|
 |
|
|
Naci ile dertleştik...
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Havalar ısındıkça ısınıyor. Ve ben, yaz aylarına rastlayan bir seçimin istenen havayı yakalayamayacağına ilişkin inancımda ısrara devam ediyorum. Herkes kendi havasında... Sevgili okuyucu bilmez mi benim bu işlerden anlamadığımı; elbette bilir! Buna rağmen, yolda sokakta yoluma çıkan dostlar, İzmir’in adaylarını soruyor bana. Yüzde tahminleri istiyor. ''Kimin mazbatası çoktan cebinde?'' diye üsteliyor. Emin olun bir fikrim yok.
* * *
Bizim Naci de kendi havasında ister istemez. Biraz dertleşelim; bari oturup onunla memleket meselelerinden konuşalım istedim, oralı bile olmadı. Zaten adaletsiz bir sohbet olacağı daha başından belliydi. O suyun içinde keyfinde, ben dışarıda. O palmiyesinin altında püfür püfür; yediği önünde yemediği arkasında. Ben ayakta, başucunda, emre amâde... O kendi kumsalında pervasız salınmakta. Ben uzaktan uzağa imrenip duruyorum. O kendinden emin, ben kendimi gazeteci sanmanın ürkekliği içinde kararsız. Derken, ''Ne olacak bu memleketin hali?'' kabilinden bayat bir soruyla açtım konuyu. ''Ne varmış memleketin halinde'' diye geçiştirdi; ''Ben memnunum. Gelen ağam, giden paşam. Benim gibiler hiçbir iktidardan zarar görmez. Senden fazlasını yaşadım. Senden uzun yaşarsam onu da yadırgama...'' Bu gamsızlığı, genişliği insanın sinirini bozuyordu. Yüzü de kızarmıyordu. Nasıl bu kadar soğukkanlı durabildiğine hayret ediyordum.
* * *
Her devrin adamı olduğunu biliyordum ama içime sindiremiyordum. ''Yahu'' dedim. ''Üç kuruşluk faydanız yok etrafınıza. Bir şeyler üretin. Sadece yatmakla, yayılmakla geçiyor ömrünüz. Ne AB umurunuzda, ne terör. Ne türbanda tarafsınız, ne Cumhurbaşkanı seçiminde... Ve buna rağmen yarın endişesi de taşımıyorsunuz. Hiçbir şeyin ucundan tutmadan, keyfinize keyif katıyorsunuz. Vergi de vermez sizin gibiler...'' Havuzun içinde şöyle bir dolandı geldi: ''Bizim gibiler, hep kendilerine baktıracak bir enayi bulurlar'' dedi, hiç sözünü esirgemeden. ''Biz işimizi uydururuz. Dünyanın düzeni böyle kurulmuş. Bunda gocunacak, hayıflanacak bir şey yok. Abartma! Kafana taktıkça daha çok koyar, daha çok acıtır. Yapabiliyorsan sen de yap. Yoksa suyumu bulandırma...''
* * *
Tam bir hayal kırıklığıydı. Dişe dokunur bir fikir alışverişi olamadı. Ama Naci’nin çağrıştırdıklarından başka başka çıkarımlar yapabileceğimi fark ettim. Güneşin ışıkları zayıflamaya başlamıştı iyiden iyiye. Gittim içeriden üzerinde ''turtle stick'' yazan kutuyu aldım geldim.
Kapağını açtım. İç bayıltıcı bir koku yükseldi burcu burcu. Delikanlı zamanımın akvaryum günlerini ve yine böyle kötü kokan balık yemlerini hatırladım. Bu sevimli ve gamsız dostun akşam yemeğini verdim ellerimle. Bütün çalımı söndü işte o an. Severek evimize buyur ettiğimiz bu külfetsiz arkadaşı, bir köşe yazısına alet ettiğim için azıcık suçluluk duydum.
O hiç değilse bizimle bir sevgiyi paylaşıyordu. Başkalarının sırtında asalak gibi yaşayan bizim Naci gibiler, umalım ki, 22 Temmuz’da sudan çıkıp sandığın yolunu bulabilsinler. Kızımın su kaplumbağasıyla vedalaşıp çıktım odadan...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|