Milliyet'ten okurlarına
Bu dosya basın ve hukuk tarihine geçecek
Doğan Akın
Gazetemizin yaklaşık 20 aydır bütün aşamalarını haberleştirdiği bir cinayet dosyası, adli süreç ve bu süreci adım adım gün ışığına çıkaran Milliyet'in tutumu açısından ders kitaplarına geçecek boyutlar taşıyor.
Tamamını, arkadaşımız Lube Ayar'ın aydınlattığı süreç, Karaköy'de işlenen bir cinayetle başladı. Tekstilci Hacı Erdoğan, 9 Kasım 2005'te Türkiye'nin ilk hayali ihracat sanığı olan Turan Çevik'e ait Birlik Metal'in ofisinde öldürüldü.
Çevik, cinayetin ardından oğlu Ahmet Hilmi Çevik ve damadı Erkan Yıldız'la birlikte tutuklandı.
Organize Şube ekiplerinin olay yerinde yaptığı incelemeden sonra Kriminal Polis Laboratuvarı'nda hazırlanan iki raporda da, çatışmada üç silahın kullanıldığı belirlendi. Raporlara göre silahlardan biri öldürülen Hacı Erdoğan'a, diğeri damat Erkan Yıldız'a aitti. Ancak çatışmayı başlattığı düşünülen ve 8 kurşun atılan üçüncü silah bulunamamıştı!
Savcı tahliye istiyor
Bu arada ilginç bir gelişme yaşandı. Savcı Faysal Akpolat "sanıkların tutuksuz yargılanması"nı talep etti. Ancak Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesi "kuvvetli şüphe" nedeniyle talebi kabul etmedi.Savcının itirazı üzerine mahkeme, tahliye talebini bir kez daha reddetti. Savcı Akpolat, aynı gün bir üst mahkeme olan Beyoğlu 5. Asliye Ceza Mahkemesi'ne itiraz başvurusunda bulundu. Tahliye talebini üst mahkeme de reddetti.
Sonuç alınamayan üç tahliye girişiminin ardından Beyoğlu Başsavcılığı "olay yerinde yeni mermi gömleği parçaları bulunduğu" savıyla yeni bir rapor talep etti. Hazırladığı iki rapora dayanak olan incelemelerin "cihazla yapıldığını" kaydeden Kriminal Polis Laboratuvarı, "manuel" yaptığını vurguladığı üçüncü incelemede, daha önce kayıp silaha ait olduğunu kayda geçirdiği 8 kurşunun maktul Hacı Erdoğan'ın tabancasından çıktığını rapor etti.
Özel yetkiyle tahliye
Bu raporun başsavcılığa ulaştığı gün, sanıkların mahkemelerden üç kez dönen tahliye talebi için bu kez dönemin Beyoğlu Başsavcısı Ünal Canpolat devreye girdi. Canpolat, olayda kayıp silah kalmadığını belirtip "özel yetkisini" kullanarak Çevik'i, oğlunu, damadını ve diğer iki sanığı serbest bıraktı!Milliyet bu tuhaf süreci 4 Ocak 2006'da "Garip bir tahliye" başlığıyla manşetinden duyurdu. Lube Ayar'ın haberi çok önemli bir "ayrıntı" içeriyordu:
Başsavcı'nın oğlu Berkay Canpolat ile Çevik'in oğlu, cinayetin işlendiği şirkette ortaktılar!
Canpolat'ın, "başsavcılık yetkisini kullanarak" oğlunun iş ortağı ile babasını serbest bıraktığı sayfalarımızda belgelendi. Canpolat "yalan haber" iddiasıyla soruşturma açtırarak gazetemizi susturmaya çalıştı. Ancak Milliyet, Canpolat'ın sanıklarla yakın bir "ailevi" ilişki kurduğunu da ortaya çıkardı. Turan Çevik'in kızı ile Erkan Yıldız'ın nikâhındaki tanıklardan birisi Canpolat'tı!
Düğün ve cenaze
Damat, kayınpeder ve nikâh tanığı Karaköy cinayetinde "sanık" ve "başsavcı" olarak "yan yana" düşmüş, düğün ve cenazedeki bu uygunsuz buluşmayı belgeleyen fotoğraf 20 Ocak 2006'da Milliyet'in birinci sayfasına yayılmıştı.Düğündeki diğer tanığın da, cinayet tarihinde "Olay Yeri İnceleme Şubesi"nden sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hasan Adak olduğunun altını çizelim.
Haberlerimiz üzerine açığa alınan Canpolat emekliye ayrıldı. Ancak dosyanın peşini bırakmayan Milliyet, yasal telefon dinlemesine takılan Turan Çevik'in konuşmalarını "İşte size cinayet delili" başlığıyla 13 Ağustos 2006'da manşetine çıkardı.
Çevik, Karaköy cinayetinden bir gün sonra yaptığı telefon konuşmasında, "Geberdi... Vurmayacağım ne yapacağım" diyor, "Hilmi ve Erkan yaptı" sözleriyle oğlunun ve damadının adlarını veriyordu.
Dava dosyasına giren yasal dinleme kayıtlarına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Milliyet bu duruma, 17 Ağustos 2006'da "Delil dosyada, Çevik dışarıda, yargı tatilde" başlığını taşıyan manşetiyle dikkat çekti.
Ve mahkûmiyet
Adalet Bakanlığı, haberlerimizin ardından soruşturma başlattı. Fakat bakanlığın Canpolat'ın yargılanması talebi İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nden döndü. Bakanlığın bu karara itirazı da Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nce reddedildi. Ancak dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, istisnai bir uygulama olan "yazılı emir" yetkisini kullanarak konuyu Yargıtay'a taşıdı.Başlayan yeni süreçte Yargıtay Başsavcılığı Canpolat'ın "kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı kanısı uyandırdığı" yolunda tebliğname hazırladı.
Yargıtay'da alınan karar da cumartesi günü manşetimizdeydi. Davanın görüldüğü Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını bozdu ve Canpolat'ı "görevini kötüye kullanmak"tan 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırdı.
Canpolat, cezasının ertelenmesi nedeniyle hapsedilmeyecek, ancak bu durum kendisini "sabıkalı" biri olmaktan kurtaramayacak.
Hâlâ tutuklu yok
Gazetemiz, Türk basın ve adliye tarihine geçecek bir dosyayı önemli bir aşamaya taşımış bulunuyor. Örnek bir fikri takip ısrarı gösteren Lube Ayar'ın çalışması, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Metin Göktepe gazetecilik jürilerinde "yılın haberi" seçilerek ödüllendirildi.Ulaşılan sonuçta, olayı Yargıtay'a götürme ısrarı gösteren dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in hakkını da teslim etmemiz gerekiyor.
Karaköy cinayeti davasında halen tek tutuklu sanığın bulunmadığının altını çizmek istiyoruz. Davaya ilişkin haberlerimiz elbette sürecek.
Ünal Canpolat'ın siciline kaydedilmekte olan sabıka, vicdanlarda zaten kesinleşmiş olan bir mahkûmiyeti hukuka kazandıracaktır!
Örnek bir fikri takip ısrarı gösteren muhabirimiz Lube Ayar'ın çalışması, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Metin Göktepe gazetecilik jürilerinde "yılın haberi" seçildi.
dakin@milliyet.com.tr

