Anayasanın yerini alacak antlaşma için uzlaşma arayışı
AB zirvesinde kıran kırana pazarlık
AB'nin geleceğini düzenleyecek antlaşmanın tartışıldığı Brüksel'deki zirvede, veto tehdidini de kullanarak taleplerinde direnen İngiltere ve Polonya, Dönem Başkanı Almanya'ya kök söktürdü
GÜVEN ÖZALP Brüksel
AB'nin genişlemiş yapısının sağlıklı işleyebilmesi için, referandumlarda reddedilmiş anayasanın yerini alması amacıyla üzerinde uzlaşılmaya çalışılan "basitleştirilmiş antlaşma", önceki gün Brüksel'de başlayan AB zirvesinde karmaşık ve uzun müzakerelerin yaşanmasına neden oldu.
AB'nin en büyük ve en güçlü ülkesi olan Dönem Başkanı Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarının giderilmesi için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Almanya, çabalarını özellikle yeni karar süreçlerinde ağırlığını yitirmekten korkan ve bu yüzden veto tehdidini net bir şekilde ortaya koyan Polonya ile, vergi, suçla mücadele, temel haklar ve dış politikada ulusal yetkilerini korumak için ısrarlı İngiltere üzerinde yoğunlaştırdı. Hollanda'nın Kopenhag kriterlerini yeni anlaşmaya koydurtma girişimleri de Almanya'yı zorlayan unsurlar arasında yer aldı. Fransa ise zirvenin en kazançlı ülkelerinden biri olarak dikkat çekti.
Merkel mekik dokudu
Zirvenin ilk gününün sonunda hayli karamsar bir hava çizen ve "Şu aşamada anlaşma sağlanıp sağlanamayacağını söylemek zor. Ama uzlaşı için her şeyin denenmesi yönünde görüş birliği var" diyen Merkel, dün delegasyonlar arasında mekik dokudu. İngiltere Başbakanı Tony Blair, Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, Çek Cumhuriyeti Başbakanı Mirek Topolanek'le ikili görüşmeler yapan Merkel, Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski'yle 12 saatte üç kez bir araya geldi.Yeni antlaşma konusunda uzlaşı sağlanmasını Dönem Başkanlığı'nın ana önceliği haline getiren Merkel, Kaczynski'yle her görüşmesinde adeta "duvara çarptı". Polonya'nın sert tutumunu kıramayan Merkel, önerilerini sürekli yenilemek ve belli ölçüde Varşova'nın çizgisine yaklaşmak durumunda kaldı.
Almanya'nın girişimlerinde zorlanması üzerine Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de devreye girdi. Ancak Sarkozy'nin önerileri de Polonya tarafından "muğlak ve sloganın ötesine geçmeyen nitelikte" olarak değerlendirildi. Polonya son olarak taktik değiştirip karar alma mekanizmasındaki mevcut kazanımlarının 2020'ye kadar korunmasını talep etti.
Gazetemiz baskıya verildiği sırada Polonya odaklı yoğun tartışmalarda herhangi bir uzlaşıya varılamamıştı.
Katolik mi olacak?
DIŞ HABERLER SERVİSİ
Brüksel'deki AB zirvesi sırasında görülen İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, bugün Papa 16. Benedictus ile görüştükten sonra Protestanlıktan, eşinin mezhebi olan Katolikliğe geçeceği ve bunu da görevine veda edeceği 27 Haziran'dan hemen sonra kamuoyuna açıklayacağı öne sürüldü.Blair-Papa görüşmesinin Ortadoğu'daki durumla ilgili olduğunu yazan İngiliz basını, bu görüşmede Blair'in kendi özel dini tercihleriyle ilgili konuları da Hıristiyan dünyasının ruhani lideriyle paylaşacağını iddia etti. Blair'in yakın çevresine dayandırılan iddialara göre, Blair Katolikliğe geçiş fikrini de Papa ile görüşecek.
İngiliz The Guardian gazetesi de, Blair'in başbakan olmadan çok uzun zaman önce Katolik Kilisesi ayinlerine katılmaya başladığını, bunu zaman zaman eşi Cherie ve çocuklarıyla birlikte yaptığını, zaman zaman da tek başına ayinlere katıldığını yazdı.
POLONYA
Ağırlığını koruma kavgası verdiBazı alanlarda nitelikli çoğunlukla karar alan Avrupa Birliği, 2000'de kabul ettiği Nice Antlaşması'nda Polonya'ya önemli bir jest yaptı. "Orta" büyüklükte olan Polonya'ya "büyük ülke" statüsü verildi. AB'nin en büyük ülkesi Almanya'nın karar alma mekanizmasındaki oy ağırlığı 29 olarak belirlenirken Polonya'ya 27 verildi. Yeni karar sistemi ise çifte çoğunluk üzerine dayalı. Bir kararın alınabilmesi için AB hükümetlerinin yüzde 55'inin onayı ve bu ülkelerin nüfuslarının toplam Birlik nüfusunun yüzde 65'ini temsil etmesi şart koşuluyor. Polonya, bu sistemde ağırlığını kaybedeceği için direndi. Müzakerelerin son aşamasında Varşova, çifte çoğunluk sistemine yeşil ışık yakma aşamasına gelse de kazanımlarının 2020'ye kadar korunmasını talep etti. Bu süre uzun bulunurken uzlaşma sağlayabilmek için 2014 tarihi üzerinde yoğunlaşıldı.
İNGİLTERE
4 kırmızı çizgiyi savundu27 Haziran'da başbakanlık görevini bırakacak olan Tony Blair, ülkesinin pozisyonunu 4 kırmızı çizgide belirledi. Londra özellikle çalışanların haklarını artıran Temel Haklar Sözleşmesi'nin bağlayıcı hale getirilmesine karşı çıktı. Bunun yanı sıra suçla mücadele politikalarında ve vergi alanında ulusal yetkilerini korumayı talep etti. Dış politika alanında da itirazları bulunan Blair, özellikle "AB Dışişleri Bakanı" makamı oluşturulmasına karşı. İngiltere bu makamın bakanlık olarak tanımlanmasını kesinlikle reddetti.
HOLLANDA
Genişlemeyi zorlaştırmak istediAvrupa Anayasası'nın referandumla reddedildiği iki ülkeden biri olan Hollanda, "hayır" cevabının büyük ölçüde genişlemeyle bağlantılı olduğunu savunuyor. Genişlemeyi daha da yavaşlatmak ve zorlaştırmak amacıyla konunun siyasi boyutuna ekstra bir hukuki boyut da katmak istiyor. Antlaşma metninde Kopenhag kriterlerine yer verildiğinde, bu konunun gerekmesi halinde Avrupa Adalet Divanı'na götürülebilmesinin yolu açılacak. Bu durumda da Kopenhag kriterleriyle ilgili olarak siyasi manevra alanı iyice daralacak ve olası hukuki engellerin de aşılması gerekecek. Üye ülkelerin çoğunun soğuk yaklaştığı bu öneriye Ankara da itiraz ediyor.
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

