
Meral TAMER
AİHM, Demirel'e karşı beni haklı buldu
Önümde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM'nin ne zamandır dört gözle beklediğim kararı duruyor; ama maalesef Fransızca.Davayı baştan beri önce Türkiye'de, sonra da Strasbourg'da titizlikle takip eden Bayraktar Hukuk Bürosu'ndan aldığım bilgiye göre kararda özetle şöyle deniyor:
"Başvurunuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve haklı bulunmuş ve bu madde 6. maddeyi de kapsadığı için adil yargılanma ile ilgili ayrı bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Bağcılar Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararını, ifade özgürlüğü önünde önemli bir engel olarak görüyoruz. Elbette kişilerin, kişiliklerini ve dış dünyadaki görünümlerini, ünvanlarını korumak gibi bir kaygılarının olması doğal haklarıdır. Ancak bu hak, onların eleştirilerden muaf oldukları anlamına gelmez. Hele ki bir politikacının, sıradan bir vatandaşa nazaran eleştiriye katlanma mükellefiyeti, evleviyetle (haydi haydi) vardır."
Ben 20 Eylül 2001'de, Türkiye'de tüm yargı yolları tıkandığı için son çare olarak Strasbourg'daki AİHM'ye başvurmuştum. Mahkeme başvurumu dikkate aldı. Türkiye Cumhuriyeti devletinden savunma istedi.
Devlet, 6 Temmuz 2006'da AİHM'ye gönderdiği yazıyla 10 bin euro karşılığı "uzlaşma" teklif etti. Böylelikle kusurunu kabul etmiş oluyordu. Bu kez reddetme sırası bendeydi. Eğer 10 bin euroyu ve uzlaşmayı kabul etseydim, AİHM'den bizim mahkemelerin benimle ilgili kararlarının "Düşünce ve ifade özgürlüğünün gelişimini engelleyecek nitelikte olduğu" yolunda bir karar çıkmayacaktı.
17 bin 500 kişinin hayatına malolan 17 Ağustos 1999 depreminin ertesinde, o günkü Genel Yayın Yönetmenimiz Yalçın Doğan, bütün köşe yazarlarından deprem yazısı yazmalarını istedi.
Ben yazımı çoktan bitirmiştim. Yeniden bilgisayarın başına geçip deprem yazısı yazdım. Ve dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile 8 yıla yakın sürecek müthiş bir hukuk mücadelesi böylece başlamış oldu.O güne kadar gazetecileri mahkemeye verme adeti olmamasıyla ünlenmiş olan Demirel, herhalde Cumhurbaşkanlığı'nı bırakmasına 5 + 5 (!) kala farklı bir yol izleme gereği duymuştu.
Önce avukatı aracılığıyla tekzip gönderdi. Ardından 2 yazım için 10 milyarlık tazminat davası açtı. Yetmedi, Adalet Bakanlığı kanalıyla da, aynı yazılar için Cumhurbaşkanı'na hakaretten ceza davası açıldı.
Ve o güne kadar Demirel ile ilgili tek satır yazmamış olan bendeniz, 1 yıl içinde hukuk davasından tazminat ödemeye, ceza davasından da 16 ay hapse mahkum oldum. (27 Eylül 2000).
Yazıyı yazdığım tarihte Sayın Demirel Cumhurbaşkanı olduğu için, hapis cezam paraya çevrilemedi. Temyize başvurdum. Yargıtay 9. Dairesi gerekçe göstermeden reddetti. Tashih-i Karar için yeniden Yargıtay'a başvurdum. Reddedildim.
Cezam 5 yıl ertelenmişti, ama ben artık SABIKALIYDIM. Hapis cezası, Demokles'in Kılıcı gibi 5 yıl boyunca tepemde sallanacaktı. Zira onama tarihinden itibaren 5 yıl içinde herhangi bir ceza davasından 2. kez hüküm giyersem, 2 cezayı birden çekmek üzere hapsi boylayacaktım. Sebebi de yazımdaki "Balık baştan kokar" atasözüydü!
Bu yazıma, okurlarımdan olağanüstü bir destek geldi. Bazı okurlarım, Sayın Demirel'in 40 yılı ile ilgili değerlendirmemi bir kampanyaya dönüştürmemi istediler. Bir okurum, İnci Baba ile dostluğunu ve ünlü 'aile fotoğrafı'nı hatırlatırken, bir başkası, "Bugünkü enkazın asıl nedeni, 1960'lı yıllarda bizzat Sayın Demirel'in dile getirdiği 'bize plan değil pilav lazım' zihniyetidir," bir diğeri, "Türkiye'yi yıllardır idare eden muhterem, bugün sütten çıkmış ak kaşık gibi baba! rolünü üstlenmiştir" diyordu.
Daha birçok enteresan değerlendirme notu geldi. Bunları da "7.4'lük deprem Demirel'i sarsmaz" başlıklı yazımda özetledim. Sayın Demirel bu iki yazı üzerine beni mahkemeye verdi.
Tekzibinde şöyle diyordu:
(...) Meral Tamer bu yazılarında, (...) deprem olayını bahane ederek, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hakkında haksız, dayanaksız, gerçek dışı, insafsız bir karalama kampanyası girişimi başlatmıştır. Tamer'e kanıtlama fırsatı vermek amacıyla yargıya da başvuruyoruz. Böylece, tarihe ve genç kuşaklara, doğru ve kanıtlı bilgiler sunma şansını Meral Tamer'e tanımış oluyoruz. (...)
Tüm ulusumuz felaketin acılarını yaşarken 'Ben ne kahraman gazeteciyim, ne esaslı kampanyalar açıyorum' diye depremi aracı yapıp böbürlenen bir kalemi kaç kişi ciddiye alır? (...)
Zamanında, isabetli ve başarılı bir kampanya başlattığını vehmeden Meral Tamer, iddialarına ve kanıtlarına güveniyorsa, bu açıklamamızı eksiksiz olarak yayınlamalıdır."
Süleyman Demirel Vekilleri
Av. Ceyhan Mumcu
Av. Sermin Gürbüz
mtamer@milliyet.com.tr

