Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Haziran 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
ÖZEL RÖPORTAJ
ECEVİT’İN KORUMA MÜDÜRÜ, CHP ADAYI RECAİ BİRGÜN ANLATIYOR:
Referansım Ecevit’tir

''Yanlış biri olsaydım, ahlaken, kişilik olarak Ecevitler’in yanında barınmam mümkün değildi. Siyasi kimliğim de Bülent Bey’le aynı...''

Münir Koçaslan


İzmir’de CHP’nin ''kesin seçilir'' gözüyle bakılan 2. Bölge 3’üncü sıra adayı Recai Birgün, adından en çok söz edilen isimlerden biri oldu. Ecevit’in eski koruma müdürü Birgün, DSP’nin kontenjanından CHP listelerine alındı. Son yıllarda her fotoğraf karesinde Ecevitler’in başucunda görülen Birgün, Milliyet EGE’nin sorularını yanıtladı. Ecevitler’in vefaya karşılık Oran’daki evlerini bağışladıkları evli ve iki çocuk babası Birgün, öyküsünü anlattı:
Ecevit’in korumalığı nasıl oldu?
Ankara Emniyet Müdürlüğü Terör Şubesi’nde müdür yardımcısı olarak görev yapıyordum. Yedi yıl önce bir arkadaşım telefon açtı, ''Seni o şubeden alacaklar galiba'' dedi. ''Kimse alamaz, kimsenin de gücü yetmez. Çünkü görevimi yapıyorum'' dedim. ''Hemen kızma'' dedi, ''İyi bir şey için alacaklar.'' Bir müddet sonra dönemin istihbarat daire başkanı aradı. Gittim. ''Bir koruma meselesi var, talip olur musun?'' dedi. ''Herhalde önde gelen bir işadamına suikast yapılacak, bununla ilgili tedbir gerekiyor'' diye geçti aklımdan. ''Yaparım ama bir şartım var, kendi ekibimle'' dedim. Prensipte anlaştık, önce emniyet genel müdürünün, oradan İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın huzuruna çıktım. Hala önemli bir işadamını koruyacağız sanıyoruz. Hüsamettin Özkan’ın makamına çıkarıldık. Hüsamettin Bey, daire başkanına dedi ki, ''Arkadaş konuyu biliyor mu?'' O da, ''Hayır efendim sizin izah etmenizi uygun gördüm'' dedi. Başbakan’ın, Ecevit’in adını duyunca şaşırdım.

İşim, suiistimale açıktı
Zor iş olsa gerek?..
Zor... Hem fiziki hem bilgi güvenliğini sağlıyorsunuz. Orada olduğunuz sürece başbakan adına birilerine talimat veriyorsunuz. Özel veya kamusal iş için.. Mesela başbakan otomobildeyken diyor ki, ''Recai Bey telefon açın, şuna, şunu söyleyin bir zahmet. Şu, şunu şöyle yapsın.'' Biz de onun adına birşeyler söylüyoruz. Bunu suiistimal etmek mümkündür. Siz açarsınız, ''Sayın başbakan bunu, böyle istiyor'' dersiniz. Zaten karşınızdakinin tekrar başbakana dönüp sorma şansı yoktur. Bu açıkları bilip de köşeyi dönenler vardır. Bunların içinde bazı korumalar da vardır.

Ev arıyordum, verdiler
Rahşan Hanım’la ilişkiler nasıldı?
Gayet iyiydi. Beni ailenin parçası gibi görüyorlardı. Rahşan Hanım hala öyle görür... Mesela, eşim hamile kaldı. İki yıl önce, ikinci çocuğumuz dünyaya gelecekti. Emniyetin iki oda bir salon lojmanında oturuyordum. Biraz büyük bir lojmana geçmek zorundaydım. Böyle yapmak da biraz ters geldi. Ev aramaya başladım. Bunu da beyefendi ve hanımefendiye yemek yerken sohbette söyledim, ''Şu sıralar kiralık bir ev bakıyorum'' dedim. Herhalde o akşam evde konuşmuşlar, Ertesi sabah eve gider gitmez, ''Recai Bey, bir gel, bir şey konuşacağız'' dediler. Oturduk. ''Biliyorsunuz bizim evi, Oran’daki diğer evi kullanmıyoruz'' dediler. Gerçekten de 2002’de ayrılmıştık o evden, eşya vardı ama kapısını açıp girmedik. Sadece arasıra gidip temizliğini yaptırıyor, havalandırıyordum. ''Eğer kabul ederseniz bu evde sizin oturmanızı ve yaşamanızı istiyoruz'' dediler. Benim için çok önemliydi bu. Bir defa Ecevit’in sahibi olduğu bir şeye sahip olacaktım. Gerçekten o duyguyu anlatmak belki biraz zor. Bir de ekonomik olarak öyle bir evi, ömrüm boyunca alabilmem mümkün değildi. İnanılmaz şekilde mutlu oldum. Oraya taşındım. Beyefendi rahmetli olduktan sonra, hanımefendi, ''Bak'' dedi, ''Ölümlü dünya. Hiç beklemiyorduk. Bir anda oldu. Onun için şu ev işini halledelim'' dedi. Evin tapusunu da verdi.

