TÜRKİYE'Yİ YÖNETECEK OLANLARA DİPLOMASİDEN MİLLİYET ARACILIĞIYLA AÇIK MEKTUP VAR
Tam üyelikten vazgeçmek yok
Emekli büyükelçi ve eski AB genel sekreterleri Volkan Vural ve Murat Sungar, yeni yönetimi bekleyen en yaşamsal konulardan birinin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler olduğunu belirtti. Vural ile Sungar, AB'ye tam üyeliğin cumhuriyetin projesi olduğunu ve Türk vatandaşlarının AB standartlarını hak ettiğini belirterek, "Laik olmayan Türkiye, AB'ye giremez" dedi
Bugün halkımız Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki yönetimiyle ilgili kararını verecek. Ülkemizi yönetecek siyasi kadroyu bekleyen en yaşamsal konulardan biri AB ile ilişkilerimiz olacak.
Bugünkü durumda AB ile yürüttüğümüz müzakereleri sürdürülebilir olmaktan çıkaran bir dizi iç ve dış faktör karşımızda duruyor. Bu sorunları görmezden gelmek ne kadar yanıltıcı olacaksa, bunlara teslim olmak da o kadar kadercilik olur.
AB konusuna emek vermiş iki devlet memuru olarak bazı düşüncelerimizi Türk kamuoyu ve yeni dönemde ülkemizi yönetecek olan siyasi kadrolarla şimdiden paylaşmayı sorumluluk duygumuzun bir gereği sayıyoruz. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1 - TAM ÜYELİK CUMHURİYETİN HEDEFİDİR
Ülkemizin AB üyeliği Türkiye'ye tanınacak istisnai bir kolaylık ya da özel imtiyaz değil, Türkiye için kazanılmış bir temel haktır. Bu temel hakkın kaynağı doğrudan doğruya Roma Antlaşması'nın üyelikle ilgili 237. maddesidir.
Türkiye'nin bir "Avrupa Devleti" olarak 237. madde kapsamında yer alması ise kökleri cumhuriyet öncesine giden, ancak cumhuriyetin benimsediği ve yerleştirdiği değerler sistemi ile pekişen tarihi, siyasi, kültürel, jeo-stratejik ve ekonomik olgular bileşkesinin sonucudur. Bu hakkın sahibi herhangi bir hükümet değil doğrudan doğruya Türk milletidir. Tam üyelik, cumhuriyetin kuruluş felsefesinin doğal bir uzantısıdır.
2 - HER SORUNUN FATURASI AB'YE ÇIKARILMAMALI
Toplumumuzda zaman içinde AB karşıtlığının yükselmiş oluşu, şaşırtıcı ve sadece bize özgü bir gelişme değildir. Bu, tam üyelik sürecinden geçen başka ülkelerde de yaşanmış bir olgudur. Bu duyguları besleyen iç ve dış dinamiklerin soğukkanlı bir biçimde analiz edilmesi gerekir.
İç dinamikler açısından bakıldığında, son zamanlarda yeniden tırmanan terör olaylarının, özellikle büyük şehirlerimizdeki gasp ve kapkaç gibi güvenlik sorunlarının, azınlık ve etnik kimlik konularının, başta laiklik olmak üzere cumhuriyetimizin temel değer ve kazanımlarının aşındırıldığı yolundaki kaygıların ve Kıbrıs sorunu ile Ermeni soykırımı iddialarının faturası bir anlamda AB'ye ve Türkiye'nin tam üyelik yolunda gerçekleştirdiği demokratik reformlara çıkarılmıştır. Açıkça belirtelim ki, bu duyguların sağlam bir filtreden geçirilmesi ve bazı şehir efsanelerinin açık yüreklilikle tartışılması şarttır.
