Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Temmuz 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Hayvanın hastalanacağını rüyamda görüyorum'

Darıca'daki Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'nde çalışan Diyarbakırlı bakıcılardan Neşat Aydın: "Yılanları ailemden çok görüyorum. Ben tatile çıkınca onlar da depresyona giriyor"

AYLİN VARON - avaron@milliyet.com.tr

Meksika'da, et paketleme merkezinde beslenen bir aslan ve kaplan bakıcılarına saldırmış. Berlin Hayvanat Bahçesi'nin maskotu, kutup ayısı Knut büyüdükçe tehlikeli olmaya ve bakıcısına zarar vermeye başlamış. Gaziantep'te bir kaplan da bakıcısını yaralamış. Git Aylin Darıca'ya, bak bakalım bizim "hayvanlar alemi" ne durumdaymış?
Faruk Yalçın tarafından 1991'de kurulan, 1993'te de halka açılan Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'ne gitme serüvenim böyle başladı. Oldum olası hayvanat bahçelerini sevmedim. "King Kong"u seyretmenin etkisi midir nedir? Doğada güzel güzel yaşarken, bin bir çeşit hayvanın "sergi"lik porselen gibi kafeslere kapatılmasına bir türlü anlam veremedim. Ama Darıca'daki bakıcıların hayvanlarına nasıl davrandıklarını görünce biraz rahatladım.
Aslanlar, kaplanlar, timsahlar, kirpiler, iguanalar, penguenler, şempanzeler... Yok yok Darıca'da. Üstelik gördüğüm kadarıyla işler gayet tıkırında.
Üçü de Diyarbakırlı olan Neşat Aydın, Abdullah Ege ve Murat Güneş baktıkları hayvanlarla öyle bir bağ içindeler ki, evde onları bekleyen çocuklarını görmeme pahasına vakitlerinin çoğunu "isteyerek" Darıca'da geçiriyorlar. Hayvanlarının bir bakışından ruh hallerini anlıyor, hasta olacaklarını rüyalarında tahmin edebiliyorlar. Aşık çiftlerden birinin "sevgilisi" ölürse hemen yurtdışından yeni bir sevgili getirtmek üzere çöpçatanlığa girişiyor, eve döndüklerinde belgesellerde kaybolup hayvan doğasını daha da yakından tanımanın yollarını arıyorlar. Baktıkları hayvanlara mümkün olduğu kadar doğal bir ortam yaratıp evcilleşmemelerini ve içgüdülerini kaybetmemelerini sağlamaya çalışıyorlar.
"Madem evcilleştirilmiyorlar, ne zaman saldıracağı belli olmayan vahşi hayvanların gazabından korkmuyor musunuz?" deyince de, hep bir ağızdan aynı cevabı veriyorlar: "Güvenlik önlemlerine ve hayvanın ruh hallerine dikkat edersen bir şeycikler olmaz. Korkulacak biri varsa o da insanlar. İnsanlar, en vahşi hayvandan bile daha tehlikeli yaratıklar. Doğayı da zaten onlar mahvediyor."

"Kıllı olduğumdan piranalar bana saldırmıyor, onlar ağzının tadını bilir"