Değeri ne kadar?
Şu andaki değeri bence 250-300 milyar.

Şimdi Rahşan Hanım’ın oturduğu ev hangisi?
Bu evin 50 metre ilerisinde, yan sokağında. Giriş katı. Çok güzel, çok şirin.

Gömlekleri, kravatları da bende
Sizde başka hatıraları da vardır...
Ecevit’in bende çok hatırası var. Rahşan Hanım, beyefendi vefat ettikten sonra, yanlış anlayıp anlamayacağımı sordu. Bütün mendillerini, kravatlarını, gömleklerini bana verdi. ''Benim için onurdur, bunları kimseye vermem. Kullanırım'' dedim. Maalesef pantolonlar olmadığı için takım elbesileri almadım. Bütün gömlekleri ve kravatları aldım. Kullanıyorum. Mesela üzerimdeki gömlek Ecevit’in...

Ecevit, İstanbul’u uygun gördü
Peki, ilk milletvekilliği adaylığına gelelim. Siz, 2002 yılında da adaydınız...
2002 yılında seçim kararı alındıktan sonra, 3 Ağustos’ta izne ayrıldım. Tatil için Antalya’ya gittim. O zaman televizyon izlerken, ''5 Ağustos’a kadar kamu görevlilerinin istifa etmesi gerekiyor'' diye bir haber duydum. Bir an içimden bir ses dedi ki, ''Ya Recai sen niye bekliyorsun? Hadi git seçime katıl...'' Eşime açtım, ''İyi düşündün mü?'' dedi. İki arkadaşıma danıştım. Biri destekledi. Diğeri, ''Boşver, aday yapmayabilirler. Aranızdaki ilişki bozulur'' dedi. O gece yattım, sabah kalktım, aday olmaya karar verdim. Üç gün sonra, sabah kapıyı çaldım. Rahşan Hanım açtı. ''Recai Bey'' dedi, ''Ne çabuk doldu 15 gün, geldin''. Beyefendiye döndü: ''Bülent bak, 15 gün dolmuş, Recai Bey dönmüş'' dedi. ''Bir konu var, onun için geldim. Müsaade ederseniz beyefendiyle birlikteyken bunu arzetmek istiyorum'' dedim. Beyefendi daha pijamalarıylaydı. Dedim ki, ''Efendim böyle böyle... Bu dönemde milletvekili adayınız olmak istiyorum.'' Konuşurken hep karşımdakinin gözüne bakarım. Gerçek duygular oradadır. Anlayacaktım, yani istiyorlar mı, istemiyorlar mı? Hanımefendinin gözlerindeki ifade bana yetti zaten. Dedi ki, ''Recai Bey, sizin eğer aday olmak istediğinizi bilseydik, bu teklifi biz yapardık. Ama sizden hiç öyle bir sinyal almadık.'' Rahşan Hanım da, beyefendi de ''Olur'' dedi. DSP’den İstanbul 2. Bölge’de 4’üncü sırada aday gösterildim. Sayın Ecevit beni iyi bir yere koymuştu.

Rahşan Hanım kontenjanı...
Ya şimdiki adaylığınız nasıl oldu?
Beyefendi 5 Kasım’da rahmetli olduktan hemen sonra, 8 ay önce emekliye ayrıldım. Tabii hanımefendiyle irtibatımızı kaybetmedik, devam da edecek. İlk işim DSP’ye üye olmaktı. Sonra, delege ve kurultay delegesi seçildim. Hanımefendi, Zeki Bey’e (DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’e), ''Eğer mümkünse iki kontenjan istiyorum sizden'' dedi. Biri Ecevit’in doktoru Mücahit Bey (Mücahit Pehlivan). Mücahit Bey çok yardımcı oldu, 2002 seçimlerinde hep bizim yanımızdaydı. Hatta gazeteler, ''Ecevit’i ayağa kaldıran doktor'' diye yazdı. Çok emeği geçti, hiç ücret almadı. DSP camiasının minnet borcu var.

Bir de sizi mi söylemiş?..
İkimizi önerdi. Zeki Bey benim yanımda, hanımefendiye dedi ki, ''Efendim kusura bakmayın, sizin sadece bir kontenjanınız var. Onu da Mücahit Bey’e ayırdık...'' Sonra ekledi, ''Recai Bey de benim kontenjanımdan aday olacak.'' Bu tabi benim için çok büyük jest. Adaylığım böyle oldu.

