Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Temmuz 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bizans sempozyumu umut verdi

Dünyanın en önemli uygarlıklarından Bizans ile ilgili araştırmalarda açacağımız en önemli kapı Arap, Fars ve Türk dilleri çevresinde oluşan dünyadır...

Fax: (0312) 427 20 64

Geçtiğimiz hafta İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde pazartesi-perşembe günleri arasında Türkiye'de görülmeyen bir şey olarak I. Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu yapıldı. Bu proje rahmetli Sevgi Gönül tarafından yıllar önce Sadberk Hanım Müzesi'nde gerçekleştirilmek istenmişti. Galiba ben de kuruldaydım.
Türkiye'de tuhaf bir grup vardır, milliyetçilikleri büyük Atatürk gibi, zamanları ve mekanları kontrol etmek yerine bilgisizce bir çekinmeden ve protestodan ibarettir. Tahılla geçinen Türkiye, Bizantinist yetiştirmek için dışarı öğrenci yollamıştı. Sonra Bizans, Türkiye'nin bilim hayatında çözülemeyen bir denkleme dönüştü. Biz Türkler, o imparatorluğun doğru adını bile kullanmadık.
Bizans 16'ncı asırdan itibaren Avrupa'nın kullandığı bir terimdir; hep tekrarlarız, sakinleri kendilerini Romalı olarak adlandırır. Biz Türkler de, Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak bu unvanı kullandık. Ecdadımız İstanbul'un Helenlerine, hatta bütün Anadolu ve Kıbrıs Ortodokslarına "Rum" derdi. Bu şüphesiz Grek, Bizans vs. gibi terimler kullanan Batılılara göre çok doğru bir isimlendirmedir.
Kültürel yapımızda ve tarihimizde Doğu Roma'nın yeri önemlidir. Hayatımızda ve bilincimizde ise biz o kültüre ve imparatorluğa yer ayırmadık. Hiçbir zaman bizim bilim alemimiz ciddi Bizans uzmanı yetiştirmedi. Atatürk döneminin dışında böyle bir teşebbüs de olmadı. Zamanları ve mekanları kontrol eden büyük ulusların bazı ilmi faaliyetleri dışında kalmamız doğrusu hiç hoş değildir.

Batılı uzmanların durumu
Bu mirasa yaklaşmamamızda kendi meraksızlığımız başrolü oynar ama doğrusu bulduğumuz Bizans veya diğer deyişle Roma dünyasının da kendisini kabul ettirecek, merak uyandıracak bir düzeyde olmadığı açıktı.
15'inci asırda Rum Ortodoks kilisesinin cemiyetle ilgi kuracak bir çekiciliği kalmadığı anlaşılıyor. Memleketin Helenleri yeni bir Rönesans'ı geliştirecek güce sahip değildi. Aydın hükümdar Fatih, her şeye ve herkese merak duyduğu halde, gözlerini İtalya'ya çevirmek zorunda kaldı. Şehrin Helen entelektüelleri yeni gelenlere kendilerini kabul ettirecek kadar eser veremedi.
Fatih döneminin tarihçisi Kritovulos, 19'uncu asırda birkaç edip, son asırda Stefanos Yerasimos gibi bir mütebahhir tarihçi dışında maalesef iki dili ve dünyayı kaynaştıracak adam az çıkmıştır.
Biz Türkler, ilmi Bizans araştırmalarına adım atamadık; Yunanca, Latince öğrenemedik ve o imparatorluğun içinde yaşayan halkların Aramca, Mısır Kopçası, Balkanlar'daki Slav dilleri gibi bölümlerine girmedik. Gürcüce ve Ermenice kayıtları değerlendiremedik ve bunlara hakim olmadan kendi geçmişimizi en mükemmel şekilde yazmamızın mümkün olamayacağını düşünemedik.
Fakat Bizantinistler dünyası da Türkleri, bir-ikisi dışında Arapları ve İranlıları öğrenemedi ve tanımadı. Şahsen bu sempozyumda bunu gözlemledik, en tanınmış Batılı Bizans uzmanları, imparatorluğun yanı başında yaşayan Selçuklu dünyasını bir öğrenci kadar tanımıyorlardı. Zaten bir vakitler Bizans'ın ünlü uzmanları İstanbul'a dahi gelmeden Hipodrom'daki isyanlardan bahseder, şehrin topografyasını ünlü Meyer gibi ilmi yöntemlerle incelemeden, bir milyon nüfuslu Konstantinopolis'ten bahsederlerdi.
Oysa Bizans da, Osmanlı da çok yönlü olarak ilgilenilecek; lise ve üniversite tabanında geniş bir öğrenimle ele alınacak medeniyetlerdir. Hiç kuşkusuz teknik imkansızlıkların başında basit önyargılar gelir. Bu artık belki azalıyor veya en azından kendini ifade ederken dikkatli davranıyor. Bu bir aşamadır.

