Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Temmuz 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tarihçilerden 1922 notları

Satır Arası / Deniz Sipahi

Geçen hafta İzmir yangınıyla ilgili İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi Müdürü Dr. Oktay Gökdemir’in eline son ulaşan bilgilere yer vermiştim.
Bugün de Yrd. Doç. Dr. Sabri Yetkin’in benimle paylaştığı notları sizlerle paylaşacağım.
* * *
- İtfaiye neferlerinden Çorbacis, yangının süratle genişlediğini ve kentin büyük bölümünü kısa sürede sardığını ifade etmişti. İzmir İtfaiye Amiri Paul Grescovitch, hızla genişleyen yangını söndüremeyeceklerini anlayınca, yangının Ermeni Mahallesi’nde kalmasını emretmişti. Yangın boyunca İzmir’de güney rüzgarları etkili olmuş ve adeta bir körük görevi görerek yangını genişletmişti. Rüzgar öylesine güçlüydü ki, kentin tamamını duman altında bırakmıştı.
- Kozmas Politis’in anılarında şunlar yazıyor: ''Gece yarısı bir şeylerle uyandık. Yangın mı çıkmıştı? Köpekler havlıyordu. Alevler bize uzaktı, göz kararıyla hesap edince yangının Basmahane’den Aya Dimitris’e vardığını ve bütün Ermeni Mahallesi’ni sarmış olduğunu anladım. Gökyüzünün yarısı bakır gibi kızarmıştı. Önümdeki alan sanki güneş doğuyormuş gibi portakal rengine bürünmüştü.''
- Yangının çıktığı akşam dönemin ünlü gazetecilerinden Falih Rıfkı Atay, İzmir’e gelmişti. Atay, gözlemlediği yangını ''Çankaya'' kitabında şöyle anlatmıştı: ''Büyük yangın günü idi. Ateş mahalleleri sardıkça halk rıhtım üzerinde koşuşuyordu. Kalabalık arttıkça arttı. Yüreğim titreyerek eşsiz trajediyi seyrediyordum. Nihayet yangının kızıl ve korkunç dili, hemen önümüzdeki binaların çatılarını yalamaya başladı. Çıkmak lazımdı. Yangın, sonuna kadar yaktı ve doyarak dindi. Gavur İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp bitti. Yangından sorumlu olanlar, o zaman bize söylendiğine göre sadece Ermeni kundakçıları mıydı? Bu işte Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın hayli marifeti olduğunu söyleyenler de çoktu.''
- Fransız gazeteci Paul Taponnier, ''Büyük bir facia idi İzmir yangını. Türklerin ele geçirdikleri kenti yakmalarının akla yakın tarafı yoktu'' diyordu. Le Temps gazetesi 13 Eylül’de, ''Yunanlılar çekilirken kenti yaktı ve halkı katletti'' diye yazıyor, Le Figaro da 20 Eylül tarihli başyazısında, ''Yangın, Ermeni Mahallesi’nden başladı, çekilen Yunan askeri disiplinini kaybetmişti, yangının kökeni konusundaki iddiaları şüphe ile karşılamak gereklidir'' yorumunu yapıyordu. 17 Eylül’de ise Daily Mail’in İzmir muhabiri, ''Fransız amiralinin araştırması, yangını Türklerin çıkarmadığını gösterdi'' haberini gazetesine ulaştırıyordu.
13 Eylül’de başlayan yangın 18 Eylül 1922’de ancak kontrol altına alınabilmişti. Yine Sabri Yetkin’in notlarına göre yangının etkilediği alan, kıyıdan içeriye doğru yaklaşık 1 kilometrelik derinliğe ulaşırken, kıyı boyunca güney kuzey ekseninde 2.5 kilometre uzunluğu bulmuştu.
Yangından sonra sayım yapan 1. Kolordu Komutanı İzzettin Paşa, 20-25 bin civarında binanın yandığını tespit etmişti. Ermeni mahallesinin tamamı yanarken, Rum mahallesinin çok büyük kısmı ile İzmir’in en önemli yerlerinden I. ve II. Kordon ağır biçimde tahrip olmuş, neredeyse İzmir’in yarısı kül olmuştu.
1922 yangını yine tartışılıyor; bu iki hafta işin uzmanlarından, tarihçilerden notlar aktararak yorumlara cevap vermek istedik.

Daha fazla demokrasi isteyenlere sorular

Demokratik ülkelerde çözümlemesi güç bir ikilem yaşanabilir. Demokrasi yoluyla başa geçmeye çalışanların anti-demokratik bir amaçları varsa, yani demokrasiyi amaç değil, araç olarak görüyorlarsa ne yapılmalıdır?
Demokrasiyi ''araç'' olarak kullandıktan sonra ayaklar altına alan Hitler örneği nedeniyle bu konuda çok duyarlı olan AB ülkelerinden Avusturya’da yaşanan olaylar bu konuya ışık tutabilir. Nazi subayları için yaptığı ''Onlar savaşın suçlusu değil kurbanlarıdır'' gibi ırkçı popülist söylemlerle Hitler’i çağrıştıran Jörg Haider’in partisi FPÖ, 1999 yılında yüzde 27 oy aldı ve koalisyonun küçük ortağı olma hazırlıklarına başladı. Ancak AB’nin Avusturya’nın üyeliğini dondurma tehdidi ve dışarıdan gelen tepkiler nedeniyle Haider parti başkanlığından istifa etmek zorunda kaldı ve sonradan kurduğu BZÖ adlı parti ancak yüzde 3-5 oy alabiliyor. Bu olay gösteriyor ki, gelişmiş demokrasilerde popülist yaklaşımla demokrasiyi araç olarak kullanan ve asıl amaçları antidemokratik olan parti başkanları güçlenip, tehdit oluşturduğunda, demokrasiyi koruma içgüdüsüyle ve belki antidemokratik olarak alaşağı edilebiliyor.
AB ülkeleri için ''ırkçılık'' ne kadar büyük potansiyel bir tehlike ise Türkiye için de ''irtica'' o kadar, hatta daha büyük bir tehlikedir. Bugün ''daha çok demokrasi'' diye bağırıp çağırarak halkın gözünü boyayanlara birkaç sorum var.
Kendi partiniz içinde, örneğin milletvekili adaylarınızı belirlerken, ne kadar demokratiksiniz?
Laiklik olmaksızın gerçek demokrasi olabilir mi? Daha demokratik ülkelerde bir başbakan bugünkü Türk başbakanının söylediği (ağzından kaçırmış da olsa) çok sayıdaki sözlerden yalnızca birini söylese koltuğunda oturmaya devam edebilir mi? ''Cumhuriyet ilkesinin, yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam’la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum'' diyen bir kişi yıllarca başbakanlık müsteşarlığı yapıp, ardından milletvekilliğine aday olabilir mi?
* * *
Atatürk’e göre ''demokrasi'' ve ''cumhuriyet'' neredeyse eş anlamlıdır; tanımları bile birbirinden ayrılamaz. ''Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir'', ''Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıki uygulamasını temin eden hükümet şekli, cumhuriyettir'' diyen Atatürk ''Biz cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır'' sözleriyle ve yaptıklarıyla; özgür, eşit ve bilinçli bir halkın yaşayacağı ''gerçek demokrasi'' yi amaçlamıştır.
''Demokrasi'' yi ''araç'' olarak görenlere duyurulur.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
Tarihçilerden 1922 notları
Afrika sıcaklarında yaşamak





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi
İsmail Sivri

   
© 2006 Milliyet