İzmir’i bekliyor muydunuz?
Beklemiyordum açıkçası. CHP’li arkadaşlar karar verdi. Normalde benim beklentim, İstanbul’du. Ama bütün samimiyetimle söylüyorum, İzmir’i duyunca daha da memnun oldum.

İzmirliler sizi pek tanımıyorlar. Nasıl bir referans gösterebilirsiniz?
Referansım Ecevit’tir. Her yerde söylerim. Benim politikaya girmemin tek sebebi Sayın Ecevit’tir. Türkiye’nin beğenisini, takdirini kazanmış bir isimden referansım var. Ben yanlış biri olsaydım, ahlaken, kişilik olarak Sayın Ecevitler’in yanında barınmam mümkün değildi. Onlarda bir güven uyandırabilmişim ki, daha önce 2002 seçimlerinde, İstanbul’da da beni çok iyi bir sıraya koydular. İktidardan ayrıldıktan sonra da hanımefendi benimle ilgili sohbetlerde bazen, ''Recai Bey ne yapmayı düşünüyorsunuz? Hep bizim yanımızda kalır mısınız?'' derdi. Beyefendi hemen devreye girerdi, ''O nasıl söz Rahşan'' derdi. ''Recai Bey milletvekili olacak.'' Bu da tabi benim kendime daha da güvenmemi sağladı. Benim referansım Sayın Ecevit’tir... Tanımıyorlar dediniz ya, samimiyetle söylüyorum, gittiğimiz her yerde herkes beni tanıyor. Bugün bir derneğe gittik. Orada bir amca dedi ki, ''Recai Bey’i tanıyorum.''

Sömürü yapmıyorum
Gömleğiniz Ecevit’in, eviniz Ecevit’in, referansınız Ecevit... Bu durum, ''Ecevit’in üzerinden siyaset yapıyor'' diye algılanmaz mı?..
Tabi bazı kesimler bunu böyle kullanabilir. Ama siyasi düşüncelerim Ecevit’le örtüştüğü için zaten buradayım. Bunu kimse yadırgamayacaktır. Yadırgayanda artniyet ararım. Günübirlik hesaplar yapsaydım, Sayın Ecevit bunu 50 yılık bir siyasetçi olarak çok çabuk anlardı. Beni de kısa sürede yanından ayırırdı. Bundan eminim. İnsanlar, Ecevit’le benim ne kadar özdeşleştiğimi görecekler.

İzmir’de ''ithal'' diye nitelenen adaylardansınız. Bu konuda ne dersiniz?
Böyle düşünenlere de saygı duymak gerekir. Ama bu seçim olağanüstü koşullarla gündeme geldi. Miting meydanlarında milyonlarca kişi DSP ve CHP için ''birleşin, birleşin'' diye bağırdı. Kamuoyunun böyle bir talebi vardı... DSP seçime girmedi. Milletvekilliği sayısında da hakkaniyetin sağlanması gerekirdi. Adaylığıma bu çerçeveden bakılmalı... Sayın Ecevit de daha önce söylemişti, ''Türkiye’de rejim sıkıntısı vardır. Önümüzdeki ilk seçimlerde muhakkak sağlı sollu işbirliği gerekir'' diye... Eğer ömrü yetseydi kendisi bizzat kapı kapı gezip siyasi liderlerden bunu talep edecekti. Birleşme önerisi de ilk Sayın Ecevit’ten gelmiştir. Bu hareketin devamında Rahşan Ecevit o zaman belirli kesimlere, ''İşbirliğine gidilsin'' dedi.

Vasiyeti yerine geliyor
Yani, bir nevi Ecevit’in vasiyeti yerine gelmiş mi oluyor?
Kesinlikle öyle. Zaten DSP yönetimi kararı çok rahat aldı. Çünkü Ecevit’in vasiyetiydi bu, gerekli olduğu için yerine getirildi.

Tek kriter İzmirlilik değil yani...
İzmir’e hizmet için illa İzmirli olmak gerekmez. İzmirli olsan da seçildikten sonra bir daha uğramazsan neye yarar...

Seçilirseniz nerede oturacaksınız?
Hanımefendiyle Ankara’da her gün bir saatlik yürüyüşlerimiz vardı. Yalnız kalırsa üzüleceğini düşünüp konuştum, ''Eğer birazcık içiniz sızlayacaksa aday olmam. Burada bir şeyler ters gidecekse gitmem'' dedim. Hanımefendi karşı çıkmadı ama Ankara’da oturacağım. Zaten milletvekillerinin de öyle bir sistemi var ki, sürekli seçim bölgelerinde bulunmaları mümkün değil. Ama her fırsatta İzmir’e geleceğim. Meclis tatil olunca İzmir’de kalacağım. Bunun sözünü veriyorum. İnşallah, kızdığım milletvekilleri gibi olmayacağım. Koşturup İzmirlilerin sıkıntılarını takip edeceğim. Çözüm için çalışacağım.