Mutluluk veren manzara
Memnuniyetle kaydetmek gerekir, bu sempozyumda beni mutlu eden manzara bir düzineye yakın genç Türk Bizans uzmanının tebliğler sunmasıydı. Öyle anlaşılıyor ki, Boğaziçi'nden geçen ve Batı ülkelerinde öğrenime devam eden bazı gençler, orta zaman Yunancası (Koine) engelini aşmayı başarmış ve Bizantinistler grubuna girmişler.
Hacettepe Üniversitesi'nin yetiştirdiği sanat tarihçilerinin Bizans üzerindeki tebliğleri de zevkle dinleniyordu. Çok yakın gelecekte Bizans araştırmalarında Türkiye girmesi gereken yola girecektir. Tabii ki Bizans araştırmaları dünyasına açacağımız en önemli kapı Arap, Fars ve Türk dilleri çevresinde oluşan dünyadır. Bunu yaptığımız takdirde Bizans araştırmalarında yeni bir safhayı başlatabiliriz. Bu hiç şüphesiz Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının tarihçilik açısından da önemini büyütecektir.
Sempozyumu tertipleyen meslektaşlarımı ve Sadberk Hanım Müzesi'nin başındaki Ömer Koç'u da kutlamak gerekir. Umarız bu toplantılar belirli zaman aralıklarıyla birbirini izler. Bu dikkat çekici bir sempozyumdu; Kyrill Mango, Angeliki Laiou, David Jacoby, Brigitte Pitarakis gibi ünlü Bizantinistler yanında önemli sayıda Batılı ve Türk genç Bizantinist mutlaka bu dala katkı yapacak tebliğler sundular.

Müzemizle ilgili haberler üzerine

Halkımız müzelerimizi gezmez. Vaka girişler pek ucuz değildir ama istisna uygulamaları çoktur. Ama asıl önemlisi devletin bütçesi dışında iki yıldır gördüğüm büyük şirketler müzeye yardım vaat eder ama hiç yerine getirmezler. Kadrolarımız olmadığı için bazı görevlerin yerine getirilmesi babında "gönüllülere" çağrı yaparız. İlk anda isteklisi çok gibi görünür, sonra ayakları kesilir. Oysa mesela kalabalık sayıdaki okul çocuklarına rehberlik yapmak bir yurttaşlık ve insanlık görevidir.
Müze muhabiri diye kendini takdim eden birçok dostumuz, Topkapı'daki hayaletlerden ve ispatlayamadığı hırsızlıklardan bahseder. Sherlock Holmes ve Nat Pinkerton kitapları yazılmadığı için insanlarımız bu gibi hırsızlık hikayelerini "vah vah" çekerek aslında keyifle dinliyorlar. Bakanlığın bu sene başladığı müzelerdeki umumi sayım dolayısıyla Topkapı Sarayı'ndaki 80 bin parça eserin büyük ölçüde çürüdüğü, kütüphanedeki eserlerin de çalındığı ve bunun sayımda ortaya çıkacağı gibi kehanetler söz konusu. Burada bilgisizlik ve kötü niyet demeyelim, bilgisizlik ve sansasyon merakı birleşiyor.

Saraya sahip çıkalım
Topkapı Sarayı Müzesi'nde 22 bin yazma eser var. Bunların içinde Arapça, Farsça ve Osmanlıca olanları rahmetli Yazmalar Müdürü Fehmi Ethem Karatay incelemiş ve envanterini "Topkapı Sarayı Kütüphanesi Türkçe Yazmalar" adıyla yayımlamıştır. Bu katalog iki cilt değildir. Ömür törpüsü bir envanter çalışmasıdır ve yedi cilttir. Bundan başka kütüphanemizde Yunanca, Ermenice, Latince, İbranca, Aramca, Slav dilleri, hatta Macarca 10 bine yakın eser daha bulunmaktadır.
Bu özelliğiyle de Topkapı Sarayı Kütüphanesi dünyada saygın yeri olan bir Rönesans kitaplığıdır. Ve üniversal bir Rönesans münevveri tipi olan Fatih Sultan Mehmet ile kitaplara düşkün ve kitapsever Kanuni Sultan Süleyman'ın topladığı kitaplarla bu vasfa kavuşmuştur.
Bunların çalındığını iddia etmek için kataloglarına bakarak taramak gerekir. Bunu yapan meraklı bir vatandaşımızı ömür boyu orada görmedim. Eski müdürümüz Dr. Filiz Çağman da görmedi. Bu tip haberleri yazmak ciddi bir davranış değildir.
Topkapı Sarayı üzerinden spekülasyon yapmayalım, saraya sahip çıkalım. Saray ve içindeki eserler elbette bizimdir. Ama değerleri ve çok yönlülükleri dolayısıyla bu koleksiyonlardan insanlığa karşı sorumlu olduğumuz da açıktır. Gelecekte dünya tarihi için önemli bir kaynak olan saray arşivimiz ve kütüphanemiz için modern ve fenni bir kütüphane tesisinin tasarımını ve inşasını düşünmeliyiz.


PAZAR
Türkü varken rock da neymiş
"Akşam şamandıra dönmeye devam ediyor"
"Burs kontenjanını artıracağım"
Yakup'ta müdavim sergisi
Artık beyazdan başka renk yasak
Sanal hayatımıza da markalar girdi
Küçükömer'in tezleri yeniden gündemde
Dünyanın dört bir yanından lezzetler
Tedavisiz romantiğin düşleri
LEZZET DÜNYASINDAN
Ulucanlar müze olmalı!
Homo astrologicus
Kandilli'den Borsa notları
Diana yine ihanete uğradı
Bizans sempozyumu umut verdi
Kâbe internetten tavaf edilir mi?
Şarabistan izlenimleri





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet