
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Seri imalat evlilik
Hemen herkesin bu yaz için "düğün ajandası" oluşmuştur herhalde. Şahsen ben bugün itibariyle üç düğüne katılmış bulunuyorum. Yakında dördüncüsü var. Neredeyse av sezonu kadar kanlı ve meşakkatli geçen düğün sezonunda şu ana kadar bir Kürt, bir Laz düğünü ile birlikte bir de seçkinler düğünü tecrübe etmiş bulunuyorum.
Hakkâri'de yapılan Kürt düğünü fiziksel ve ruhsal olarak gerçek bir dayanıklılık testiydi. Sabah dokuzda başlayan "faaliyet", çay eşliğinde sürüyor. Sadece çay! Sonsuzluğa doğru süren halay, düğünün bir kertesinde artık hiç bitmeyecek, bu sallanan insanlar hep birlikte ölüm onları ayırana dek sallanacak gibi geldi.
Av sezonu gibi...
Aynı şekilde Laz düğünündeki bitmez tükenmez enerji de beni ürküttü. Düğünün başlangıcında İngiliz asiller sınıfı kıvamında tuvaletlerle gelmiş bulunan hanımefendilerin gecenin bir nısfında etnik kökenlerinin karşı konulmaz çağrısına uyarak horon tepmeleri yaşanması mecburi bir tecrübeydi.
Gerçek Lazların, asimile olmuş Lazları horonun giderek coşan ritminde "silkelemesi" ve en sona en dayanıklı olanların kalmasını izlemek de sanırım düğün sezonunun neden av sezonu kadar kanlı geçtiğini söyleyişimi açıklar.
Sonuç itibariyle seçkin muhitten bir çiftin de evlilik törenine katıldım. Düğün o kadar seçkindi ki gelin ile damat yanılmıyorsam Wagner ile giriş yaptılar. Fakat sonra ne oldu?
En meşhur intro!
Hiç kimse milli birlik ve beraberliğimizin bekasından şüphe duymasın. Çünkü Wagner ile başlayanında da, horon tepileninde de, zılgıt çekileninde de hep aynı meşum son yaşanıyor:
"Leydiyz and centılmene! Ar yu redy? Van-tu-tri-forooo!"
Bu meşhur intro'yu bilmeyenler için söylüyorum:
Bütün düğünlerde İbrahim Tatlıses'in şarkısı bir kez terennüm ediliyor ve memleketimin bütün etnik renkleri bağırmaya başlıyor:
"Ağrı dağının eteğinde uçan güvercin olsaaaam!"
Herkes, bütün düğünlerde baştan bir sıkıntıya giriyor:
'Pop'a dayanılamıyor
Yabancı müzikler, klasik müzik vesaire bir süre kıvranılıyor. Ama sonra "milli erime potası" olan pop'a benim diyen entelektüel, benim diyen bilinçli Kürt, Laz dayanamıyor.
Madem işin ucu Serdar Ortaç'a ya da "Biiir... Çok sıkıldım/ İkiiii... Yerim çok dar / Üüüç... Senden çok var" şarkısına dayanacak, niçin toplu bir acı çekme seansı yaşanıyor? Belli değil.
Acı demişken... Düğünlerin en acı verici ayrıntısı bence toplu öpüşme maratonuna eşlik eden "kese işkencesi". Gelinlerin ellerinde, düğünün zenginlik durumuna göre büyüyüp küçülen bir kese oluyor. Nikâh töreninden sonra yüzlerce kişinin öpüldüğü bölümde her öpüşen keseye bir takı atıyor.
Genç bir kadının, üstelik üzerinde gelinlikle para toplayan bayram çocuğu gibi dolaşması bana tuhaf geliyor.
Nice tahsilli genç kadın ve genç adam sanırım düğünün bu bölümünde karizmalarını dehşet verici oranda bitirdikleri gibi, sonra izlenen düğün videolarında da kendilerini defalarca keseye bir şey sığıştırmaya çalışırken görüp daha fena kahroluyorlar.
Bir şu çocukluk fotoğrafları, öyküleri meselesi var. Yeni trend bu:
Gelinle damat ya davetiyede, ya da düğün için hazırlanan klipte çocukluk fotoğraflarını ve öykülerini yan yana getiriyorlar. Tamam, sevimli. Ama evlilik öncesi için değil sonrası için yapılan bir akit. Bu yüzden ben öneriyorum ki bilgisayar yardımıyla ihtiyarlatılmış fotoğraflar yan yana konsun. Muhtemelen büyük çoğunluğa sevimli gelmeyecektir ama doğrusu bu:
Bu işi birlikte yaşlanmak için yapmıyor muyuz nihayetinde?
ecetem@hotmail.com