Gördüm, Karşıyakalı oldum
Sizin tespit ettiğiniz en önemli sıkıntı ne İzmir’de?
Sıkıntı tespitinden ziyade, en üzüldüğüm konuyu anlatayım. Hayatımda ilk kez Kırıkkale’de maça gittim, 1986 ya da 1987’ydi. İzmirli bir arkadaşım yanımdaydı. Kırıkkale-Karşıyaka maçıydı. Futbolu pek de sevmem. Karşıyakalılarla birlikte bağırmaktan sesim kısıldı. Öyle bir taraftarı görüp, duyup, içinde sessiz oturmak mümkün değildi. Şimdi bakıyorum, Süper Lig, İstanbul-Ankara ligine dönmüş. Başbakan Tayyip Erdoğan, Kasımpaşa’ya destek oluyor. Solcular da ''kalemiz'' dediği, Türkiye’nin üçüncü büyük ili İzmir’de gol yiyor. ''Karşıyaka’nın birinci lige çıkması için çaba sarfedeceğim'' dememe gerek yok. Zaten her şeyi yapıyorlar. Sadece bazı konularda hukuki düzenleme talepleri var; onları yerine getirmeliyiz. İzmir’i her konuda hakettiği yere getirmeliyiz.

''Bu Meclis’e gireceğim'' dedim

Aklınızda siyaset var mıydı?
1980’lerden beri, taa okuldayken... Muhakkak siyasete atılacağımı söylüyordum. Siyaset bizim için o zaman çok uzak... Okulu bitireceksin, yükseleceksin, iyi bir emniyet müdürü olacaksın, iyi bir vilayete vali olacaksın. Sonra siyasete atılacaksın. Sıra buydu. Polis Akademisi’ndeyken 1984’te kafama koydum.

Hayatınız hep böyle mi?
Tabi. Hep planlar üzerine yaşayan bir insanım. 5 sene sonra, 10 sene sonra ne yapacağım hep kafamın içindedir. Allah’ın da sevgili kuluyum herhalde, her şey istediğim gibi gelişiyor. Daha çok önce, 2000 yılında, Sabah gazetesinde bir ropörtajım çıkmıştı. Bir gün bu Meclis’e gireceğim demiştim.

Neden?..
ep istiyorum aslında ''bunu sorsunlar'' diye. Sadece milletvekili olmak gibi bir hevesim yok. Özellikle beyefendinin yanındayken milletvekilliğinin dışarıdan göründüğü gibi çok da keyifli, havalı, cakalı bir şey olmadığını bizzat öğrenmiştim. Sayın Ecevit’in yanına geldiğim zaman sürekli evdeki kitaplarını okuyarak, onu dinleyerek baktım ki, düşünceler benim kafamdaki gibi... Hem hak, hem de halk diyebilen biriydi. Siyasi kimliğimi Ecevit’le buldum. Onun düşüncelerini Meclis’e taşımak istiyorum. Solcuyum... Öyle bir düşünceye sahibim ki, Osmanlı ile hep gurur duyarım, savunurum. Her dönemin hataları vardır. Cumhuriyet döneminde de hatalar yapılmıştır. Bakın AKP de bu ülkenin hatalarından biridir. Ama bu o bütün Cumhuriyet sürecini gölgelemez. Yani solcuyum, milliyetçiyim, dinci değilim ama dindarım ve Atatürkçüyüm.







EGE
Referansım Ecevit’tir
Göksel: Asılsız vaat vermedik
Ormana giren de ateş düşüren de yanacak
Maliye ‘ava’ çıkacak!
İZBETON’da sendika coşkusu
Bergama Kermesi’nde ''Casablanca'' rüzgarı
Yeşile ateş düşmesin diye köylülere eğitim veriliyor
Karne hediyesi tiyatro
Profesörlerden, başarılı öğrencilere karne hediyesi
Belediye binasına ‘Akbayram’lı açılış
Çocuklar için yüzme okulu
DP’de seçim öncesi kriz
‘İşgal yıllarından çok daha kötüyüz’
Bağımsız’dan hodri meydan
CHP’liler çarşıya, pazara çıktı
Öğrenmeyi hatırlatacaklar
İZMİR REHBERİ





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Ça¤layan Bilgen
Necati Çetiner
Özgür Kaynar

   
© 2006 Milliyet