
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Kafa, baş, kelle...
Kafa... Kafasız herif... Öküz kafa...
Adamda kafa yok ki...
Ayağından tam topu alacakken, bir kafa attı...
Kafa, kafa değil ki...
Kafasına bir türlü sokamadım...
Doğrusu kafalı adam...
Sen bu kafayla gidersen askere, zor alırsın tezkere...
Aklı bir karış kafasının üstünde...
Kafa kafaya vermişler, bir şeyler konuşuyorlardı...
Koca kafasına köpek işiyesi...
"Kafamdan çektiğimi hiç kimseden çekmedim; ne yapayım kafasız da yaşanmıyor ki"...
* * *
Baş...
Baş ol da, istersen soğan başı ol...
Şunu şımartıp başına çıkarma...
Başına devlet kuşu kondu...
Her zaman başı o çekiyordu...
Başıma gelmedik bela mı kaldı?..
Baş başa bir yemek yiyelim mi?
Devlet başa, kuzgun leşe...
Başını şöyle göğsüme koysana...
Başı kıçı belli olmayan bir iş birader...
* * *
Kelle...
Adam kellesini koymuş o davaya...
Baltayla bir vuruşta, koparıp götürdü kütüğün üstündeki kellesini...
"Halka göster kellemi, gösterilmeye değer bir kelledir bu"
Kellesi koltuğunun altında...
Ne istiyorsun sen, kellemi mi?..
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, Cumhurbaşkanı'nın nasıl seçileceği konusunda halkın kafası iyice karışıkmış, ne diyorsun sen?
Nasreddin Hoca:
- Şapa oturdu halkın kafasızlığından yakınanlar, demiş; demek kafası varmış ki karışıyor.
* * *
Yatak odasında tek başına uyuyan genç bir hanım, bir anda pencerenin parçalanarak açıldığını ve içeriye iriyarı bir zencinin iyice dikilmiş organıyla girdiğini görmüş ve bağırmaya başlamış:
- İmdaaat, ırzıma geçiyorlar, beni kurtarın; nedir başıma gelen bu rezalet?
İriyarı zenci, akları kocaman gözlerini devire devire:
- Ne bileyim ben, demiş; rüyayı gören sizsiniz.
* * *
İktidar rüyası görenler de, oturdukları koltukların yüksekliğinden ötürü kıçlarının rahatsız olduğunu söylemeye başlarlarsa; biz de kendilerine şöyle diyebilir miyiz:
- Rüyayı koltuklar değil, siz görüyorsunuz; uyanın.
* * *
Av. Tamer Aktop'tan bir fıkra...
Kadının biri, sık sık yellenip duran kocasına çok kızıyor ve:
- Utan utan, bu gidişle bağırsakların da dışarı çıkacak, diyormuş.
* * *
Koca, olur olmaz yerlerde sürdürüyormuş yellenmeyi; zart cart, zuuurt zooort, pıf, zıııırt...
* * *
Nihayet karısı, kocasını yellenirken bağırsaklarının da dışarı çıktığına inandırmaya karar vermiş ve ona çaktırmadan, donunun içine bir avuç koyun bağırsağı koymuş.
* * *
Yellentili koca, bir süre evden kaybolmuş ve meraklanmaya başlayan karısına geri döndüğünde:
- Sen haklısın demiş, en sonunda yellenirken bağırsaklarım dışarı çıktı. Onları tekrar içime sokmak, o kadar zor oldu ki...
* * *
Nutuklar, nutuklar, nutuklar ve ortalıkta birtakım garip bağırsaklar...
Bakalım seçimlerden sonra ne olacak; bağırsaklar geri sokulabilecek mi?
* * *
Metin Eloğlu'ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Çilingir sofrası
Bu zıkkımın yanında
Arnavut ciğeri ister, bir
Çiroz salatası ister, iki
Cacık ister, üç.
Adalet müsavat hürriyet demeye
Sadece yürek ister.
c.altan@prizma.net.tr

