Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Haziran 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İzmir yangınıyla ilgili yeni belgeler

Satır Arası / Deniz Sipahi

Son günlerde İzmir yangınıyla ilgili yine farklı çevrelerden, farklı iddialar gündeme getiriliyor. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Müdürü (APİKAM) Oktay Gökdemir, bu konudan oldukça rahatsız ve şöyle diyor:
''Kentin yaklaşık üçte ikisini yok eden yangının kenti ele geçiren Türkler tarafından çıkarıldığına ilişkin olarak Batı kamuoyundaki maksatlı ve asılsız iddialara ek olarak; şimdi de Türkiye’de bazı köşe yazarları ile İzmir de sözüm ona kanaat önderliğine soyunan bazı çevreler, ‘tabuların üzerine gitmek’ yaftası altında; aslında kimler tarafından çıkarıldığı apaçık belli olan bir tarihsel olayı sürekli gündeme getirerek kafa karıştırmaya devam ediyorlar...''
Gökdemir, yabancı gözlemcilerin ve gazetecilerin yangın sırasındaki raporlarından oluşan bazı belgeler yollamış. Üstelik bu raporları tutanlar, Türkiye’nin o an bağımsızlık mücadelesi verdiği Batılı devletlerin vatandaşları... Bu raporların bir bölümünün asılları APİKAM’da muhafaza ediliyor.
Gökdemir, ''Bütün bunlar ortada iken yangını hala Türklerin çıkardığını iddia etmek aymazlık değil de nedir?'' diye soruyor.
Gökdemir’in belgelerinden aldığım notlar şöyle...
  • Bu konudaki ilk kanıtlardan biri, yangının olduğu dönemde İzmir İtfaiye Şefi olan Grescovic’in raporlarıydı. Bilindiği üzere, Grescovic henüz Türkler İzmir’e girmeden önce Yunan askerlerinin ağzından ''İzmir’i Türklere bırakmaya mecbur kalırsak yakacağız...'' şeklinde sözler duyduğunu ifade etmekteydi. Ancak Grescovic’in bu konuda baş rolü Ermenilere verdiği görülüyor. İtfaiye şefi, Ermeniler tarafından çıkarılan yangını söndürmek amacıyla çalışan itfaiyecilere ve kendisine karşı yine Ermenilerce ateş açıldığını, bu mermilerin bir kısmının yangın tulumbalarına isabet ederek zarar verdiğini belirtmekteydi.
  • APİKAM’a ulaşan yeni belgelerden biri de Fransız L’İllustration Gazetesi’nin 30 Eylül 1922 tarihli nüshasında, İzmir yangınına ilişkin G.Ercole’nin 13 Eylül 1922 tarihli raporuna yer veriliyor. Raporda; ''Bir Amerikan vapuru, ABD konsolosluğu önünde, hareket etmek zorunda, çünkü insanlar o vapura binmek için kendilerini denize atıyor. O anda yine Ermeni Mahallesi’nde, daha önemli iki yeni yangın başlıyor. Durum ciddileşiyor, çünkü güneyden gelen rüzgarın şiddetiyle alevler Frenk Mahallesi’ne doğru ilerletiyor. Silah sesleri var, el bombaları patlıyor. Türk işgali altında yaşamaktansa ölmeye karar vermiş olan Ermeniler, evlerini yangına vererek, Türk askeriyle savaşmaya başladılar. Cephanelikler korkunç bir gürültüyle infilak ediyor. Saat akşamın dokuzu; biz farkına varmadan gündüzden geceye geçtik. Gökyüzü geniş bir ateş bulutuna dönmüş...'' denilmekteydi.
  • APİKAM’da bulunan ikinci belge, Mehmet Sırrı ve Michelle Camberes’in sahibi olup, İzmir’de Fransızca olarak yayınlanan ''Le Levant'' Gazetesi. 21 Eylül 1922 tarihli haberde şu ifadeler yer alıyor.
    ''Ermeni Kilisesi’ne yaklaşık 100 metre uzaklıkta bir Ermeni evinde ilk yangın görüldü. Bu ilk girişim, itfaiyecilerin çabalarıyla engellendi. Birkaç saat sonra kilise çevresinde patlayıcı maddeler ateş almıştı. Yangın, eş zamanlı olarak Basmane’deki ve Soğukçeşme’deki Ermeni evlerinde başladı ve art arda Ayavukla’da, Ayaparaskeri’de ve Kireçağırı Mahallesi’ndeki Ermeni evlerinde yangın çıktı. Yangından önce bütün Ermeni evleri kapalıydı ve herhangi bir hayat belirtisi yoktu. Yangınla birlikte Ermeniler silahlı olarak evlerinden çıktılar. Hatta Ayavukla Mahallesi’nde bir Ermeni’nin kendi evini ateşe vererek çıktığı görüldü. Birçok evde yangını körükleyen paçavra parçalarına rastlandı. Bu mahallelerde yaşayan Ermeniler, aynı zamanda yangını söndürmek isteyen itfaiye erlerine ateş etmeye başladı. Ermeni mahallelerinde ve çarşıda bomba atan Ermeniler görüldü ve tutuklandılar. Darağaç’ta Yordani Aleksiyati adlı bir Rum, evini yakarken yakalandı. Kendisine bunu yapması için bir Rum görevli tarafından para verildiğini itiraf etti. Anadolu’daki Ermeni alaylarını örgütleyen meşhur Trukom, Yunanlılara İzmir’i terk etmeden önce şöyle seslenmişti. ‘Siz İzmir’i Türklere bırakarak kaçın. Biz ancak öldükten sonra İzmir’i onlara teslim edeceğiz.’ Gerçekten de İzmir’i yakmak için burada bir Ermeni komitesi kurulduğu anlaşılıyor.''
  • Bu konudaki bir başka yabancı belge ise Amerikan kaynaklı. ''Yakın Doğu’ya Yardım'' adlı Amerikan kuruluşunun temsilcisi olan Mark O.Prentiss’in İstanbul’daki Amerikan Amirali Mark L.Bristol’e gönderdiği rapor ''Yangını Ermeniler ve Yunanlılar başlattı, Türkler değil...'' diye başlıyor. Raporun devamında ise şunlar belirtiliyor:
    ''Öyle görünüyor ki, Amerika’daki hemen herkes İzmir’deki şiddete son bir trajedi olarak eklenen yangının Türklerin sorumluluğunda olduğuna inanmaktadır. Üst düzey önem taşıdığı kabullenilen böylesine bir suçlama Türklerin üzerine atılamaz. İzmir, Doğu savaşında ele geçirilen en büyük ödüllerden biriydi. Halkın ve ordunun acil gereksinimleri için kullanılan depolar evlerdi. Bunları neden yaksınlar? Ermeni ve Rumlar bu bölgenin nefret ettikleri düşmanın eline geçmesine izin vermek istemediler. Yangından birkaç gün önce İzmir’de bulunan bir rapora göre örgütlenmiş genç bir Ermeni grubu, eğer şehir Türklerin eline geçerse şehri yakmaya ant içmişlerdir. Ermenilerin bu plan için yeterince motivasyonları vardı...''
    Bu konuda Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nin kurucularından Yardımcı Doçent Doktor Sabri Yetkin’in de bazı notları var, onları da birkaç gün sonra yazacağım.

    AB’ye karşı UB

    Yıllardır söylediğim, AKP’nin alternatifsiz olmadığı, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle gelişen ''ulusalcılık'' akımının birbirine yaklaştırdığı CHP ve MHP’nin oluşturacağı bir koalisyonun ''başarılı bir iktidar'' yapısı oluşturabileceği düşüncesini ilk kez 14 Ocak 2007 tarihli yazımda şöyle dile getirmişim: ''DSP-MHP-ANAP koalisyonu sırasında Sayın Ecevit ve Sayın Bahçeli uzlaşma örneği sergilemişlerdi. Aynı uzlaşıyı sergilemeleri halinde, Sayın Baykal ve Sayın Bahçeli’nin daha başarılı olacaklarına ve iktidarı paylaşacaklarına inanıyorum.'' Daha sonra 4 Mart tarihli yazımda ''AKP ile koalisyon yapma olasılığı bulunmayan iki partinin, CHP ve MHP koalisyonunun kazanmasını diliyor ve buna inanıyorum'', 18 Mart tarihli yazımdaysa ''Asgari müşterekte buluşan insanların, AKP ile koalisyon kurma olasılığı bulunmayan ve barajı geçmesi kesin olan partilere oy vermeleri gerektiği kanısındayım. Hiçbir zaman sa€ partilere oy vermeyi düşünmeyen sol oyların CHP’de, soldaki bir partiye oy vermeye elleri gitmeyen sa€ oylarınsa MHP’de yoğunlaşacağını düşünüyorum'' diye yazmışım.
    * * *
    Bugün geldiğimiz nokta ve tarafsız kamuoyu yoklamaları öngörülerimi doğrular nitelikte. Partilerin yaptırdıkları kamuoyu yoklamalarında ise nedense hep kendi partileri açık ara önde görünüyor. Son zamanlardaki bazı gelişmeler oy dağılımını değiştirebilir. Örneğin milli görüşçülerin tasfiyesi ve Güneydoğu’daki olaylar AKP’nin oylarını daha da düşürebilir; yükselen ulusalcılık dalgası ve gittikçe güçlenen iktidar olasılığı ise CHP ve MHP oylarını arttırabilir.
    Özellikle son aylarda çok başarılı görünen CHP’ye önerim, halkın onlara gelmesini beklemeksizin halka daha çok gitmeleri. ''Türk'' olmanın haklı gururunu yaşayan ve seçimlerde birçok kişinin beklediğinden daha yüksek oranlara ulaşacağına inandığım MHP’lilere önerimse, öncelikle ''Ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber'' şeklindeki ''Arapça'' sloganı terk etmeleri. Nedenini soranlara http://www.videobak.com/video/turkce-ezan-1932-1950 internet adresine girerek Atatürk’ün 1932’de zorunlu hale getirdiği Türkçe ezanı dinlemelerini öneririm. Ne demek istediğimi anlayacaklardır.
    * * *
    Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti uluslararası arenada hiç bu kadar aşağılanmamıştı. AKP iktidarı döneminde özellikle AB karşısında düştüğümüz durum içler acısı. Bu durumdan kurtulmak için şu an en olası çözümse CHP-MHP koalisyonu gibi duruyor. Kim bilir, CHP-MHP koalisyonunun adı belki de ''Ulusal Birlik-UB'' olur; AB’ye karşı UB.

    (Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

    dsipahi@milliyet.com.tr








    EGE
    Emeklilik hakkında her şey
    İzmir yangınıyla ilgili yeni belgeler
    Özlemek yaşamaktır...
    Karşıyaka’ya birlik gerek





  • Ege Ana Sayfa
    Ekonomi
    Spor
    Rehber


    Necati Çetiner
    Deniz Sipahi
    İsmail Sivri
    Fatih Tanfer

       
    © 2006 Milliyet