
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Tarçınlar
Çöl sıcakları, Türkiye'yi de yakıp kavurup, susuzlukla tehdit ede dursun; önceki gün Fethiye'de termometre 51 dereceyi gösteriyormuş.
Şayet Yasemin Çongar, Fethiye'de termometrenin 51 dereceyi gösterdiğini yazsa ve Yasemin'in bu saptamasıyla duyurusu, resmi makamlarca yalanlansaydı...
Vatanını, milletini, devletini, bayrağını seven bir insanın hangisine inanması gerekirdi?
Elbet de, Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olarak, -gerçekler değil- milli çıkarlar neyi gerektiriyorsa, ona göre hareket eden resmi dairelerin açıklamasına...
* * *
Henüz daha İstanbul'un sadece yağmurlara teslim olduğu ve ileride çöl sıcaklarına da teslim olunacağının akıllardan bile geçmediği dönemlerdi.
Nasıl ki bugün, yağmurlara ve çöl sıcaklarına teslim olunabileceğini yaşayarak öğrenirken; ileride depremlere de teslim olunabileceğini asla hatırlamak istemiyoruz.
Esprili ve sürprizli hediyeleriyle eşdeğerde bir zarafete sahip Şafak Barış'la, Yük. Müh. Doğan Barış'ın, renginden ötürü adı "Tarçın" olan İrlanda seteri, bir köpekleri vardı.
* * *
Tarçın, eve gelen misafirlere neredeyse ön patisini uzatarak el sıkışacak bir kibarlıktaydı. İnsanın gözlerinin içine "nasılsınız" der gibi bakardı. Kendisini sevdirip okşatır, ama asla ağırlık yapmaz, hemen hemen hiç havlamazdı.
İstanbul'un "milli çıkarlara uygun olarak" mı, gün günden daha yaşanılamaz bir hale geldiğiyle de ilgili değildi.
Ve epey yaşlıydı, bir gün hayattan kopuverdi.
* * *
Fethiye'de termometre 51 dereceyi göstere dursun. Yasemin Çongar, bunu yazarak yansıtmadığı için de, resmi daireler tarafından bir yalanlamaya uğramadı ve böylesi bir sıcaklığın Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olup olmadığı tartışmaya açılmadı.
* * *
Açılmadı, çünkü yağmurlara da, çöl sıcaklarına da teslim olmak; milli gelirle, dışarıdan alınan borçların nerelere kanalize olduğunu hiç kurcalamıyordu.
Ve böyle bir merakın uyanması, "hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" sloganlarıyla kireçlenip; dağa taşa yazılan "önce vatan" direktif ve hedefiyle tümden kezzaplanıyordu.
Ekonomik bir şeffaflığa eğilim gösteren yazı adamları da; "milli çıkarlara aykırı hareket ettikleri" iddiasıyla, içeri tıkılıyordu.
* * *
İrlanda seteri Tarçın, politik ve hamasi bir yapaylığa hiç bulaşmadan kendi doğallığı içinde gelip geçti dünyadan.
O yüzden de Türkiye'nin rüşvet ve yolsuzluklar sıralamasında "kirli gömlekli" bir ülke olarak başlarda yer almasında, hiçbir günahı bulunmadı.
* * *
Mideniz ağrımadığı zaman, midenizi unutmak; dişiniz ağrımadığı zaman, dişlerinizi unutmak; sağlıklı bir yaşam göstergesidir.
Mutluluğun göstergesi de, hayatı ve zamanı unutmakta...
* * *
Hayatı ve zamanı unutmak...
Bir gece yarısı, kimsesiz bir kaldırım üstünde, bir sokak müzisyeninin akordeonla çaldığı "Tuna Dalgaları", yahut vals temposunda "Yıldızların Altında"yla döne döne dans etmek...
Ve çöl sıcaklarının ortalığı kavurduğu saatlerde, hayatlarında hiç böyle bir mutluluğu yaşamamış nutukçuların vaatlerinde; serçelerin bir yem tanesi aranması gibi, hayatın cenderesinden kurtulmayı aramak...
Termometrenin 51 dereceyi gösterdiği Fethiye'den, günü birliğine gelmiş olan Av. Taner Aktop ve eşi Mireille'le, zilini çaldığım evin kapısı açılınca karşılaşıvermek...
Hangi evin; Şafak Barış'la Doğan Barış'ın...
Nutukçuların vaat ettiği mazot fiyatlarını çok aşan birkaç saniye.
* * *
Köyceğiz'de bir kedi yavrusu girmişti bahçeye; öyle masum bakıyordu ki yüzümüze, Solmaz:
- Ben bildiğiniz sokak kedilerinden değilim, cici uslu bir kızım, demek istiyor; diye yorumlamıştı o bakışları...
Onun da rengi beyazla kahverengi karışımıydı ve Taner'ler sahip çıkmışlardı cici uslu kedi yavrusuna; adını da "Tarçın" koymuşlardı.
* * *
Günü birliğine sürpriz ziyarette sık sık resimleri gönderilen ve serüvenleri anlatılan Tarçın'dan hiç söz edilmedi.
Tarçın, ne olmuşsa olmuş bir yaşına gelmeden ölüvermişti.
* * *
Çöl sıcakları ortalığı kavururken, seçim kampanyalarında nutuklar çekilirken; adları "Tarçın" olan bir köpekle, bir kedi yavrusundan değişik bir sevgi ve özlemle söz açmak...
* * *
Lütfen kusuruma bakmayın; Kozmos'la örtüşmeyen bir yapaylığın, hangi çalkantılarla, gerilimleri doğurmakta olduğunu; patlaya çatlaya, sıkıla, öfkelene gördüğüm için; kaybolup gitmiş asla riyakârlık bilmeyen 2 Tarçın'dan gönlümde kalmış, saf ve duru anılarla sevgilerin damıtılmışlığını azıcık örgülemek istedim.
* * *
Ancak oturdukları koltuklar sayesinde yükseldiklerine inananlar arasından, böylesi arı duru anılarla, okşanası bir sevgi özlemi bırakmış kaç kişiyi tanıyoruz ki?
c.altan@prizma.net.tr