36 yaşındaki Diyarbakırlı Neşat Aydın, Darıca'nın eskilerinden. Hayvanat Bahçesi'ne bahçıvan olarak girmiş, vahşi hayvanların cazibesine kapılıp bakıcı olmayı talep etmiş. Faruk Yalçın ve bir veteriner tarafından yetiştirildikten sonra tropik kuşlardan, akvaryumdaki piranalar, köpekbalıkları gibi tehlikeli balıklardan ve timsah, yılan, iguana gibi sürüngenlerden "sorumlu bakan" olarak atanarak 15 yıllık bakıcılık serüvenine başlamış.
Sabah 8'den akşam 6'ya kadar hayvanların bakım ve beslenmesiyle uğraşıyor. Kendini en çok yılanlara yakın hissediyor. "Küçükken Diyarbakır'da çok yılan vardı. Bir büyüğüm yılana kötülük yaparsan, yedi sene geçse yine seni tanır ve intikamını alır demişti. O yüzden yanlışlıkla bile olsa üzerlerine basmamaya çalışıyorum" diyor.
İki dev gibi piton yılanını hiç korkmadan kollarına, omuzlarına dolarken "Onlar göremez. Yanına yaklaşanı ısısından tanır ve saldırır. Ben hep aynı kıyafetleri giyerek yanlarına gidiyorum. Kendi kokularını aldıkları için saldırmıyorlar" diyor. Bir de yılanlar zaten insan yemiyor. Kümes hayvanları ve farelerle besleniyorlar. Neşat öyle söylüyor.
Yılanlarla hiç korkmadan yakın bir ilişki sürdüren Neşat Aydın, timsahların çok daha sinsi olduğunu, o nedenle yetişkin timsahlara en fazla 10 santim yakınlaşabildiğini söylüyor: "Timsahlar robot gibi durur, bir anda hareket edip seni avlar. Ama ben onlara nereden yaklaşacağımı biliyorum. Arkadan yaklaşmak gerekiyor. Yoksa bir anda 90 derece dönüp adamı öldürebilirler."
Tabii timsahlar etobur olduklarından Aydın'ın onlara pek yaklaşmaması doğal. Düşünsenize, bir timsah haftada 20 kilo et yiyor. İşin ilginci Aydın "Her gün baktığım timsahlar haftada 20 kilo et yerken ben eve bir kilo eti zor götürüyorum" diyor. Yine de varsa yoksa Neşat Aydın ve hayvanları. Üstelik kendisi tatile çıkınca timsahlar, yılanlar depresyona girip yemekten kesiliyor.
Akvaryumdaki vahşi balıkların bakımı ve beslenmesinden de sorumlu olan Aydın özellikle piranalar ve köpekbalıklarıyla da oldukça haşır neşir durumda. Zaman zaman piranaların suyunu temizlemek için, yüzdükleri akvaryumun içine bile giriyor. "Yılanları anladık da, piranalar sizi yemiyor mu?" deyince "Çok kıllı olduğum için galiba benden uzak duruyorlar. Piranalar ağzının tadını bilir" diye espri yapıyor.
Tabii işin aslı şu. Piranalar kana gelirmiş. Vücudunuzda bir kesik yoksa kolay kolay bir şey olmuyor. Tabii siz yine de bunu evde denemeye kalkmayın. Keskin dişlerin gazabına uğramayın...

"Bizim zürafa Jack futbolcu gibi, hem önden hem arkadan tekmeliyor"

32 yaşındaki Abdullah Ege, Neşat Aydın'ın hemşerisi, aynı zamanda da asker arkadaşı. Diyarbakır'dan gelince Bayrampaşa'da çalışmaya başlamış. Amcasının oğlu ona Darıca'dan bahsedince, buranın inşaatında işçilik yapmaya başlamış. İşine o kadar saygılıymış ki, beğenilip hayvan bakıcılığına terfi ettirilmiş.
Küçükken güvercin besleyen Ege, bugün kaplanlardan, vahşi maymunlardan, zürafa, flamingo ve şempanzelerden sorumlu bir bakıcı.
Sibirya ve Bengal kaplanlarının yanına yaklaşmadan sürgülü sistemle bakan Ege, kaplanların haftada üç kez 25'er kilo et yediklerini söylüyor. Ama etoburların gazabındansa şempanzelerinkinden daha çok korktuğunu söylüyor:
"Kaplanlar daha vahşi ama şempanzeler kaplanlardan tehlikeli. Bir insana vurduğu zaman ölüp ölmediğini hissedebiliyorlar. Kaplanlar sana vurup geçebilir ama şempanzeler seni tutarsa bırakmaz. Aralarında yaptıkları liderlik savaşlarını görseniz, anlarsınız."
Sonuçta Ege zürafa ve flamingolar hariç beslediği hayvanların yanına girmediği için bir saldırı tehlikesi yaşamıyor. Ama hepsiyle çok yakın bir ilişkisi var. İsim almadan hayvanat bahçesine gelen tüm hayvanlara da kendi isim vermiş.
Bir kükremesiyle "7.8 büyüklüğünde deprem yaratan" Sibirya kaplanları Cassandra ve Erkan'ı değil ama Garip, Romeo, Şanslı, Buton, Hook, Kınalı isimleriyle dikkat çeken şempanze "kabilesi"ni karakterlerine bakarak o adlandırmış. Hayvanat bahçesinin maskotu olan mantolu pavian maymunu Sülo ve oğlu Cingöz'ü ve adını "Kurtlar Vadisi"nden alan Elif ve Polat isimli Bengal kaplanlarını da...
"Hayvanı sevmeyen insan da sevmez" diyen Ege, durumu o kadar ileri götürmüş ki bazen hayvanları rüyasında hasta olarak görüyor. Ertesi gün işe gittiğinde hayvanları hasta buluyor. Öldürülen hayvanlara da ağladığını söylüyor.

