
Melih AŞIK
Açık Pencere
Devrim korkusu!
Show TV'de 15 Temmuz gecesi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idama gidiş öyküsünün anlatıldığı "Hoşçakal Yarın" adlı film oynuyor. Filmde Deniz Gezmiş rolünü üstlenen Berhan Şimşek ve diğer oyuncuların ağzından ne zaman "devrim" ya da "devrimci" kelimeleri çıksa o anda oyuncuların sesi kısılıyor... Bu şekilde bir sansür uygulanıyor... Devrim bu kadar mı korkulu bir sözcük? Sözcükten bu kadar korkuyorsanız filmi neden oynatıyorsunuz?
Devrim mutlaka "Yeşil devrim" ya da "Karşı devrim" mi olmalı?
* * *
Bir komedi de Başbakan ile yapılan televizyon röportajları. Gazeteci arkadaşlar Başbakan'ın karşısına diziliyor. Soru soruyor. Ancak soruların yüzde 90'ı çanak... Arkadaş çanağı tutuyor Başbakan dolduruyor... İtibar sahibi kimi arkadaşlar kendilerine olan güveni sarsan kimlikler içine giriyor. Evet, Başbakan'ın karşısında normal gazeteci görevi yapmak zor. Beyefendi, gazetecilere 70'in üzerinde dava açmış biri olarak kendilerini zora sokacak soru sorulmasını istemiyor. Bu tür sorular soranlar kara listeye alınıyor. İyi de gazeteci kardeşler... Şart mı gazetecilik yapamayacağınızı bile bile Başbakan'ın karşısına oturup gazeteci rolü yapmak...
Daha düne kadar çocuklarını arkadaşlarının verdiği bursla okutan Erdoğan bugün 10 bin doları küçümseyecek duruma geldiyse az zamanda bayağı yol kat etmiş demektir...
Haldun Ertem
Recep Tayyip Erdoğan; "Atatürk, Baykal'ın genel başkanı olacağını bilse CHP'yi kurmazdı" demiş. Acaba, Erdoğan'ın başbakan olacağını bilse ülkeyi kurtarıp cumhuriyeti kurar mıydı?
Gülhan Elmas
"Eşi türbanlı olduğu için askerler tarafından cumhurbaşkanı olması engellendi" diyor... Ne mitinglerden söz var, ne Anayasa Mahkemesi kararından ne AKP liderinin tek başına cumhurbaşkanı atama sevdasından... Yabancı gazeteciler Türkiye'ye geliyor, ikinci cumhuriyetçilerin dolmuşuna binip dönüyor.. İşte sonuç...
NOT: Dünkü yazımızda THY personelinin azami çalışma süresi ayda 1000 saat olarak geçiyordu... Doğrusu: Yılda 1000 saat olacak... Ayrıca yeni işe girenlerin (yazımızdaki gibi) daha çok değil, daha az ücret aldığını belirtti yetkililer...
Başbakan, yukarıdaki sözlerle dün Isparta'da seçim kampanyasının en çarpıcı açıklamalarından birini yaptı...
Pazar günü Kazlıçeşme mitinginde yüzde 40'ın üstünde bir oranı yakalayacaklarını, iki partinin barajı geçmesi halinde 367'yi aşacaklarını söylüyordu...
Aynı günün akşamı Kanal 24'te üç partili bir Meclis'te 300-310 milletvekiline sahip olacaklarını ifade etti... Önceki gece NTV'de yüzde 34,5 oyu tutturamazlarsa kendi durumlarını gözden geçireceklerini bildirdi...
Ve nihayet dün de "Tek başımıza iktidar olamazsak çekilirim" sözlerini telaffuz etti.
Başbakan bu sözlerle görünüşte muhalefet liderlerine efelik tasladı...
Belki AKP'ye bir miktar daha oy çekeceğini düşündü. Özal da 1987'de aynı sözleri sarf etmişti.
Ne var ki bu çıkış başka nüanslar da taşıyordu. Örneğin, insanların aklına "Demek seçimden tek parti çıkmamayı da ihtimal olarak görüyorlar" düşüncesini getirdi... AKP'nin giderek gerilediğini düşündürdü. Muhalefete moral verdi...
- Skandalın bir numaralı sorumlusu tabii ki Bakan Hüseyin Çelik. Ama kendisine sorarsanız suçlu diploma notlarını yanlış giren okul müdürleri! Birkaç okul müdürünü görevden alarak işin içinden sıyrılmak istiyor. Oysa bu iddia doğru değil. Pek çok okul müdüründen telefonlar alıyorum. Yana yakıla, biz notları doğru gönderdik, Bakanlık'tan gelen yanlış sonuçları görünce hayretler içinde kaldık, diyorlar.
- Hatayı yapan kim peki?
- Hatayı yapan bakanın yandaşlarını doldurduğu Veri Merkezi'dir, dolayısıyla düzeltmek de oranın görevidir. Ama Bakan, dikkati başka yere çekiyor, "Hata varsa kayıt sırasında görülür" diyor. Kayıt sırasında okul müdürleriyle velileri karşı karşıya getirecek, birbirlerine sokacaklar! Sınavın iptali mi? Bu yola gidilmesi en büyük yanlış olur.
m.asik@milliyet.com.tr

