
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Çin malı eğlenceli bir oyuncak
Malum-u âliniz Türkiye seçimlere kilitlenmiş. Bendenize sorarsanız, belki de karada kürek yarışı yapmaya kilitlenmiştir.
Belki de, 21. yüzyılın hızlandıkça hızlanan küreselleşmesi karşısında, açılması asla istenmeyen kendi çemberinin içine kilitlenmiştir.
***
Kürsü tosuncuklarının birbirlerini karşılıklı suçlama nutukları kulağıma çalındıkça...
İlkokuldan bu yana, dinlemek zorunda bırakıldığımız nutuklar tefrikasında, neden bütçeden hiç söz edilmediği geliyor aklıma...
Hazine'de toplanan paralar, nerelere ne kadar akıyor?
***
Ya peki, dünya deniz taşımacılığındaki payımızın yüzde kaç oranında olduğunu hiç merak eden ve açıklayan var mı?
***
Seçimlere 9 gün kaladursun...
Bendeniz; Solmaz Kamuran da, "Kiraze" romanının Portekizce'de de yayımlanmasından sonra, Lizbon'da düzenlenen özel imza gününe gittiği için; kızımla birlikte, İstanbul'u dağ tepe dolaşıyorum.
***
On binlerce renk renk seçim bayrağı... Sırıtkan suratlı seçim afişleri... Hoparlörlerinden nağraların fışkırdığı seçim otobüsleri...
Bol keseden yapıldığı hemen anlaşılan harcamaların, hangi kaynaklardan karşılandığını bendeniz bilmiyorum.
Sanırım seçmenler de bilmiyor ve onlardan sadece oy isteniyor.
***
Uzun zamandır Eyüp'te, mezarlıklarla donanmış tepedeki Pierre Loti çay bahçesine gittiğim yoktu.
Çay bahçesinin giriş kapısı yanında, öylesine şirin ve insana her türlü saçmasapanlığı unutturacak düzeyde çarpıcı bir görüntüyle karşılaştık ki; kelimelerin bittiği yerde başlayan değişik bir güzellikteydi.
***
Duvara dayanmış, arkalıklı ve sundurmalı yan yana açık tezgâhlar...
Tezgâhlarda binbir değişik renkteki boncuklardan yapılmış çeşit çeşit kolyeler, bilezikler, küçük hanım çantaları; oyuncakımsı masa saatleri; kapalı siyah bir mahfaza içinde kalemli küçük hesap makineleri; boy boy siyah erkek cüzdanları...
***
Tezgâhların siyah bezle kaplı arkalıklarına asılmış, Osmanlı hançer taklitleri; birtakım duvar süsleri ve özel sundurmalarından sarkan, yine çeşitli renklerde iplik iplik boncuksuz kolyeler, nazarlıklar...
***
Tezgâhlardan birinin başında Eyüplü ve kendine özgü bir sevimlilikte bir kadın; yanındakinin başında da yan yana genç bir kız ve annesi oturuyordu.
Üçüncü bir tanesinin başında ise, orta yaşlı, ağarmış sakallı, nurani yüzlü bir erkek vardı.
***
Kızımla birlikte, bilmediğimiz ahenkteki bir mutluluğun içine savrulduk.
Boncuklardan yapılmış renkli bilezikler 2 YTL, kolyeler 3 YTL idi.
***
Bendenizin gözleri bir ara, hiç rastlamadığım bir oyuncağa takıldı.
Bir avuçluk bir bira fıçısı...
Fıçının üstünde, yüzü maskeli bir figür; maskenin 2 gözü de değişik renkte...
***
Bir avuçluk bira fıçısı üstündeki maskeli figürün burnuna dokununca, bir müzik çalmaya başlıyor ve fıçının kapağı açılarak içinden bir palyaço çıkıyordu.
Fıçının içinden çıkan palyaço, müziğin temposuyla fıçının içine bir giriyor, bir çıkıyordu.
Oyuncağı durdurmak isteyince de; palyaço fıçının içindeyken, yine maskeli figürün burnuna dokunuyordun.
Oyuncağın altına şöyle bir baktık, Çin malıymış.
***
Sakın kimsenin aklına, Çin'de yerli demokrasimizi simgeleyen oyuncakların yapıldığı gelmesin.
Malum ya "biz, bize benziyoruz" ve elbet bir gün çağdaş uygarlık düzeyine de varacağız.
***
Pierre Loti çay bahçesinden Haliç'in görünüşü ve dost garsonların demli çayları, bendenizi hem 100 yıl öncesine, hem 100 yıl sonrasına götürdü.
***
Sonra da kızımla kalktık; önce Sarayburnu'na, arkasından da Yıldız Parkı'ndaki Malta Köşkü'ne gittik.
***
İstanbul'da yaşayan 15 milyon insanın, birbirinden çok ayrı dünyaları; gönlümüzde yankılanır gibi olan tek bir soruda birleşiyordu:
- Kapalı kapılar ardında neler konuşuyorsunuz bakalım?
c.altan@prizma.net.tr