3 - LAİK OLMAYAN TÜRKİYE AB'YE GİREMEZ
Türkiye'de Kürt kimliğiyle ilgili tartışmalar AB olgusundan çok daha eskidir. Terör bugün dahi bazı AB ülkelerinde varlığını sürdürmektedir. Gasp ve kapkaç olayları daha yakın zamanlara kadar örneğin İtalya'nın büyük sorunu olarak turistlerin uyarılmasına yol açan bir olgudur. Azınlık konularının hukuksal çerçevesi aslında AB'nin değil, kurucu üyelerinden birisi olduğumuz Avrupa Konseyi'nin uğraş alanına girmektedir.
Her ülkenin kendi azınlığını kendisinin tanımlama hakkı değişmiş değildir. Ancak azınlık dendiği zaman sadece Lozan'ı düşünenler, bu kavramın zaman içinde bir toplumda çoğunluktan farklı olan tüm kesimleri kapsayan ve onların koruma alanlarını genişleten bir anlam esnekliği kazandığını görmezden gelmektedir. Keza, Avrupa'nın değerler sistemini bilenler, laik olmayan bir Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını açıkça göreceklerdir. Kıbrıs sorunu AB süreci olsun olmasın bizim ve uluslararası toplumun gündemindedir. "Soykırım" iddialarına yasal destek veren ülkelerin pek çoğu AB dışındadır.
4 - AB KARŞISINDA AYRIMCI BİR BAKIŞ GEREKLİDurum böyle iken toplumuzun AB'ye kuşkulu bakışı tamamen sebepsiz midir? Bu sorunun açık yanıtı kesinlikle hayırdır. Ancak burada bir kurum olarak AB ile bazı AB üyesi ülkeleri birbirlerinden dikkatle ayırmak hem sorunların kaynağını daha iyi anlamak hem de izlenecek politikaların hedefini isabetle saptamak açısından zorunludur.
5 - TÜRK VATANDAŞLARI AB STANDARDINI HAK EDİYOR
Türkiye'nin AB üyeliği kendi kimliğimizden, ulus olarak geleceğe ilişkin hayallerimizden ve dünyadaki gelişmelerden soyutlanamaz. Tarihi ve sosyolojik olarak Avrupa coğrafyasında yer alan Türkiye'nin küreselleşmenin fırsatlarından daha iyi yararlanması ve zararlarından sakınması açısından AB üyeliği iyi bir seçenektir. Bu seçenek, "İslam coğrafyasında" tek örnek olmakla haklı bir övünç duymamız gereken laik ve demokratik yapımızın güçlenmesine katkı sağlamaktadır.
Özgürlük içinde kalkınma hedefimiz AB kriterleri ile birebir örtüşmektedir. Her bir yurttaşımız açısından trafikten sağlığa, eğitimden çevreye, tarımdan sanayi ve hizmetlere, yaşam ve çalışma alanlarının tümüne ilişkin kural ve uygulamaların belirlenmesi aslında bir AB dayatması değil, bir uygarlık dayatmasıdır.
Türkiye, cumhuriyetimizin tüm kazanımlarına rağmen uygarlık yarışında geri kalmışlığının bedelini artık vatandaşına daha fazla ödetmemelidir.
6 - AB, TÜRKİYE KONUSUNDA DÜRÜST OLMALI
Avrupa Birliği ise Türkiye karşısında artık açık ve dürüst olmalıdır. Ülkemizin tam üyeliği konusu kimi AB ülkelerindeki konjonktürel iç politika hesaplarına rehin düşmemelidir. AB, Türkiye'yi, başta coğrafya ve kültür olmak üzere bütün faktörler ışığında değerlendirmiş, Avrupalılık kimliğini kabul ve tescil etmiş, Ortaklık Antlaşması ile tam üyeliğin yollarını hazırlamış, üyelik başvurusunu kabul etmiş ve müzakerelere başlama kararını oybirliği ile vermiştir.
Tarihi derinliği olan bu birikimin sağlam hukuki temelleri ortada dururken, şimdi başta Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy olmak üzere bazı Avrupalı liderlerin bunu sorgulamaya açmaları ve hatta açıkça reddetmeye kalkışmaları mantık ve insaf sınırlarını zorlayan, AB'nin kendi değerlerinin ve temel ahlak anlayışının inkârı anlamına gelen bir dayatmadır.
