
|
|
|
 |
|
|
MAKSUDİ VE IRK KAVRAMI...
Maksudi'nin milliyetçiliği
Bu ay elimde gene 'sahaf'lık bir kitap bulunuyor: Sadri Maksudi Arsal'ın "Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları" adında, 1955'te yayımlanmış kitabı.
Murat Belge
Sadri Maksudi'nin Türk milliyetçilik tarihinde önemli bir yeri olduğunu herhalde hiç kimse reddetmez. Kazanlı bir Tatar'dı. 1917 devriminden sonra Sovyet rejimiyle uzlaşamadı ve 1918'de ülkesinden ayrılarak Paris'e geçti. Türkiye'ye 1925'te geldi. Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşunda önemli rolü oldu. '50 öncesinde iki kere CHP'den, sonrasında da bir kere DP'den milletvekili seçildi. Ankara ve İstanbul'da Hukuk Fakültesi'nde ders verdi.
Sözünü edeceğim kitabı, son eserlerinden biridir. Bunun yayımlanmasından birkaç yıl sonra da öldü.
Türkiye'de kendisini 'milliyetçi' gören çok. Bunların içinde kitap okuyanı ise çok az. Sadri Maksudi'nin adını duyanları, onu da "Türk büyükleri" arasında görecektir; ama Türk milliyetçileri, kitabını okuyacak olsalar, herhalde ona fazla yakınlık duymayacaktır.
Kitabın baştaki bölümlerinde Sadri Maksudi 'ırk' kavramı üstünde uzun uzun duruyor. Ancak bu sayfalarda onun bir 'ırkçı' olmadığını, bir 'ırk' olgusu görmekle birlikte, zamanla karışmamış ırk olabileceğine inanmadığını, Gobineau gibi olsun, Hitler gibi olsun, insanın sırrını ırkta arayanlara katılmadığını görüyoruz.
Oysa bugün, bu kitabın yayımlanmasından 52 yıl sonra, daha 'avami' denebilecek Türk milliyetçiliğinin ağır bir 'ırkçılık' dozu içerdiğini gözlemlemekteyiz.
En kalıcı kimlik kaynağı
Sadri Maksudi'nin milliyetçiliği, Rusya'dan gelmiş daha birçok Türki kökenli yazarda olduğu gibi, bir hayli güçlüdür. Bu toplumda, 'zenofobi'den (yabancı düşmanlığı) pek de ileriye geçemeyen milliyetçiliği daha yüksek bir düzeye taşıyanlar zaten onlar olmuşlardı.
Pan-Slavizm gibi saldırgan bir ideoloji karşısında onlar da kendi tepkisel milliyetçiliklerini geliştirmek gereğini duymuşlardı. Osmanlıcılık ve dincilikten kendini pek ayıramayan Türkiyeli aydınlar, 'Türkçü'lüğü onlardan öğrendiler. Sadri Maksudi'nin gözünde de 'millet' insanın en kalıcı kimlik kaynağını oluşturuyor. Büyük ölçüde 'dil'le özdeşlediği için, başka milliyetçiler gibi o da 'millet' kavramını olmayacak tarih öncesi çağlara taşımaktan geri durmuyor.
Gene çoğu milliyetçiler gibi, 'Sosyal-Darwinizm' düşüncesine bir hayli olumlu yaklaştığı da anlaşılıyor. Etkilendiği düşünürlere bakıldığında, Le Bon, Cartyle, Spencer gibi, bugün çok eskimiş, pek çok tezinin yanlışlığı kanıtlanmış kişiler görüyoruz.
Avrupa Birliği fikri
Bütün bunlara rağmen Sadri Maksudi'nin milliyetçiliği gayri medeni bir karakter edinmiyor; anti-medeni bir havaya da girmiyor. Bu özellikleriyle de, Sadri Maksudi, bugün ortalığı kaplayan milliyetçilerin çok ilerisinde.
Şovenizme ve emperyalizme içtenlikle karşı olduğu görülüyor.
Birçok milliyetçi, bunlar bütün dünyada ayıplanan şeyler olduğu için, aynı şekilde "Ben de karşıyım" yollu bir edebiyat yapar, ama söylediklerine biraz dikkat ettiğinizde bunun laf ola söylendiğini, şovenizmin bütün mantığına egemen olduğunu görürsünüz. Sadri Maksudi böyle değil. "Milli Devletler Federasyonu" fikrine geldiği zaman, çok olumlu sözler söylüyor. Bu arada, "Fert devlet için yaratılmış değil, bilakis devletler fertler için kurulmuştur" derken, burada hâlâ sindirilememiş bir liberal anlayışı konuşturabiliyor. Kendi ideali olan 'milli-devlet'te hak ve özgürlüklerini şiddetle (ve içtenlikle) savunduğu 'fert'leri, bir federasyondaki 'milli-devletler' gibi görüyor ve böyle bir federasyonun dünyanın geleceği için en iyi çözüm olduğunu savunuyor.
Sadri Maksudi'nin '50'lerin ortasında yazdığı bu satırlarla bugünün atmosferinde Avrupa Birliği fikri arasında paralellik kurmak mümkün, 'mümkün'den öte, gerekli. Bu ilke düzeyinde '50'lerin milliyetçi Sadri Maksudi'si bugünün CHP'sinden çok daha solda ve çok daha ileride:
"İzaha hacet yoktur ki, federal devletin elbette federasyona dahil milletlerin mebuslarından mürekkep bir parlamentosu, milli devletlerin temsilcilerinden terettüp eden bir senatosu, milli devletler namına bütün federal devlete ait işleri idare eden bir merkezi hükümeti, milli devletler arasında zuhur eden ihtilaflara bakan, onları halleden yüksek bir mahkemesi, bütün devletlerin iştirakiyle kurulmuş, milli devletlerin mahdut askeri kuvvetlerinden çok daha kuvvetli bir federal ordusu olacaktır."
Başta Yahudiler, kimseye karşı milliyetçi bir nefret diliyle konuşmayan, azınlıklara ve haklarına saygılı, Kazanlı milliyetçi Arsal, bugünün Türk milliyetçilerinin derhal 'kozmopolit' vb. ilan edeceği bir çizgide. Bu, onun ilerici olmasının değil, ötekilerin inanılmaz derecede gerilemesinin sonucu.
|
|
|

|
|