Maskotları Sülo

Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'nin en yaşlı ve en sevilen hayvanı mantolu pavian maymunu Sülo ve oğlu Cingöz. Zaman zaman kafesinden kaçan akıllı Sülo'nun ait olduğu tür Habeşistan, Somali, Yemen, Afrika, Güneydoğu Asya'da bulunuyor. Steplerde, kayalık bölgelerde yaşıyorlar. Çok vahşiler. Tek erkekli haremler halinde yaşıyorlar. Yüzleri ve arkaları kırmızı renkli.
Çok kuvvetli ayakları var. Daldan dala atlayarak 37 sene yaşıyor; ot, meyve ve küçük böceklerle besleniyorlar. Çok akıllılar. Vahşi doğada kendilerine vahşi köpekleri eğitip bekçilik yaptırıyorlar. Ancak önlerinde su varsa, sudan geçemiyorlar. Kısacası korkmayın, sempatik Sülo kaldığı adacığın etrafındaki su seviyesi düşmeden hiçbir yere gidemiyor.


Hayvanat bahçesine inşaatçı olarak geldi, bakıcı oldu

29 yaşındaki Murat Güneş hayvanat bahçesindeki aslan, ayı, leopar ve papağanlardan sorumlu. Darıca'ya inşaatçı olarak gelip bakıcı olan Güneş, dört yıldır bu işi yapıyor.
Vahşi hayvanlardan hiç korkmuyor. Zaten aslan ve leoparları o da sürgülü sistem kullanarak besliyor. Kendini özellikle aslanlara yakın hissettiğini, Savaş ve Barış isimli baba-oğuldan birini kaybettiklerini ama Barış'ın onu görünce çok heyecanlandığını keyifle anlatıyor.
Buba ve Yumoş isimli ayılardan da sorumlu olan Güneş, "Bu kadar senedir onların bakıcısıyım, hâlâ yanlarına yaklaşmaya cesaret edemiyorum" diyor. Oysa, Buba'yı birkaç sene kendi evinde besledikten sonra yurtdışına taşınan esas sahibi senede bir de gelse hayvana eliyle şeker veriyor ve Buba onu tanıyor.
Kıskançlığını gizleyemeyen Güneş, vahşi olsun olmasın tüm hayvanlarına çok düşkün. "Günde 8-10 saatimi onlarla geçiriyor, ailemden bile çok görüyorum" diyor. Kısacası, kimsenin saldırıdan filan korktuğu yok. "Kadın ruhundan anlamak" gibi biraz özveriyle vahşi hayvan ruhundan anlayınca hiçbir problem çıkmıyor.




PAZAR
'Hayvanın hastalanacağını rüyamda görüyorum'
Gazeteci Zincirkıran'ın yarım asırlık anıları
"Dilim bazen kahkaha da atar"
Teknoloji mücevhere dönüştü
"Burası Perili Köşk değil, peri gibi bir köşk"
Türkiye'nin gizli kalmış cennet köşelerini keşfe çıkıyoruz
Bastille'de bir kilit ustası
Festival yağmurları
Jüstinyen ile Teodora (2)
Dikkat KKKA!
Babaya bağlı... Futbolcu... Tek eşli... Sosyal... Vefakar...
Türkiye'yi neler bekliyor?
Acılı melek
İstanbul geçmişte nasıl yönetilirdi? (2)
Resmi olmayan kesin sonuçları açıklıyorum
Sütannemiz pırt yaparsa!
Zarif kırmızılara hasret kaldık





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet