...Ve top taca çıktı!
Türkiye Futbol Federasyonu mali genel kurulunda top taca çıktı, mahkemenin pencere camını kırarak hakimin kucağına düştü.
Şimdi hakim ne yapacak ?
Ya topu patlatıp çöpe atacak, ya da oyunculara iade edip "Kendi aranızda oynayın, dikkat edin bir daha da camı kırmayın!" diyecek.
Şahsen ben, ikinci çözümden yanayım.
Peki top neden taca çıktı?
Ya sakar bir oyuncunun ileri doğru hamle isteğine rağmen, kötü ve hesaplanmamış bir vuruş yüzünden oyun alanını terk etti... Ya da oyunculardan biri topu doğrudan oyun alanı dışına atarak kendisine ve arkadaşlarına zaman kazandırmak istedi...
Burada topu taca atan oyuncu, Divan Başkanı Ata Aksu...
Bence çok yanlış bir hamle...
Ata Aksu, divan başkanlığına 129 oyla seçildi... Her genel kurulda olduğu gibi, TFF genel kurulunda da iktidarın adayı seçimi kazandığına göre, Ulusoy ve arkadaşlarının rahatlaması gerekirdi. Sonraki muhalif hamlelere karşı bir direnç gösterilebilir, ya da oy çokluğu ile her öneri geri çevrilebilirdi.
Ata Aksu, 90 imzalı gündeme seçim maddesini koyma önerisini oylamaya sunmadı. Sunsaydı, büyük olasılıkla önerge reddedilebilirdi.
Tercihini, FİFA'ya sığınmakla kullandı.
FİFA'nın tüm futbol federasyonlarını siyasete ve dış müdahalelere karşı koruma kararlığı gösteren mektubuna dayanarak önergeyi oylamaya dahi gerek görmedi.
Kongre inceldiği yerden koptu...
Top taca çıktı.
Özhan Canaydın ve 75 imzacı salonu terk etti... Divan Başkanı'nı protesto ederek mahkemeye gideceklerini deklare ettiler.
Kendi adıma hiç şaşırmadım.
Bu yasa ile zaten yüzde 85'i kulüp temsilcilerinden oluşan bir genel kurulu vardı futbolun. Kulüp delegeleri, kendi dar zamanlarında kendi küçük hesapları için bir araya gelirler, yabancı yasağı, yönetmelik değişiklikleri, yayın haklarından daha fazla pay ya da iddaa'dan daha fazla isim hakkı almanın ötesinde Türk Futbolu'nun vizyonunu geliştirmeye yönelik en küçük katkıda bulunmazlardı.
Kendi aralarında iktidar savaşı yaparlar, sonrasında da büyük çoğunluğuyla siyasi iktidarın rüzgârına kapılırlardı. Dün de aynen öyle oldu.
Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulu, mali kongrede hiçbir şeyi, hiçbir hesabı, gelirleri giderleri, harcamaları tartışma gereği bile duymadan aynen onayladı. Alkışlar ve oybirliği ile.
Ama seçim kavgası mahkemeye doğru yola çıktı.
Bugünkü delege yapısıyla, futbolcuların, antrenörlerin, hakemlerin yüksek barajları aşarak katılımını kısıtlayan genel kurul anlayışıyla, üniversiteyi ve bilimi dışarıda tutan felsefesiyle TFF genel kurulunun zaten havanda su dövmekten başka bir işe yaramayacağını hep beraber biliyorduk. Bir kere daha öğrenmiş olduk.
Ata Aksu, FİFA şemsiyesine sığınmakla bizce büyük bir hata yaptı... Önergeyi oylatsa, federasyon kendi özerk yapısı içinde kararını almış olacak, siyasetçiye ve çoğu belediyeler eliyle siyaset baskısı altındaki kulüplere söyleyecek söz kalmayacaktı.
Şimdi hep beraber pirincin taşını ayıklamak durumundalar.
Tepelerinde de bir hakim var!
Bu genel kurulun ve federasyonun, inadım inat kayıkçı kavgaları yerine Türk futbolunun temel sorunlarıyla uğraşmasını, futbolun toplam kalitesini artıracak, marka değerini büyütecek hamleler yapmasını bekleyenler, yine hayal kırıklığına uğradı.
Şimdi yeni yasa önerisinden Divan Başkanı'nın kararına kadar her şey tartışmalı.
Ve futbolumuz, kaçmaktan kovalamaya bir türlü fırsat bulup asıl oyuna dönemiyor.
Açıkçası, yazık oluyor!
Özhan Canaydın
Özhan Canaydın, Kulüpler Birliği ve Galatasaray Başkanı olarak yarım asrı çoktan geride bırakan spor adamlığı kariyerini adeta bozuk para gibi harcadı.
Şu federasyon çatışmalarında bir spor adamı olarak direnmeli, ilkeleri ve felsefesiyle siyasetin baskılarına dayanamayan kulüpleri uyarmalıydı: "Futbolu spor adamları yönetir, siyasetçiler değil!" duruşunu gösterebilmeliydi.
Hayır öyle yapmadı...
Rüzgâra kendini kaptırdı. Esen rüzgârların sözcüsü, devlet teşviklerinin arsa tahsislerinin Seyrantepe ihalelerinin gözcüsü oldu.
İsa'ya da Musa'ya da yaranamadı.
Eğildi, dik duramadı.
Yazık oldu benim Özhan Abim'e!
Çok yaşasın Derwall!Jupp Derwall'i 1982 Dünya Kupası'nda tanıdım. Eski gücü kalmayan yıpranmış ve yorgun Batı Almanya'yı yine de final kürsüsüne çıkarmıştı.
Arada utanç verici bir Avusturya galibiyeti olmasına rağmen...
Ama finalde Almanya'nın gücü İtalya'ya yetmedi.
Kayıplar ve 1984 Avrupa Şampiyonası'ndaki hayal kırıklığından sonra görevini bıraktı.
İyi ki de öyle olmuş.
Erdoğan Şenay'ın, Alp Yalman'ın ve Ali Uras'ın ortak gayretleriyle ülkemize geldi.
Gözlerimizi, ufuklarımızı açtı. Futbolumuza değer kattı.
Galatasaray'a 14 yıl aradan sonra unuttuğu şampiyonluğu hatırlatan ve kazandıran adamdı.
Bize Mustafa Denizli gibi karizmatik ve lider bir antrenör armağan etti.
Övünmek gibi olmasın hiç inanmadığı üç puan sistemine de onu ikna eden ben oldum.
Büyük bir Türk dostu ve gerçek bir futbol kahramanıydı.
Cenaze töreninde Galatasaray, Futbol Federasyonu ve Mustafa Denizli mutlaka bulunmalı.
Derwall'in öldüğüne inanmıyorum.
O hepimizin kalbinde yaşayan ölümsüz bir ustadır artık.
agokce@milliyet.com.tr

