
Doğan HEPER
Not
'Göç'ü önle, 'suç'u önle
Emniyet'in asayiş raporuna göre 2006'da işlenen suçlar 2005'i solladı.
Bazı rakamlar şöyle:
Kapkaç yüzde 70, yankesicilik yüzde 49, dolandırıcılık yüzde 68, gasp yüzde 26, hırsızlık yüzde 52, mala zarar verme yüzde 170 oranında arttı. Kapkaçta ilk sırayı alan İstanbul'u, Diyarbakır, İzmir, Ankara, Antalya ve Mersin izliyor.
Suçlu yakalama oranı ise büyük ölçüde düştü.
Raporda, "polisin tek başına yapabileceği bir şey olmadığı" savunuldu.
* * *
Bu rapor neyi gösteriyor?
İşimizin tam manası ile Allah'a kaldığını.
Baksanıza raporda "polisin tek başına yapacağı bir şey kalmadı" deniyor.
Oysa halk asayiş konusunda önce polise güveniyordu. Artık ona da güvenmeyeceksiniz. Emniyet'in asayiş raporunun söylediği bu.
* * *
AKP iktidara geleli 4 - 4.5 yıl oldu. Asayiş konusunda bir arpa boyu yol alınmadı. Aksine geri gidiş oldu.
"İstanbul'a, Ankara'ya girişte vize şart" dendi.
Bizim de yıllardır savunduğumuz bu konuyu Başbakan Tayyip Erdoğan yeniden gündeme getirmişti. Ama yapamadı.
Büyük şehirlerin pek çok sorununun özellikle de asayiş sorununun temelinde "göç" yatıyor.
Örneğin İstanbul her yıl 400-500 bin, yani bir Anadolu şehrinin nüfusu kadar göç alıyor.
Bir şehrin bu oranda bir ek nüfusu özümlemesi mümkün mü?
Gecekondu ve işporta gibi gayri nizami yaşam ürünleri bu nedenle yıllar boyunca arttı ve adeta İstanbul'un sembolü oldular.
* * *
"Vize" dünyada başvurulan bir yöntem. Büyük şehre göç edecek olana, o şehirde oturacak bir yer, çalışacak bir iş bulup bulmadığını sormak anlamına geliyor.
Tabii göçün diğer tarafını da ihmal etmemek gerekiyor. Yani göç edeni, göçün failini...
Vatandaş oturduğu yerde mutlu olsa hiç göç eder mi?
O nedenle de göçün zararlarını daha doğmadan, yani kaynakta yok etmenin asıl yolu, vatandaşı olduğu yerde mutlu etmekten geçiyor. Anadolu'da çekim merkezleri yaratmak, iş ve aş sorununu çözümlemek gerekiyor. Ama bu çözümlere ulaşana kadar büyük şehirler için "vize"den başka çare yok gibi görünüyor.
* * *
Göç büyük şehirlerde, yabancılaşmaya, kültür çatışmalarına yol açıyor.
Göç nedeniyle ailelerin parçalanması, klasik aile yapısının bozulması, aile ve çevre disiplininin kalmaması ve yoksulluk büyük şehirlerde suça yönelimi artırıyor.
* * *
Bunları yeni söylemiyoruz. Emniyet'in raporu üzerine tekrar edelim dedik.
Bu 4 - 4.5 yıl bu konuda, yani asayiş ve göç konusunda boşuna geçti.
Belki seçimden sonraki hükümet ele alır, kim bilir?..
Oysa Erdoğan Tokat konuşmasında "Baykal'ın Doğu ve Güneydoğu'ya gidemeyeceğini" söylüyor. "Giderse başına gelecekleri bilir" diyor. Başbakan olan böyle konuşur mu?
Sınırda araç kuyruğu 3 km'yi, bekleme süresi 8 saati aşmış.
Aileler, çoluk çocuk araç içinde pişiyorlar. Üstelik bu aileler dertlerini anlatacak kişilerin bir de hakaretine uğruyorlarmış.
Oy istemek güzel de almak güç Sayın Gümrük Bakanı...
BU KEZ DE
Tabii ağırlık koymak için önce o konuda politika üretmek, sonra da konu etrafında kamuoyu oluşturacak kadrolara sahip olmak gerekiyor.
Örneğin CHP'de İsmet İnönü'nün yönetim kadrolarına bir bakın. İnönü her biri başbakan olabilecek donanımda hangi politikacılarla çalışıyordu?
Nihat Erim, Turhan Feyzioğlu, Bülent Ecevit, Şemsettin Günaltay, Fuat Sirmen, İsmail Rüştü Aksal, Kasım Gülek, Kemal Satır, Turan Güneş ve diğerleri...
* * *
Bu görüşümüzü 2003 yılında bu köşede duyurmuşuz.
Niye?
"Ecevit çekiliyor" diye.
Bakın ne demişiz?
Ecevit çekiliyor.
Bu CHP ile DSP'nin aynı çatı altında birleşmesine, bütünleşmesine neden olabilir. Daha doğrusu olmalıdır.
Mani zail olunca, memnu avdet eder.
Çağa uygun, iktidara aday bir büyük "yeni sol" oluşumun ayak seslerine engel olmak vebal altında kalmak demektir.
Bu tarihi fırsat, merkez solda, yüksek değerlerde bir kadro oluşumuna olanak sağlayacaktır.
* * *
Ecevit vefat etti. 22 Temmuz genel seçimleri kapıya dayandı. Ve CHP ile DSP geç de olsa bir araya geldi.
Yani, artık Türkiye'de iktidara aday bir sol var.
Merkez sol.
Bugüne kadar bizim demokrasimizin sol ayağı yok, bu bakımdan bu demokrasi topal, diyorduk. Bugünden sonra da merkez sağımız yok, demokrasimiz bu açıdan topal, diyeceğiz.
İTİRAF
"Örgüte inançları kalmadığı için teslim olduklarını" söyleyen PKK'lılar, "örgütün son zamanlarda kullandığı uzaktan kumandalı mayınları Kuzey Irak'tan temin ettiğini de" belirtti.
Bu haber gazetelerde ve TV'lerde yer aldı. Hem de bazı gazetelerde manşet, bazı TV'lerde 1. haber olarak.
Aynı günlerde ise bir istatistik yayımlandı. Türklerin yüzde 82'si Amerika'yı sevmiyor.
Nasıl sevsinler? Eğer anket yukarıdaki haberden sonra yapılsaydı, herhalde Türklerin yüzde 100'ü Amerika'yı sevmiyor çıkardı.
Ama yine de soğukkanlı olmalıyız. Bu, PKK'nın, ABD ile aramızı iyice açma oyunu mu bunu öğrenmeliyiz.
ABD'nin Türkiye'deki büyükelçiliği PKK'lıların açıklamasını yalanladı. Acaba, Washington bu itiraflar, daha doğrusu bu ithamlar karşısında ne diyecek? Ben çok merak ediyorum. Bir de bizim hükümet ne söyleyecek, bekliyoruz.
dheper@milliyet.com.tr

