Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Temmuz 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Dilim bazen kahkaha da atar"

Yemek kültürü yazarı Hülya Ekşigil'in kitabının adı "Dilim Gülümsüyo!". Ekşigil bir çocuktan çıkan bu lafın, yeme-içme zevkini özetlediğini söylüyor. Onun dili ise kahkahalar bile atarmış

FİLİZ AYGÜNDÜZ

Filizciğim, yazıların çoğunu çok iyi tanıyorsun, çoğunda çok emeğin var" diye imzalamış Hülya Ekşigil "Dilim Gülümsüyo!" (Oğlak Yayıncılık) adlı kitabını... Yazıların yüzde 95'ini biliyorum, doğru... Bunlar 2000'den bu yana Ekşigil'in Milliyet Sanat'ın "iaşe" sayfalarına yazdığı yazılar. Ama başlık atıp spot çıkarmak dışında bu "cennet taamı" yazıların üzerinde hiçbir emeğim yok.
Bir editörün gökte bile bulamayacağını sanırken, yerde rastladığı yazarlardan Hülya Ekşigil. 27 yıllık başarılı bir gazeteci; şahane Türkçesi de cabası. Son dakika gönderilerek "editör taşikardisi" diyebileceğimiz hafif kalp çarpıntılarına neden olan bu yazılar, "sakinleştiricileri"yle birlikte gelir her ay. Okurken çarpıntınız geçer, seretonin salgınız artar. "Yazı dili" gülümser. İşte o yazılar, yani "nazlı prenses" şamfıstığından "hırçın" lüfere birçok lezzetin öyküsü artık bir arada.

Lezzet yaratmada da lezzet öyküleri yazmadaki kadar usta olduğunuz bilinir. Bu yeteneği kişisel çıkarlarınız için kullandınız mı?
Çok gençken bir sevgilime yemek yapmaya kalkışmıştım. Tavuk pişmedi, çiğ kaldı. Sonunda üstünde şamfıstığı olan bir muhallebi yapmak istedim; fıstıklarını tek tek ayıklayıp rendeledim. İlk partide elimden rende kaydı ve tabak havalanıp yere yapıştı.

Ve adamı etkilemekten vazgeçtiniz...
Hayır. Hiç istifimi bozmadan gidip bir paket daha alıp ayıkladım. Mutfakta çok sabırlıyımdır. En çok sevdiğim şeyler minicik, el oyalayanlar...

Peki muhallebinin akıbeti ne oldu?
Başardım ama en sonunda ayrıldık. Bir şey fark etmedi.

Peki patronlarınıza kek yapıp götürdüğünüz filan oldu mu?
Patronlara hiçbir şey götürmedim. Sabah gazetesinde çalışırken, binası İkitelli'deydi o zaman, bahçeye dikilen ağaçlar arasında şemsiye gibi bir karadut vardı. Ben oraya gidip arada bir dutlardan yerdim. Derdim ki "Dinç Bilgin'in burada böyle bir dutu var ve haberi yok". Küçük bir tabağa şunlardan koyup götürsem, "Bakın böyle güzel bir dutunuz var, yiyip tadını çıkarın" desem diye aklımdan geçirirdim.

Eli lezzetli olmaya inanır mısınız?
Annem çok güzel yemek yapar. "Eli yeşil"e inanırım. Bazı insanlara eli yeşil derler. Mesela şuradan kuru bir dal koparır ve toprağa diker, oradan bir şey fışkırır. Bunun kimyasal olduğunu düşünüyorum. Eli yeşil olan insanlar aynı zamanda eli lezzetli insanlar. Annem kabak haşlar ve çok güzel olur, hiçbir şey koymaz içine. O eli yeşil, ben değilim. Zaten ben yemek yaptığım zaman bana, "O kadar şeyi bana koysan ben de güzel olurum" diyor. Haklı.

"Sağlıklı lezzetler de var"
Peki kendinizi mutfakta yemek pişirirken bulmanız nasıl oldu?
Annem sayesinde. Annem çalışıyordu; ha bire "Bana imambayıldı yap" deyip duruyordum. "Çok meraklıysan git kendin yap" dedi. 15 yaşındaydım. Bir imambayıldı yapayım diye girdim mutfağa ve giriş o giriş.

Yazıya giriş?
O Tuğrul Şavkay ile oldu. Çok güzel yemek yiyorum, meraklıyım. Deniz Alphan ile bütün gün cak cak yemek konuşuyoruz falan.

Hatta Viki Habif kapıdan başını uzatıp "Gene maydanoz konuşuyorsanız ben girmeyeyim!" diyor.
Aynen öyle. Tarifleri alıp verirken patlıcanı önce kızartıp bilmem ne yapınca mı güzel oluyor falan diye konuşurken Tuğrul'un yazılarını okumaya başladım. Ve bunların hikayeleri olduğunu da fark ettim. İşte o hikayeleri merak ederek başladı yazma serüvenim.

Yemekle yaşadığınız bir tür aşk ilişkisi. Aslında ölümcül, obsesif ve zararlı bir aşk bu. Bütün o şahane lezzet ilişkisinin içinde yağ var, lipit var, kolesterol var. Buna rağmen bunun peşinden gitmek...
Lezzeti ille bir kalıp yağ koyarak elde etmek gerekmiyor. Sağlıklı lezzetler de var. Ben bütün kullandığım sebzelerin sapını, çöpünü ayıklayıp onlardan sebze suyu yaparak makarnanın suyuna ekliyorum mesela. Ondan sonra da normalde koyacağım yağın yarısını...

"Bilmediğim yemeği denerim"
Kaleminizin gücü biliniyor zaten. Türkçe hakimiyetiniz de aynı şekilde. Şamfıstığından "nazlı prenses" karakteri yaratabilen biri insanların öykülerini yazmayı düşünmedi mi hiç?
Yazıp çizen herkesin aklından zaman zaman bir şeyler geçer ama bunları çok iyi yapanlar var. Ben yazmaktan başka çaresi olmayanların yazdığı şeyleri okumaktan hoşlanıyorum. Diğerlerininki her zaman orta karar kalıyor. Ben de yazarsam eğer, orta karar kalacak. Ama itiraf edeyim ki üç-dört kadın var hikayelerini anlatmak istediğim. Bunların çok özel koşullarda yaşanmış çok özel hayatları olduğuna inanıyorum.

İnsan demediniz, "kadın" dediniz. Kitaptaki yazılarda da feminist bir damar var.
Ben kendimi hiçbir zaman feminist olarak tanımlamadım. Bunu bütün erkek arkadaşlarıma ve kocama da açık açık söylemişimdir; kadınla erkek eşit değil, kadınlar daha üstün varlıklar. Bu da yazılarıma yansıyordur.

Dünyanın bütün mutfaklarının yer aldığı bir açık büfe olsa tabağınıza neleri alırdınız?
O an neleri seçmek isteyeceğimi bilemem ama önceden tattığım hiçbir şeyi almayacağım kesin. Bilmediğim yemekleri denemek isterdim.

Peki yanınızda ben de olsam bu yemek cahili halimle ve kendi tabağım için sizden yardım istesem neleri önerirdiniz?
Sen farklı lezzetlere açık biri değilsin, onun için sana yemek seçerken dikkatli davranırdım. Varsa taze yabanmersini tatmanı isterdim. Fransızların keçi peynirlerinden birinin iyi bir kırmızı şarapla tadını çıkarmanı da... Sadece Kanada'da yetişen sert sulu elmaları unutma. İtalyanların deniz mahsulleriyle yapılmış taze bir makarnası varsa o da kaçırılmazdı doğrusu. Nar gibi kızarmış bir Pekin ördeğini ve şahane ördek sosunu tabağına aldırtmadan seni bırakmazdım. Hâlâ patlamadıysan, kahvenin yanına Fransızların bin bir çeşit makaronlarını da önerirdim.

"Oğluma göre kuru fasulye bile pişiremiyorum"

Kitabın adı "Dilim Gülümsüyo". Bir çocuğun lafı bu; niye özellikle onu seçtiniz?
Çocuklar bazen kendi dilleriyle büyüklerin bir paragrafta anlatamadığı şeyleri o kadar güzel özetler ki. Bu da öyle işte. Kısacık bir laf söylemiş ama bence bütün yeme içme zevkini özetliyor.

Sizin de diliniz gülümser mi?
Bazen kahkahalar bile atabilir.

Çocuğunuzun da dili gülümsüyor mu, annesinin şahane yemeklerini yerken?
Oğlumdan bugüne kadar yemekle ilgili aldığım en büyük iltifat "Fena olmamış"tır. Onun istediği gibi yemek yapamadığımı düşünüyor. Mesela onun sokakta yediği kuru fasulyeyi yapamam çünkü öyle yağlı et parçalarını asla kullanmıyorum. "Bir kuru fasulye bile yapamıyorsun, senin neyine gurme diyorlar?" diyor bana.


PAZAR
'Hayvanın hastalanacağını rüyamda görüyorum'
Gazeteci Zincirkıran'ın yarım asırlık anıları
"Dilim bazen kahkaha da atar"
Teknoloji mücevhere dönüştü
"Burası Perili Köşk değil, peri gibi bir köşk"
Türkiye'nin gizli kalmış cennet köşelerini keşfe çıkıyoruz
Bastille'de bir kilit ustası
Festival yağmurları
Jüstinyen ile Teodora (2)
Dikkat KKKA!
Babaya bağlı... Futbolcu... Tek eşli... Sosyal... Vefakar...
Türkiye'yi neler bekliyor?
Acılı melek
İstanbul geçmişte nasıl yönetilirdi? (2)
Resmi olmayan kesin sonuçları açıklıyorum
Sütannemiz pırt yaparsa!
Zarif kırmızılara hasret kaldık





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet