
Meral TAMER
Biz kimden kaçıyorduk Anne?
Perihan Mağden'in bir önceki kitabı "İki Genç Kızın Romanı"nı bir solukta okumuştum. Yeni çıkan romanı "Biz kimden kaçıyorduk Anne?" de su gibi aktı-gitti. Basit bir dil, kısacık cümleler, çarpıcı bir anlatım ve gıdım gıdım çözülen müthiş bir hikâye...
Romandaki ana karakterler, yine anne-kız. Ancak bu kez dudak uçuklatan, insanın tüylerini diken diken eden bir anne ile deli gibi sevdiği, beynini yıkadığı küçük kızı.
Onlar, çıkışı olmayan tuzaklarla dolu bir yolculuğun 2 yolcusu. Evleri yok. Sürekli farklı kentlerde ve değişik otellerde yaşıyorlar. Her gün aynı kitabı, Bambi'yi okuyorlar. Hep aynı lafları söylüyorlar. Dua eder gibi konuşuyorlar.
Romanın başından sonuna kadar anne-kız kaçıyorlar. Hatta roman bittikten sonra bile kız kaçmaya devam ediyor.
Kimden kaçıyorlar?
Onlardan!
Çünkü onlar "Kötüler" ve de "Çoklar!"
Romandan küçük bir alıntı:
"Annemin beni kimselerin ağlatmasına tahammülü yok. Yalnız ve yalnızca Annem ağlatabilir beni. Ben Annemi ağlatabilirim. Başkalarının bizi üzmesine tahammülü yok Annemin.
'Bizi üzenler cezasını bulurlar Bambim. Bulmaları gerekir. Annen bunun için var. Burada kaldı. Seni üzenlere günlerini göstermek için. Kabalığın ve kötülüğün cezasını vermek için.'
Biliyorum Annecim.
Onlara cezalarını vermek zorunda kaldığını biliyorum."
Evet, annesi kızını sürekli koruyup kolluyor. Bu uğurda -ölüm de dahil- kime ne ceza verilecekse, gözünü kırpmadan veriyor. Küçük kız da annesinin neyi niye yaptığını gayet iyi anlıyor.
Toplumsal cendere
Perihan'ın Radikal'deki yazılarında, mercek altına aldığı insanları lime lime eden kalemi (yazılarını elle yazar), bu romanda sanki sivri uçlu cinayet aletlerine dönüşüyor ve günlük yaşantımızda her an karşılaştığımız kaba-saba, hak yiyen, acımasız ya da şımarık insanları birer birer öldürüyor.
Perihan, anne-kız ilişkisinin doğal varsayılan o gerilimli bağımlılığı üzerinden müthiş bir toplumsal yergiye ulaşıyor. Kişisel ve toplumsal şiddetin, psikolojik ve fiziksel şiddetin, sıra dışı ve sıradan şiddetin iç içe geçmişliğini, fark etmeden hapsolduğumuz toplumsal cendereyi, okuru esirgeme endişesi gütmeden gözler önüne seriyor.
Günlük hayatın şiddeti
Geçenlerde yayınlanan bir söyleşisinde Perihan, yer yer deliliğin sınırında görünen anneyi "Çok tatlı, düzgün ve dürüst bir kadın; ancak ekstrem bir vaka" olarak tanımlıyor ve ekliyor:
"Aslolan birinin tecavüz etmesi ya da bıçağı dayaması değil ki... Gündelik hayatımızın başka bir şiddeti var. Birbirimize karşı çok kaba, nadan ve düşüncesiz olabiliyoruz. Bir banka memuru ya da bir taksi şoförü çok kötü davranarak, o günümüzün içine edebiliyor. Ben kabalıkların nasıl cinai olabileceğini göstermek istedim. Ben kahramanımı seviyorum ve romanı okuyan herkese de 'Onu haklı bulmuyor musun?' diye soruyorum."
mtamer@milliyet.com.tr

