemekti.
* * *
Fatih II. Mehmet'in İstanbul'u almasıyla, Gutenberg'in matbaayı icadı aynı tarihlere rastlıyordu.
Türk okullarındaki öğrencilere şöyle bir soru sorulsaydı:
- Fatih II. Mehmet'in yerinde mi olmak isterdiniz, yoksa Gutenberg'in yerinde mi?
İstisnasız alınacak yanıt belliydi:
- Fatih II. Mehmet'in...
* * *
Böylesi ortak bir inancın; Türkiye'yi "çağdaş uygarlık düzeyiyle" buluşturmakta, ne kadar payandalık ettiği türden konulardı, Tınaz Titiz'le eski sohbetlerimizin konuları.
* * *
Uzun bir süreden sonra Tınaz Titiz'le, Beylerbeyi'ndeki bir otelin bahçesinde yeniden buluşunca...
Neler ve nelerden dem vurmadık ki...
Bendeniz, kutsal kitapların da özünde; "yoksul-zengin" farkından tomurcuklanmış sınıfsallığa dayalı bir kurgu olduğunu çizgiliyordum azıcık.
* * *
Yoksulların; etli şaraplı, kadınlı kahkahalı masalarda yer bulma olanağı yoktu.
Onlar da "bir lokma, bir hırka" ile, inançlarının koşullarını yerine getirdiklerinde; aynı cümbüşlü hayata öldükten sonra erişeceklerdi.
* * *
Laiklik ilkesinin ortaya çıkmasıyla, Vatikan'ın hükümranlığının sona ermesi Fransız İhtilali'ne rastlıyordu.
Fransız İhtilali ise, Kristof Kolomb'un ilk okyanuslara açılmasından 300 yıl sonraya rastlıyordu.
* * *
300 yıl boyunca okyanusların kullanılması, muazzam bir sermaye birikimine neden olmuştu.
Ve palazlanan burjuvazi; ölmeden önce etli şaraplı, kadınlı kahkahalı masaların tadını çıkarmayı yeğlemeye başlamıştı.
Yoksulluk aşılmadan, laiklik ilkesinin kristalleşmesine olanak mı vardı?
* * *
Eski dost Tınaz Titiz'le yeniden buluşmak ve Türkiye'nin, neden çalkantılı bir döneme doğru kaymakta olduğunun; ezberlerle saklanmış tohumlarına şöyle bir tırmık atmak...
* * *
Otelin bahçesine akşam inmiş, 4 saate yakın bir zaman, ne kadar da çabuk geçmişti.
Bendeniz hâlâ daha Titiz'e, hardallı bir gülücük ve bir göz kırpmasıyla soruyordum:
- İnsanlığın unutulmaz kalemlerinden hangileri, kazara Türkiye'de doğmuş olsalardı; acaba neler gelirdi başlarına, diye...
Tınaz Titiz de, kendi süzme kibarlığı içinde:
- Maalesef, diyordu.
c.altan@prizma.net.tr

