
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
'Geçme namert köprüsünden, ko apartsın su seni'
Bol tüyleri gözlerinin üstüne kadar dökülen, ufarak "terye" tipi köpeklerin, tip olarak diğer bir adı da "schnauzer"...
Genç bir hanım, çok sevdiği ufarak "schnauzer"inin tüyleri dökülmeye başladığı için, veterinere gitmiş.
Veteriner de kendisine:
- Eczanelerden birine uğrayın, tüylerin dökülmesini önleyici özel bir losyon alın, demiş.
* * *
Kadın da ilk rastladığı eczaneye girmiş:
- Tüylerin dökülmesini önleyici özel bir losyon rica ediyorum, demiş.
Eczacı hemen kendisine, raflardan aldığı küçük bir şişeyi uzatarak:
- Buyurun hanımefendi, demiş; şayet bacaklar için kullanacaksanız, sadece sürmeniz yeterli; yok, koltukaltları için kullanacaksanız, aynı oranda sulandırarak kullanın.
* * *
Genç kadın:
- Hayır hayır, demiş; bacaklarım, koltukaltlarım için değil, "schnauzer"im için istiyorum.
Eczacı:
- Ne dediniz efendim?.. Ha şeyiniz için, anladım, demiş; o zaman dikkatli olun, herhangi bir yanmayla kaşıntıya neden olmaması için, 4-5 misli su katarak kullanın ve özellikle de en az 1 ay bisiklete falan binmeyin.
* * *
Seçimlere 7 gün kaldı.
"İdam midam" vaatli ve ne "devlet"in tanımlanmasına ne "bütçe"deki dengesizliklere asla değinilmeyen bizim seçim kampanyalarındaki ilkellik; uzaktan bakıldığında, tüyü dökülmüş garip bir demokrasinin hazin bir cilvesiymiş gibi de görünebilir.
Acaba bizdeki seçim kampanyalarının neresine ne sürmek gerekir ki; nutukçuları tüylendirmek yerine, biraz da demokrasinin kendisi tüylensin?
* * *
Kekemenin biri, bir kuşçu dükkânına girmiş. Önce papağanları şöyle bir gözden geçirmiş, arkasından da satıcıya dönerek kekelemeye başlamış:
- Ben.. ben.. bir papa... pa.. bir papağan, a... ama.. bir pa.. bir pa.. kon.. konuşan.. konuşan bir pa.. papağan.. is... is...
Satıcı, sözünü kesmiş kekemenin:
- Ne diyorsunuz, ne istiyorsunuz hiç anlayamadım, demiş.
- Ben... ben şey.. di.. diyorum... di.. di.. diyorum ki.. bir.. bir.. bir pa.. bir pa..pa bir papağan.. al.. al..
* * *
Kuş satıcısı birden, kekemenin omuzlarından tutarak kendisini kapıya doğru sürüklemeye başlamış:
- Buraya bakın, demiş; biraz daha kalırsanız dükkânımda, başta papağanlar olmak üzere, mallarımın kalitesi bozulacak.
* * *
Anlaşılan bizim kürsü papağanları arasına da; nasıl bir "hürriyet" istediği bir türlü anlaşılamayan, bir yığın kekeme girmiş olmalı vaktiyle.
* * *
Bekri Mustafa ile Borazan Tevfik dertleşiyorlarmış.
Borazan Tevfik:
- Olacak iş değil vallahi Bekri, diyormuş; yargıçlar, savcılar, polisler arasından bile, uyuşturucu mafyasıyla aynı tezgâhta çalışanlar çıkmaya başladı...
Bekri de:
- Çıkar çıkar elbet, diyormuş; önce hamasi böbürlenmelerle, şeffaflığın suyu çıktı; arkasından "Susurluk" türü rezaletlerle, işin boku çıktı. Sonra da işte böyle hukukçuluk adına mafyacılık çıktı...
Borazan Tevfik içini çekmiş:
- Ya bu arada canı çıkanlar ne olacak peki?
Bekri gülmüş:
- Canı çıkanlar konuşamaz ki...
* * *
Av. Taner Aktop'tan bir fıkra; biraz değiştirilerek:
Sürüsepet yan yana toplanmış olan vampirlerden biri, uça uça fırlayıp gitmiş. Bir süre sonra gayet hoşnut geri dönmüş:
- Şu uzakta, Boğaz kıyılarındaki bayrak direkleri boyunda bir direk var. Onun hemen yanında bir inek otluyor; gidip kanını öyle bir emdim ki, Allah Allah demiş.
* * *
Bir vampir daha uçup gitmiş. Bir süre sonra o da geri dönmüş:
- Ben de, demiş; aynı direğin yanına gittim. Onun dibinde koyunlar da otluyor; en az 5'inin kanını öyle bir emdim ki, Allah Allah...
* * *
Derken öteki vampirler de hep birlikte havalanmışlar.
Bir süre sonra onlar da geriye dönmeye başlamışlar. Kiminin gagası, dişleri kırık. Kiminin kanatları kanlı. Kiminin bir ayağı kopmuş...
* * *
Mutlu vampirler sormuşlar:
- Ne oldu yahu size?
Vampirlerden 2'si:
- Biz direği göremedik, ona çarptık demişler.
Bir başkası:
- Ben de, demiş; inek diye, bir arı kovanına yapıştım...
* * *
Geri kalanlardan da değişik yakınmalar yükselmiş:
- Ben bir evin bacasını, bir keçi sandım:
- Ben de, dana diye kıyıdaki bir sandalı emmeye kalktım.
- Ben yönü şaşırdım, bir inşaat vincine takıldım.
* * *
Seçimlerden sonra değerlendirilebilecek bir fıkra işte...
* * *
Sait Maden'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
YÜK
Arasında bir düşün
ne ileri ne geri;
adım atsan uçurum,
ya da gök perdeleri;
görünürde ne bir dam,
ne bir deniz feneri,
bu saran karanlıkta
surlarıyla her yeri;
ayağında yol tozu,
yüzünde ecel teri,
diz boyu bata çıka
ve bir kemik bir deri
nereye bu yolculuk,
nerden ne günden beri,
kendi ölün sırtında
ağır bir kuş benzeri?
Etinde pençeleri...
c.altan@prizma.net.tr