AB üyesi ülkelerin bu tarz keyfi yorumlara geçit vermemeleri gerekir. Böyle bir dayatmaya izin vermek Avrupa'yı büyültmez. Türkiye'nin AB sürecini dikkatle izleyen bu coğrafyadaki milyonlarca insanın zihnine "güvenilmez ve ayrımcı Avrupa" imgesini yerleştirmenin AB'nin güvenlik ve refahına ne katkısı olacağının iyi düşünülmesi ve hesaplanması gerekir.
7 - KRY İLE GÜMRÜK BİRLİĞİ, TANIMA DEMEK DEĞİL
AB ile müzakerelerimizi tıkayan bir önemli unsur Kıbrıs sorunudur. AB'ye üye olabilmeleri için tüm aday ülkelerden özellikle komşuları ile siyasi sorunlarını çözümlemelerini isteyen AB, genişleme sürecindeki tek istisnayı Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (KRY) bahşetmiştir. Onlarda sığ bakış açıları ve fırsatçılıkları ile üyelik haklarını Türkiye aleyhine istismar etme gayreti içindedir.
AB, bu kararıyla vahim bir hata yaptığını bugün görmektedir. Kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşılmadan Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımasının mümkün olmadığı açıktır. Bu çözümün temel parametrelerinin de, yılların müzakerelerinin bir sentezi olan Annan Planı dışında aranması beyhude bir zaman kaybıdır.
AB ile Gümrük Birliği'nin yeni üyeler meyanında Kıbrıs'a da uygulanması hiçbir şekilde tanıma anlamına gelemez. Tek taraflı ve açık irade beyanı taşıyan tanıma keyfiyeti, aynı şekilde KKTC'nin doğrudan ticaret yapmasına olanak sağlanması durumunda da gerçekleşmiş olmayacaktır.
AB, Kıbrıs konusunda yapmış olduğu siyasi değerlendirme hatasını bir ölçüde giderecek bazı olanaklara sahiptir. Bu olanakların kullanılması kapsamlı siyasi çözümü zorlaştıran değil, tam tersine kolaylaştıran bir etki yaratacaktır.
8 - Bütüncül strateji belirlenmeliYeni hükümetin AB stratejisi ne olmalı? Sorunun ilk cevabı önce bir strateji gereği duyulmasıdır. Bu strateji, iç ve dış boyutları ile birbirini destekleyen ve tamamlayan unsurlardan oluşan bütünlük ve derinlik taşımalıdır İç planda:
Müzakere süreci bürokrasinin tekelinden çıkarılarak, geniş kesimlerin katılımına ve katkısına açık hale getirilmelidir.
Patrikhane konusunda esnek bakış gerekir
Fener Rum Patrikhanesi ülkenin zenginliği olarak görülmeli, devlet olarak, doğrudan Ortodoks kiliselerini ilgilendiren ekümeniklik tartışmalarının dışında kalınmalı ve Patrikhane'nin eğitim alanındaki ihtiyaçları giderilmelidir.
Dış planda:
Müzakereler bu anlayışla sürdürülemez
Fransa ve Kıbrıs için eylem planı geliştirilmeli
Ermenistan'la diplomatik ilişki kurulmalı, kapı açılmalı
Yıllarca devlet hizmetinde görev yapmış kişiler olarak, zaman zaman duyduğumuz hayal kırıklıklarına ve kaybedilen yıllara ilişkin üzüntülerimize rağmen, ülkemize ve ulusumuza sonsuz güven içinde 22 Temmuz seçimlerinin laik, demokratik cumhuriyetimizi güçlendirmesini ve Türkiye'yi Atatürk'ün düşlediği çağdaş uygarlığın en üst merdivenine çıkaracak bir fırsat olmasını diliyoruz.
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

