Derwall
Derwall için pek çok şey söylenebilir, söylendi de. Ama en önemlisi bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün yabancı teknik direktörlerin içinde, Türk futbolunda en derin izler bırakanı olmasıdır. Kimseyi arkasından kötülememesi ve çok fazla konuşmaması da özelliklerinden biriydi. Sansasyonu sevmezdi. İyi bir dostumdu. Şikayetleri arasında en başta geleni, bilhassa basında bazı arkadaşların haberleri yanlış olarak, pozitif veya negatif değerlendirmeleriydi.
Türkiye'den ayrılacağı zaman Kumkapı'da bir balık lokantasında dostlarına verdiği yemeğe basını davet etmemesi de, bana söylediğine göre çok övülmekten hoşlanmamasıydı. Türkiye'de sevildiğini biliyordu. Eski spor sayfalarına bakarsanız göreceksiniz ki hiçbir zaman büyük manşet olacak sözler söylememişti.
Hatta belki de diyebiliriz ki, bu çekingenliği dolayısıyla Alman basını da ona karşı mesafeli idi.
Türkiye'yi ve Türkleri sevdiği muhakkak. Türkiye'de o gelmeden evvel bir futbol vardı. Ama ondan sonra Türk futbolundaki teknik gelişmelerdeki Derwall payını kimse inkar edemez. Bu yüzden de bu sevimli, güleç yüzlü adamı her andığımızda, bizden biri gibi bahsetmemizde bunun büyük rolü var. Gelen gideni aratır sözünü acaba yanlış kullanmama izin verir misiniz? Gideni arıyoruz derken Derwall'i hep anacağız.
Bugün aramızdan birini kaybetmenin acısını içimizde hissediyoruz. Ama onun Türk futbolundaki ölümsüzlüğü devam edecek.
faksoy@milliyet.com.tr

