|
 |
|
|
Son yazı...
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Sizler bu satırları okuduktan sadece 3 gün sonra, ülkenin gündemi ''tercihler ve vazgeçişler'' ikilemiyle yüzleşecek. Tahminler, yorumlar, bahisler ve iddialar buharlaştıktan sonra elimizde, sadece yüzdeler, istatistikler ve sayılar kalacak... ''Umutlar, beklentiler ve heyecanlar'' tükendiğinde, ''hesaplar, dengeler ve pazarlıklar'' konuşacak. ''Önceki gün, dün ve bugün'' gözden düştüğünde, ''yarın, öbür gün ve daha ertesi'' kıymetlenecek.
* * *
Radyo günlerinin ''arkası yarın'' vakitlerinden bir öykü hatırlarım. İçini, dışını, konusunu filân değil; sadece adını hatırlarım: ''Yarın daima güzeldir...'' Çocuk aklımdan bugünlere taşınmış bir saflıkla, hâlâ geleceği sadece bu inancın kurabileceğine, kurtarabileceğine inanırım. Ve yine inanırım ki, tekerleme havasında söylenmiş bazı lâflar dönüp dolaşıp, ''kendini doğrulayan kehanet'' haline geliverir: ''Bazı insanları bir süre aldatabilirsiniz. Bazı insanları sonsuza kadar aldatabilirsiniz. Ama bütün insanları sonsuza kadar aldatamazsınız...''
* * *
Birkaç kere daha yazdım sanıyorum. Bizim kuşağın çocukları, yakın geleceği şekillendirirken, herhalde 3 ayrı yüzyılda yaşamış olma deneyimini de kullanacaklar. Ve içlerinden hiç değilse bir kısmı fark edecek ki, evrende hiçbir şey tesadüfe bırakılmamıştır. Ne doğumlar, ne ölümler, ne kazançlar ne kayıplar, ne kederler, ne sevinçler; hiçbiri ama hiçbirini tesadüflerin çarkıfeleği savurmaz. Yaşanacaklar yaşanır. Öyle ya da böyle. Önemli olan evrensel zekânın acılı veya acısız sunduğu tekâmül fırsatından kendine bir pay çıkara-bilmektir. Bazı hekimler, yaşamın sağlık boyutunu tarif ederken, ''2 zar atarsınız'' diyorlar. ''Biri kalıtsal şifrenizdir. Onu değiştirme şansınız yok. Ama diğer zarın kaç geleceği sadece sizin elinizdedir.''
Başka boyutların arayışları, neden bu akla yakın kuralın istisnası olsun ki? Biraz daha felsefi bakanlar, ''Hükümran olan ölülerdir; yaşayanlar sadece itaat ederler'' diye kulağımızı bükmüyorlar mı? Elimizdeki tek zar ile kumar oynamadan bir sonuç elde etmek de mümkün o halde. Lambalı radyodan yükselen ses bence doğru söylüyor: ''Yarın daima güzeldir...''
* * *
Dünyaya küsmek olmaz. Yarına küsmek olmaz. Kendine küsmek olmaz. Ülkeye küsmek olmaz. Her günü yeniden çiçek açan bir fırsata çevirmek sadece bizim ellerimizdedir. Malûm, ''dünle beraber gitti düne ait ne varsa/bugün yeni şeyler söylemek lâzım'' diyor yüce Mevlâna. Gelecek hafta bugünlerde, yeni şeyler söylüyor olacağız. Daha iyi şeylerden, daha güzel şeylerden, daha umutlu şeylerden bahsedebilmeyi umuyoruz.
Bir de sadece ''iyi, doğru ve güzel'' olanı sahiplenip, kabahati komşuya atmak huyumuzdan vazgeçebilsek! ''Düşen bir çığda hiçbir kar tanesinin, kendisini olup bitenden sorumlu saymaması'' gafletinden bir uyanabilsek. Elinizdeki tek zara daha çok dikkat edin. Ve onu sandığa doğru savururken, belli belirsiz mırıldanın: ''Yarın daima güzeldir...''
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|