Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Temmuz 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Zarif kırmızılara hasret kaldık

Kimi şarapların içimini zorlaştıran, yavanlaştıran tanenleri Türkiye'de seven çok. Çünkü 50'sinden sonra rakıyı bırakıp doktor zoruyla şaraba geçenler, damakları sert alkole alışık olduğu için şarapta da sertlik arıyor. Şarap üreticileri de tanenleri yontmadıkları kırmızıları raflara dizmeyi sürdürüyor


myalcin@turk.net

Ünlü "Düşünen Adam" heykeliyle tanıdığımız heykeltıraş Rodin'e bir gün bir dostu sormuş: "Üstat, bu nefis heykelleri nasıl yapıyor, koca kayalardan bu figürleri nasıl çıkarıyorsun?" "Zor değil" diye cevap vermiş büyük sanatçı. "Taşı alıyorum, fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor."
Heykelin taşın "fazlasını" alma sanatı olduğu gibi, kırmızı şarap üretimi de, tanenin fazlasını atma sanatı. Tanen, sadece kırmızı şarapların yapıldığı siyah üzümlerin kabuklarında değil, çay ve ceviz gibi bitkilerde de bulunan bir madde. Buruk bir lezzeti var ve çay uzun süre ocakta kaldığında demin acılaşması, yeşil cevizden yapılan reçelde onca şekere rağmen ağzımızın burulması, tanen yüzünden.
Siyah üzümlerin kabuklarındaki tanen, fermantasyon sırasında üzüm şırasına da geçiyor ve kırmızı şaraba burukluğunu veriyor. Böylece beyaz üzümlerde eser miktarda olduğundan beyaz şarapta rastlayamadığımız türden burukça bir tat, kırmızıda damağımıza ulaşıyor.
Üst düzey kırmızı şaraplar, daha ziyade kalınca kabuklu ve küçük ya da orta irilikte taneli Cabernet Sauvignon, Merlot, Şiraz gibi üzümlerden yapıldıklarından, yoğun miktarda tanen içeriyor. Antioksidan bir madde olan tanen, bu şaraplara tok bir içimin yanı sıra uzun bir ömür ve yıllanmaya dayanma gücü de veriyor.
Ancak tanen, aynı zamanda şarap üreticisinin de başının belası. Zira yoğun tanen, şaraba güç katmakla birlikte içimini de zorlaştırıyor. Şarap fazla buruk, hatta bazen acımsı ve kaba olabiliyor.

Fıçıyla "yuvarlatılıyor"
Yoğun taneni "yontabilmek" için neler yapılmıyor ki... Kırmızıları meşe fıçılarda dinlendirmenin en önemli sebebi, şaraplara fıçıdan bir aroma geçirmekten çok, yoğun tanenlerini yumuşatmak ve yuvarlatmak. Meşe ağacından fıçılarda bekleyen şarap, tahtaların gözle görülmeyen küçüklükteki gözeneklerinden "nefes alıp veriyor", kontrollü bir oksidasyon geçiriyor ve içimi yumuşuyor.
Cabernet Sauvignon gibi tek başına içimi çok zor olan yoğun tanenli şarapları, fıçılamadan veya şişelemeden önce Merlot gibi yumuşak içimli üzümlerin şaraplarıyla harmanlamak da bir tanen dizginleme operasyonu.
Ağzı burduğu, boğazı "kerdiği" için köylünün "Boğazkere" ismini verdiği üzümün şarabının, yumuşak ve meyvemsi Öküzgözü şarabıyla harmanlanması da aynı sebepten. Aşırı güçlü tanenleri yumuşatmak için, bu tip şaraplar şişede de dinlendiriliyor, mutlaka yıllanıp tatları biraz yumuşadıktan sonra içiliyor. Bu tür şaraplar içilirken de karafa aktarılıyor, yarım ile bir saat arasındaki bir havalanma, tanenleri biraz geriletiyor.
Şarap dünyasında tanenin serencamı, böyle. Türkiye'de ise tam tersi bir durumdayız. Hem ham hem de kaba tanenlerden mustaribiz. Sivri biber ve dolmalık biber çağrışımlı "yeşil" koku ve tatlar veren ham tanenler, bağlarımızın gençliğinden veya üzümlerin iyice olgunlaşmadan hasat edilmesinden. Burada şarapta yakıcı, ağır tanenlerden çok, ham tanenler içimi zorlaştırıyor, yavanlaştırıyor.
Bir de bir yudum aldıktan sonra ağzınızı kurutan, elinizi suya götüren şaraplar var. Bunlardaki sıkıntı da aşırı ve kaba tanen. Yumuşatıcı üzümlerle kupaj, fıçıda dinlendirme, şişede yıllandırılıp olgunlaştırma gibi teknikler denenmeden, apar topar şişelenen Boğazkere'lerin boğazdan bir kadife gibi kayamaması, bu yüzden.
İşin ilginci bu tanen bombaları kimi şarapseverlerce seviliyor. Zira 40'ından, 50'sinden sonra rakıyı, viskiyi bırakıp doktor zoruyla şaraba geçenler, damakları sert alkole alışık olduklarından şarapta da sertlik arıyor. Öteden beri şarap içen meraklıların damağı ise Türk milletinin demli çay tiryakiliği yüzünden ağır tanene alışık.
Türk şarapseverleri olarak, tanen toleransımız epey yüksek. Biraz da buna sığınarak, üreticiler tanenlerini yontmadıkları kırmızıları raflara dizip duruyor. Bir zamanlar Selection kırmızı şarabı için Boğazkere ve Öküzgözü'nün yanı sıra denge unsuru olarak Kalecik Karası üzümünü de kullanan Kavaklıdere, dün Tekel iken Boğazkere-Öküzgözü kupajı Buzbağ'ını dört-beş sene dinlendirmeden piyasaya vermeyen, bugün ise bir-iki yıllık Buzbağ'ları piyasaya süren Mey, tanenle barışıklığımızdan güç alıyor.
Terazinin öbür kefesinde düşük tanenli ama zarif bir dengeden yoksun, gevşek ve adeta "sulu" kırmızılar yer alıyor. Damağı gelişmiş şarapseverleri mutlu edecek "ara tonlardaki" dengeli şaraplara hasret ise sürüyor.


PAZAR
'Hayvanın hastalanacağını rüyamda görüyorum'
Gazeteci Zincirkıran'ın yarım asırlık anıları
"Dilim bazen kahkaha da atar"
Teknoloji mücevhere dönüştü
"Burası Perili Köşk değil, peri gibi bir köşk"
Türkiye'nin gizli kalmış cennet köşelerini keşfe çıkıyoruz
Bastille'de bir kilit ustası
Festival yağmurları
Jüstinyen ile Teodora (2)
Dikkat KKKA!
Babaya bağlı... Futbolcu... Tek eşli... Sosyal... Vefakar...
Türkiye'yi neler bekliyor?
Acılı melek
İstanbul geçmişte nasıl yönetilirdi? (2)
Resmi olmayan kesin sonuçları açıklıyorum
Sütannemiz pırt yaparsa!
Zarif kırmızılara hasret kaldık





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet