Filips marka televizyon
TFF Olağan Mali Genel Kurulu'nun olağanüstü gündem işgali ile geçti bütün hafta... Kuruldan arda kalan kayda değer az sayıdaki cümle, TFF Yöneticisi Erdal Batmaz'dan geldi, onlar da daha önemli (!) gündem maddeleri ile meşgul gazetelerde birkaç satırla yer bulabildi: "Benfica'nın bütçesi bile, Türkiye Futbol Federasyonu'ndan fazla"... "Türkiye, R.Carlos ve Lincoln gibi oyuncuların sahne aldığı ligi en azından yakın çevresine, Balkanlara pazarlayabilmeli"...
Sıkça yazıyoruz, komşularımızla belki hiçbir konuda benzemediğimiz kadar benziyoruz birbirimize futbolda... UEFA sıralamasında Türkiye 13, Bulgaristan 15, Yunanistan 16'ncı sırada ve hepimizin derdi Şampiyonlar Ligi'nde 2 takımla var olmak, hatta mümkünse ikinci tur maçı oynayabilmek...
Her üç ülkenin (hatta Rusya ve Romanya'nın da) Avrupa kupalarında şubatı görebilmek için çabası var, ama genelde sezonların ikinci yarısı "Die Meister, Die Besten, The Champions" şarkısını televizyondan dinleyerek geçiyor.
Bu boş geçirdiğimiz ayları mini bir Balkan Ligi organizasyonuyla doldursak, acaba orta vadede komşularımızın hedef ligi olabilir, yayın haklarımızı da onlara satabilir miyiz diye düşündüm, Sayın Batmaz'ın demecini okuyunca...
***
Olaylı toplantıdan çıkması beklenen bir başka karar da yabancı sınırlaması ile ilgili idi. TFF'nin yabancı oyuncu sayısı ile ilgili kararının bu denli gecikmesinin altında yatan sebep FIFA'nın tüm federasyonlara "6 yerli" oyuncu şartı getirilmesi tavsiyesi...
Oysa Avrupa Birliği'nde "kişilerin serbest dolaşımı" prensibi nedeniyle böyle bir yaptırım uygulamanız mümkün değil, çünkü İtalya'da bir İtalyan'ın bir İspanyol'la eşit şartlarda çalışması öngörülüyor müktesebatta... Avrupa Birliği liglerinde "yerli"nin tanımı "AB vatandaşı" olduğuna ve AB adayı olduğumuza göre, FIFA'nın önerdiği 6 yerli sınırlamasını koyabiliriz biz de, ama AB vatandaşları yerli sayılmak kaydı ile...
***
Yasaklarla bir yere varamıyoruz... Dünya nezdinde değeri tanımlanmamış, bugün Belçika'da, Avusturya'da hatta Moldova'da bile fiyatının ne olduğunu bilmediğimiz Ali Bilgin'e veya "Vederson görünümlü Wederson" a burada ödenen fahiş paralarla enternasyonal gelişme göstermemiz kolay değil. Kimse bana "Saba" televizyon daha ucuz ve kaliteli iken, zorla "Vestel" veya "Filips(!)" satmaya kalkmasın.
Gurbetçiler bitiyorYabancı sınırlamasının birinci dereceden etkilediği bir başka grup da gurbetçi futbolcularımız... Almanya'da/Fransa'da yıllık 100 bin euroya oynayıp Dortmund'da Leverkusen'da forma kapmaya çalışacağına, 400-500 bin euro kazanıp (6 yabancı kontenjanı dolu olan Süper Lig takımlarında) ilk 11'de oynamak için buraya geliyorlar.
Ama her şey kağıt üzerinde planlandığı gibi gelişmiyor, Hollanda'dan büyük umutlarla Rize'ye gelen Ferdi gibi 2 sezonda 6'ncı değişik hocaya kendinizi ispat etmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi... Hamit, Halil, Yıldıray olmak için mücadele etmek yerine Berkant, Suat-Fuat Usta veya Selim Teber olmayı seçiyorsunuz...
Eski Leverkusenli yeni Ankarasporlu Tevfik Köse, eski Silkeborglu yeni Konyasporlu Muhammed Akıncı, eski Ajaxlı yeni Kasımpaşalı Murat Yıldırım ve eski Dortmundlu yeni Kasımpaşalı Mehmet Akgün... Umarım her şey dilediğiniz gibi olur.
Nery Alberto Castillo
Belki de tüm zamanların en iyi Copa America'sı başladı. Gerek doğru zamanlaması, gerekse takımların tam kadro temsili ile çok ilgi çekici maçlar sahneleniyor Venezüela'da... Tabii Messi, Robinho, Tello, Lugano gibi konsantre olacağımız çok sayıda oyuncu var, ama benim için bir futbolcunun yeri çok ayrı: Castillo...
Kökenlerinin dayandığı Uruguay ve Meksika milli takımlarının onu oynatma yarışına son 7 yılını geçirdiği Yunanistan da katılmıştı ki, Castillo ulusal formayla çok geç sayılabilecek 23 yaşında, Meksika-Brezilya maçıyla nihayet tanıştı. Çıkışını Ferguson'ın kariyer yönetimine bağladığım Cristiano Ronaldo kadar gelişim göstereceğini düşünüyorum Castillo'nun. Şanssızlığı Olympiakos'un ve Meksika Milli Takımı'nın oturmuş bir yapısı olmaması, ama tek başına da bu turnuvada 14-15 Temmuz'u görebilecek çapta.
'Öte yandan' ölmek
Bir büyük gazetemizde manşet: "Lincoln bayıldı"...
Hava alanında 3 bin taraftarın karşıladığı futbolcu yoğun ilgiden bayılma noktasına gelmiş... Kocaman puntolarla ve kocaman resimlerle sayfa boyu Lincoln karşılamasını anlatan haberin son iki küçük satırı ise dehşet verici: "Bu arada yolcusunu karşılamaya gelen ve olaylarla ilgisi olmayan bir vatandaşın biber gazından etkilenerek kalp krizi geçirdiği öğrenildi"...
Aradan neredeyse 1 hafta geçti, bu vatandaşımızla ilgili bir bilgi göremedik gazetelerde... Umarız sağlıklıdır, bunu da ancak olayı o günden beri titizlikle takip eden, vatandaşımızın hastane masraflarını karşılayan ve bundan sonra bu tarz hadiselerin tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almakla meşgul havaalanı işletmesinden öğrenebiliriz herhalde...
Öyle ya, bu memlekette herhalde hiç kimse "bu arada kalp krizi" geçirip, "öte yandan ölmez" değil mi? Yok artık... Olmaz, değil mi?
umeleke@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

