
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
37 derecede bir kazanın başında haşlanmış mısır satmak
İnsana ne yapacağını şaşırtan çöl sıcaklarının bastırıvermesiyle, dün gece kim bilir kaç milyon insan bir türlü doğru dürüst uyuyamadı.
Çöl sıcakları, gecelerin de serinliğini iptal etmişti. Kapıları pencereleri açsan da, evlerin içi serinlemiyordu. Her tarafı kapatıp klimaları çalıştırmak da, şöyle derin bir uykuya dalmaya yetmiyordu.
* * *
Sürüp giden bir motor mırıltısıyla, üstüne vurup duran serin bir esinti de insana uykusunu kaçırtıyordu; klimayı kapattığında, odayı kaplayan bunaltıcı sıcaklar da.
En azından bendeniz, böyle bir kıskacın içinde geçirmeye başladım geceleri.
* * *
Önceki gün öğle üstü Cihangir-Nişantaşı bölgesinde elektrikler de kesilmiş; asansörler de, buzdolapları da, klimalar da, televizyonlar da stop etmişti.
* * *
Dünkü Milliyet'in manşeti ise; bazı emekli militerlerin evlerinde, peş peşe bombalar, cephanelikler bulunduğunu haber veriyordu.
* * *
Neyse ki, mangallarda kül bırakmayan kürsü nutukçuları; birbirlerini ihanetle, beceriksizlikle, teslimiyetçilikle suçluya muçluya; ancak kendilerinin ülkeyi kurtarabileceklerini iddia ediyorlardı.
* * *
Görünüşe göre, nutukçularımız sayesinde kutuplaşmalar, gerginlikler artsa bile; enerji üretimi yetersiz kalan elektrik santralları da, kuruyan göllerle suyu iyice azalan barajlar da, hatta ve hatta bir İstanbul depremi de, herhangi bir felakete neden olamayacaktı.
O ünlü söz boşuna söylenmemişti:
- Ne mutlu Türküm diyene.
* * *
Göztepe'de bizim oturduğumuz binanın hemen yanında; yerine daha büyüğünün yapılması için yıkılan apartmanın enkazı, epey kaldırılmışsa da; kıyıda köşede kalmış demir çubuklar, beton kalıntıları arasında ve 50 dereceye yaklaşan bir sıcak altında çelik başlıklar giymiş işçiler, çalışmalarını sürdürüyorlardı.
İsterdim, nutukçuların da onlarla birkaç saatliğine yer değiştirmesini; doğrusu çok matrak olurdu.
* * *
Keşke onlar da; inşaat işçisi olmak yerine, nutukçu olmayı yeğleseler ve kürsülere çıkıp çıkıp bağırsalardı:
- Atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu topraklarda, milletimizin gücü her sorunun üstesinden gelmeye kadirdir.
Hem keseleri daha rahat dolmuş, hem de vatanserverlikleri kanıtlandıkça kanıtlanmış olurdu.
* * *
Çağdaş "Anayasa hukuku"nun kriterlerine uyumlu, "yorum"a gerek bırakmayacak berraklıktaki düzgün bir Türkçeyle yazılmış bir Anayasa'ya sahip olup olmadığımızı; Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk'a sorsak, acaba yanıtı ne olurdu?
Merak eden meslektaşlarımız sorabilirler kendisine.
* * *
Önceki gün de, Bağdat Caddesi'ndeki bir banka şubesinin araba parkı girişi yanında; önündeki koskocaman siyah kazanıyla, haşlanmış sarı sarı mısırlar satan yaşlıca birine rastladım.
Sıcaklık 37 dereceydi ve o sıcakta haşlanmış mısır alan kaç kişi çıkıyordu acaba?
Belki birkaç karnı acıkmış genç, belki yan mağazalarda çalışan birkaç kişi...
Ve sanırım, ne menem bir Anayasa'ya sahip olduğumuzdan; ne yaşlı mısır satıcısının haberi vardı, ne de o sıcaktaki müşterilerinin.
* * *
Caddeden geçen arabalar, kırmızı ışıklarda durduklarında; kendilerine yine o sıcakta kâğıt mendil, küçük pet şişelerinde su satmaya çalışanlar da vardı.
Hayatlarını kazanmaya çalışan bu insancıklar, kim bilir nerelerden gelmişlerdi İstanbul'a ve bir "meslek sahibi" sayılırlar mıydı, sayılmazlar mıydı?
Şayet üniversite mezunu olsalar; durumları nutukçularınkinden daha iyi olacak mıydı, olmayacak mıydı?
* * *
Dün gece uyuyamayanlar, kalkıp kalkıp yatarlarken acaba ne düşünüyorlardı?
Sizce seçimlerden sonra neler olacağını mı?
Bendeniz hiç sanmıyorum, öfleyip püflüyor olmalıydılar sadece...
* * *
Bendeniz de öyle yapıyordum:
- Öff püff, öff püff, öff püf...
c.altan@prizma.net.tr

