
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
'Nusrat' gemisi ve ulusçuluk...
GEÇEN hafta bir iki gazetenin sütunlarının arasına sıkışmış ufacık bir haber vardı; zaten daha büyük gösterilseydi şaşardık.
Çünkü haber, Türk gençlerinin uluslararası bir başarısını müjdeliyordu. Biliyorsunuz, böyle haberlere itibar etmeyiz, eğer o gençler ellerinde pankart "Demokratik üniversite" diye yürüselerdi, polis de onları coplasaydı, ya da o gençler, adeta Türk olduklarını inkâr edercesine "Biz hepimiz filanız!" diye bağırsalardı, siz o zaman gazetelerde, televizyonlarda haberin nasıl büyütülüp gösterildiğini görürdünüz.
Oysa bu gençler hangi başarının altına imza atmışlardı?
* * *
BU beş genç, üretimini ve tasarımını kendilerinin geliştirdiği, Türkiye'nin güneş enerjisiyle çalışan teknesi "Nusrat"la, 14. Güneş Enerjisi Teknik yarışmasında dünya üçüncüsü olmuşlar, çeşitli dallarda altı ödül kazanmışlardı.
Yarışma Amerika'nın Arkansas eyaletinde yapılmıştı, dünya üçüncüsü olan Türk takımı Münir Cansın Özden, Berkin Kılıç, Enishan Özcan, Esin İlhan, Kenan Askan'dan kuruluydu.
Yarışmayı düzenleyenler ABD Makine Mühendisleri Odası Elektronik Mühendisleri Derneği'ydi.
Öyle palavradan "sponsorlar" değil...
* * *
ZATEN bu bilgiler, böyle bir başarının yeteri kadar duyurulmaması için yeterli bir sebep değil miydi?
Üstelik bu çocuklar "Bizim ecdadımız şu kadar Ermeniyi kesti!" diye, tarihe, belgesiz belge(!) sunmuyorlardı.
Bu gençlerin başarıyı kazanan teknenin adını niçin "Nusrat" koyduklarını hiç düşündünüz mü?
"Nusrat" mayın gemisi Çanakkale Savaşı'nın sonucunu değiştirmiş, İngiliz ve Fransız gemileri Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki gemisinin döktüğü mayınlara çarparak perişan olmuşlardı.
Deniz tarihçileri ve uzmanları şöyle derler:
"Nusrat gemisinin, dâhiyane bir zekâ ve sezgiyle dökmüş olduğu 26 mayın, sadece Türkün zor durumlarda mucizeler yaratma yeteneğini ortaya çıkaran bir taktik başarı olarak kalmamış, İtilaf Devletlerinin Rusya ile askeri, coğrafi açıdan birleşmesine engel olmuş, destek bulamayan Çarlık Rusyası Bolşevik Devrimi'nin gelişip büyümesini önleyememiş ve böylece dünya tarihinin akışının değişimine neden olabilecek global bir jeopolitik sonuç doğurmuştur."
* * *
SONRA?
Neyin kıymetini bildik ki "Nusrat"ın kıymetini bilelim...
Başka devletlerin elinde olsa müze yapacakları "Nusrat", 1962'de özel sektöre satılmış, Mersin-Mağusa arasında kuru yük taşırken 1990'da alabora olup batmış, 1999'da gönüllü dalgıçlar gemiyi su yüzüne çıkarmışlardır.
* * *
2007 yılında da Teknik üniversiteli gençler, güneş enerjisiyle çalışan teknelerine "Nusrat" adını vererek o eşsiz duygunun, "ulusçuluğun" yaşadığını göstermişlerdir.
Kim ne derse desin, rahmetli annemizin dediği gibi, "Kim nasıl afkurursa afkursun" ulusçuluk, yüreklerde ve akıllarda yaşayacaktır.
h.pulur@milliyet.com.tr

