
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Seçimin kuşak çatışması
Bir hafta kala, seçim giderek daha da fazla bir referanduma dönüşüyor. Seçmenleri, milliyetçi ve cumhuriyetçi cepheyle liberal İslamcı kesim arasında bir karar vermeye zorlayan atmosfer giderek daha da güçleniyor. Her ne kadar son haftaya girerken bütün liderlerin sesleri kısılmış olsa da Türkiye siyasetini canlandıracak yeni sesleri bastırmak için iki cephe de bağırmaya devam ediyor.
Kısık sesli gürültü
Bu kısık sesli bağrışma içinde Kürt meselesi, liderlerin birbirine yağlı urgan göstermesine indirgeniyor mesela.
Her ne kadar CHP'nin yoksullara mali destek projesi ve benzeri projeler olsa da giderek farksızlaşan iktisadi politikalar mazot fiyatı konusundaki itişmeye kilitleniyor.
Nüfusunun çoğunu gençlerin oluşturduğu bir ülkede yüksek sesle söylenen tek politik hedef ÖSS'nin kaldırılması. Mersin Üniversitesi'nden, Van Üniversitesi'nden haksız yere atılan bu kadar genç insan varken üniversiteye girmenin kolaylaştırılmasının kime, ne faydası olacağını mesela, kimse sormuyor.
Seçim, böylece siyasetsizleştiriliyor.
Kabindeki korku
Bu siyasetsiz, kurak seçim döneminde Türkiye'yi heyecanlandıracak tek bir proje vardı aslında. Bağımsız aday projesi. Çok kısa bir zaman olmasına rağmen birçok bağımsız aday çıktı ortaya. Ben bunu Türkiye'nin siyasetsizleştirilmiş siyaset alanına verdiği somut tepki olarak değerlendiriyorum. Bu bir başlangıç. Bundan sonraki dönemde yeni şeylerin olacağına dair bir işaret. Ve fakat...
Seçim kararı alındıktan sonra insan düşünmeye başlar. Oturup düzenli olarak düşünmese de ne yapacağını, kime oy vereceğini, kime oy verilmesi gerektiğini kafasında gezdirir. Sonra seçim günü geldiğinde... Öncesinde farklı şeyler düşünse de insan o oy kullanma kabinine girdiğinde korkular mı bastırır, emniyet ihtiyacı mı baskın çıkar bilinmez, bağlı olduğu gelenek gelir tam ensesine oturur.
Bugünlerde bilhassa genç insanlar enselerine oturan bu gelenekle cebelleşiyor. Sadece kendi içinde değil, gençler anneleriyle babalarıyla da cebelleşiyor bugünlerde. Etraftan çok duyuyorum; bağımsız adaylara oy vereceğini söyleyen, İzmir, Ankara ve İstanbul'daki genç insanlar sosyal demokrat ebeveynleriyle tartışıyorlar epeydir.
Ve bu seçime özgü olarak sanırım, bu tartışma giderek sertleşiyor. Birçok genç, annesi babası tarafından "AKP'nin değirmenine su taşımakla" suçlanıyor. Tartışmanın sertliğine göre iş "vatan hainliği" boyutuna bile varıyor. Bu seçimin sol cenahtaki kuşak çatışması bu şekilde tezahür ediyor. Benim bu duruma cevabım şudur:
Seçim helada mı olsun?
"Dondurmam Gaymak" filminde bir sahne var. Eski solcu meyhanede siyaset konuşunca masadakiler kızar:
"Meyhanede siyaset konuşulmaz!"
Eski solcu da heyheylenir:
"Okulda yapma, devlet dairesinde yapma, sendikada yapma, meyhanede yapma! Helada mı yapcaz biz bu siyaseti!"
Bir krizler ülkesi olan Türkiye'de her seçim bir krizdir, her seçim "fena halde kritik". Ama bu seçimi de kendi seçimlerimizi ifade etmeyeceğimiz, korkularımızı ve geleneklerimizin emniyeti tercih edeceğimiz bir endişe sandığı haline getirirsek bir kez daha büyümemiş çocuklar olarak kalırız. Bir kez daha ebeveynlerimiz gibi davranırsak bir kez daha ebeveynlerimizin kaderine fit oluruz. Hem filmde söylediği gibi:
Seçimini orada yapma, burada yapma. Biz bu seçimi helada mı yapacağız?
ecetem@hotmail.com

