
Can Dündar
Ada
"Yasa Ana" veda etti!
can.dundar@e-kolay.net
İki kadın: Türkan Saylan, kitleleri uyandırarak, meydanları doldurarak AKP'nin Çankaya yoluna barikat ördü. Tülay Tuğcu yönettiği mahkemenin verdiği kararla o yolu tamamen kapattı ve kendisi hedef oldu.Tuğcu zaten Anayasa Mahkemesi'nin, Cumhurbaşkanlığı seçimini AKP için imkansız hale getiren "367 şart" kararı çıktığından beri iktidar partisinin şimşeklerini üstüne çekmişti.
Geçen hafta da ABD Hudson Enstitüsü'nün "felaket senaryosu"nda başrolü üstlendi.
Kapalı bir toplantıda dile getirildiği söylenen ve Türkiye'de manşetlere yerleşen senaryoya göre Türkiye'nin Kuzey Irak müdahalesi, Tuğcu'ya düzenlenecek bir suikast ile başlıyordu.
Oysa o, aynı günlerde Anayasa Mahkemesi Başkanlığından yaş haddinden emekli olmuş, yeni bir hayatın yoluna koyulmuştu.
Bu haberler üzerine hem yeniden gözler ona çevrildi hem de rahat bir emekliliğe hazırlanırken etrafı bir koruma ordusuyla çevrildi.
Saylan da Tuğcu da bahçe bakımıyla geçecek huzurlu bir emeklilik düşü görseler de muhtemelen henüz misyonları bitmemişti.
Geçen yıl nisan ayıydı. Ankara Hukuk Fakültesi'nin konferans salonunda, en ön sırada yan yana oturduk Tülay Tuğcu'yla...
"Ceride-i Kantar" ödül törenindeydik.
O, mezun olduğu okulun öğrencileri tarafından "Yılın hukukçusu" seçilmişti.
Ödülünü almak üzere kürsüye çıktı ve kısa bir konuşma yaptı.
"Bugün 45 yıl öncesine gittim" dedi.
45 yıl önce Ankara Hukuk Fakültesi'ne ilk adımını attığında yıl 1961'di. Türkiye'nin en özgürlükçü anayasası yeni kabul edilmişti. Yeni Meclis seçilmişti.
Tuğcu o günlerin heyecanını şöyle ifade etti:
"Hepimiz birer başbakandık sanki... Her gün memleket sorunlarını tartışıyorduk. Bağıra çağıra öğrenci birliği seçimleri yapıyorduk."
Büyük bahçeli okulHukuk'a TED Ankara Koleji'nden gelmişti. Kolejde inatçılığından dolayı ona "keçi" derlerdi.
Dedesi Mülkiyeliydi. Abisi de Mülkiye'de okuyordu.
Daha çocuk yaşta abisinin okuluna giderken "Sen de mi burada okuyacaksın?" diye soranlara "Hayır, ben o yandaki okula gideceğim" cevabını vermişti:
"Çünkü onun bahçesi daha büyük"tü.
Liseden mezun olduğunda puanı hem Hukuk'a hem Siyasal'a yetiyordu.
O, Hukuk'u seçti. 1-A sınıfındaydı.
Okula girdikten 15-20 gün sonra bir derste yaşadığı komikliği keyifle anlattı:
Hoca "Hukuki tasarrufları" anlatırken "Hukukun para biriktirmekle ne ilgisi olabilir ki?" diye düşünmüş, sonradan burada bahsedilen "tasarruf"un "işlem" anlamına geldiğini öğrenince hayli mahcup olmuştu.
"Bayan hukukçu mu?"
Konuşmasından sonra öğrencilerin sorularını yanıtladı.
Öğrenciyken en çok istatistik dersinde zorlandığını söyledi.
Gençken piyano çaldığını anlattı. Evlenince, evde piyanoyu koyacak yer olmadığından piyanosundan ayrılmak zorunda kalmıştı.
Hukuk'u dereceyle bitirmiş ama mezun olduğunda daha adliye kapısından girmemişti. Dava dilekçesi yazmayı bile bilmiyordu.
Üç yıl avukatlık yapmış, o dönemde meslektaşı Şener Tuğcu ile tanışıp evlenmişti.
Avukatlıkla zor geçineceklerini fark edince de kamuyu seçmişti.
"Bir bayan hukukçu olmak kariyerinizi nasıl etkiledi?" sorusuna net bir cevap verdi:
"Bayan hukukçu diye bir şey yok. Ben bir hukukçuyum. Danıştay kökenliyim. İdari yargıda böyle bir ayrım yoktur. Ama yüksek mahkemenin başında bir kadın bulunmasının elbette avantajı oluyor. Yurtdışından çok olumlu tepkiler alıyorum. Çok da saygı gördüğümü fark ediyorum."
"İşimi sevdim"Kurnaz kız öğrencilerden biri "Ama askeri mahkemelerde kadın yargıç olamıyor. Önümüzde böyle bir engel var" deyince "Bu konu bizim önümüze gelebilir. Fikrimi söylersem ihsas-ı rey olur (oyumu açıklamış olurum). Ama biliyorsunuz, ben her zaman eşitlikten yanayım" cevabını verdi.
"Nasıl başardınız?" sorusunu ise kısaca şöyle cevapladı:
"İşimi sevdim. Elimden geleni yaptım."
Davacı bayıldı
Gerçekten de sevmişti işini...
Geçen yıl Nur Batur'la yaptığı bir sohbette bu sevgisini şöyle anlatmıştı:
"Danıştay'da bir başkanım vardı. Bir heyet toplantısına girerken bana 'Yahu burada dava dinleyeceğiz, oysa sen heyete baklava börek yiyecekmişiz gibi geliyorsun' derdi. Çok severek çalıştım Danıştay'da..."
Danıştay yıllarından aklında yer eden bir meslek dersini de öğrencilerle paylaştı Tuğcu:
Danıştay raportörüyken istiklal madalyalarıyla ilgili bir dava gelmişti önüne... Davayı karara bağladıktan sonra yaşlı davacı gelip sonucu sormuştu. Tuğcu "Amca davayı kazandın" diye müjdeleyince adamcağız sevinçten düşüp bayılıvermişti.
Bu örneği anlattıktan sonra "Aklınızda olsun, davacıya sonucu alıştırarak söyleyin" dedi.
Yaşgününde emekli oldu
Buna rağmen kendisinin Anayasa Mahkeme Başkanı olarak verdiği son karar, heyecanla bekleyen Başbakan Erdoğan'a, pek de alıştırmadan, canlı yayında söylenmiş ve Başbakan'ın düşüp bayılma ihtimali gözardı edilmişti.
En başta Tülay Tuğcu'nun imzasını taşıyan o kısa metin, AKP cenahında Kemalettin Tuğcu'nun romanları kadar hüzün yarattı.
Tuğcu büyük tartışma yaratan o kararın gerekçesinin açıklanmasını bile beklemeden, yaş haddinden emekli oldu yüksek mahkemeden...
Aslında çok önceden, yaşıt olduğu meslektaşı Ahmet Necdet Sezer'le birlikte emekli olmayı bekliyordu. Ama Sezer Cumhurbaşkanı olunca Tuğcu'nun başkanlığı gündeme gelmiş, emekliliği gecikmişti.
Nihayet emeklilik kapıya dayandığında takvimler 12 Haziran'ı gösteriyordu.
Onun doğum günüydü.
Mahkemede mütevazı bir kutlama ve uğurlama töreni yapıldı.
Törene eşi Şener bey ve Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu olan kızı Ayşe de katıldı.
Köşk'te domates yetiştirmek...
Çıkışta gazeteciler "Emekliliğinizde ne yapacaksınız?" diye sordular.
"Emekli adam ne yapar, torunum gelecek" dedi.
Başkanvekili Haşim Kılıç "Domates yetiştirecek" diye tamamladı.
Gerçekten de bu, en büyük hayaliydi.
Köşesine çekilecek, dosyaları geride bırakıp torunu Ali'yle, bahçesindeki çiçeklerle ve beslediği kedi köpeklerle ilgilenecekti.
Belki zaman zaman yine çocuklara yemek yapacak, dikiş dikecek, domates yetiştirecekti. Kuşkusuz bu arada üniversitelerden gelen teklifleri değerlendirecekti.
Ama hiç unutmamalı ki, selefi Ahmet Necdet Sezer'in de böyle emeklilik planları vardı ama ani bir telefonla o düşleri yedi yıl ertelemek zorunda kaldı.
Yarın bir başka "isim krizi"nde, Türkiye'nin kaderini değiştiren "Yasa Ana" da akla gelir mi?
Bir zamanlar Genelkurmay başkanlarının emeklilik sonrası görev yeri sayılan Çankaya, "asker toplum"dan "hukuk toplumu"na dönüşme alameti olarak Anayasa Mahkemesi başkanlarının son durağı olur mu?
Tuğcu hayalini kurduğu domatesleri Anayasa Mahkemesi'nin hemen
arkasındaki Çankaya Köşkü'nün bahçesinde yetiştirmek
zorunda kalır mı?
Olur mu olur?
Unutmamalı ki, "Köşk'ün bahçesi daha büyük"tür.

