
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Çalışmak yetmez, "Biz" olacaksın!
Şubat krizinin hemen sonrasıydı. Yazı dizisi Milliyet'te yayımlanmıştı. Başlığı şöyleydi:
"Beyaz Türkün krizle imtihanı!"
Bir sürü, işten atılmış, genç, parlak eğitimlerden geçmiş ama hayata olan bütün inancını kaybetmiş bankacıyla, finansçıyla, borsacıyla konuşmuştum.
Oldum bittim bu tür para odaklı işlerde çalışan insanların "Takım olalım" demeleri, bir şirkete girer girmez bir kabilenin üyesi gibi davranıp "Biz" diye konuşmaya başlaması tuhaf gelmiştir bana. Büyük sermayeye para kazandırmak için bu kadar gayretkeş olmaları... Ama o yazı dizisinde, işten atılmış, evde Esem terlikleriyle oturan, beş parasız kalmış genç finansçının söyledikleri bu konuda en çarpıcı cümlelerdi:
"Bir gün 'biz' diyorsun, bütün ruhunla şirketin parçası gibi hissediyorsun, hissettiriyorlar. Ama ertesi gün kapının önüne konuluyorsun. O zaman anlıyorsun ki ortada ne bir 'biz' var ne de çalıştığın yere ruhunu vermek zorundasın."
Amerika'larda tahsil yapmış, cilalı dönemin küçük prensleri ve prensesleri o günlerde ilk kez sistemin nasıl bir şey olduğunu anlamışlardı. Sonra unuttular mı, yeniden işe girdiklerinde bir kez daha bu yeni biz'e dahil olmak için çırpınmak zorunda kaldılar mı bilmiyorum. Ama şimdi...
Şimdi, krizin üzerinden epey bir zaman geçti. Gerçek mi, yalan mı bilinmeyen veriler üzerinden ve daha ziyade bir ruh hali olarak "ekonomi tıkırında" şarkısının hâkim olduğu bir atmosferdeyiz.
Tıpkı krizden önceki gibi milyon dolarların adı, milyon dolarların sahibi olmayan ağızlarda dolaşıyor. Ve tam da bu günlerde belki gördünüz- televizyonlarda bir reklam yayımlanıyor. Bir bankanın çalışanları neşeli, şarkılı, türkülü bir biçimde çalıştıkları bankanın reklamını yapıyorlar. Belli ki çalışmak yeterli değil şirket için; bir de çalışanların çıkıp sermayedar için reklam yapması gerekiyor. Banka çalışanlarının cümleleri yine ve hep olduğu gibi "biz" diye başlıyor. Galiba Türkiye'de beyaz yakalıların çalışma kültürü giderek daha fazla Japonlara benziyor:
Fabrikalarda mesaiden önce fabrika marşını söyleyen ve "varlığım sistemin varlığına armağan olsun" yollu yeminler eden Japonları duymuşsunuzdur herhalde. İntihar oranının epey yüksek olduğu Japonya'yı duymuşsunuzdur...
Benim merak ettiğim şu:
Bankası için reklamlara çıkıp şarkı söyleyen, çekinmeden "biz" diye konuşan bu çalışanların acaba ilk krizde kaçı işsiz kalacak?
Eğer işten atılma sırasında reklam hâlâ yayında olursa izlerken ne hissedecekler? Sadece emeğini ve zamanını değil, ruhunu da talep eden bu sistemi sorgulamadan nasıl yaşayabiliyorlar? Kendilerini, yaptıklarını sorgulamadan?
Devam etmek gerekiyor herhalde. Aslanın ağzındaki ekmeği kapabilmek için çok çalışmanın, mesela düşük ücretle çalışmanın yanı sıra bir de reklamlara çıkıp ne kadar mutlu olduğunu söylemek gerekiyor.
Yüzünü, neşeni, sözünü, kişiliğini bankanın varlığına armağan etmek gerekiyor.
Türkiye'de bugüne kadar kaç kişinin ruhu bu tezgâhtan geçti acaba?
Kaç insan ruhu bu tezgâhtan geçip sağlam kalabildi?
Kriz ekonomisiyle yaşayan Türkiye'de her krizde ilk vazgeçilen olan çalışanlar hiç mi öğrenmiyorlar yaşadıklarından?
Ve biz'i bozanlar, "takımın tadını kaçıranlar" az çalışanlardan, kötü çalışanlardan bile daha günahkâr ilan edilmiyorlar mı beyaz yakalılar âleminde?
Beyaz yakalılar bunun hesabını bir gün sormayı hiç mi düşünmüyorlar?
ecetem@hotmail.com

