|
 |
|
|
Sütannemiz pırt yaparsa!
yural@milliyet.com.tr
Gallimard'ın "Süt" kitabını okumadan önce, bir ineğin bir bakraç dolusu süt verdiğini düşünür, gözümün önünden ellerinde helkele ve bakraçlarla süt sağmış kadınların görüntüsü geçer ve hep ineğin verdiği süt miktarını bir bakraçla sınırlardım. Oysa hiç de düşündüğüm gibi değilmiş. Sağlıklı bir inek, meğerse günde 100 tas süt verir ve 100 çocuğu beslermiş. Bu da yaklaşık 25 litreye denkmiş. Tabii bunu duyunca ineğe olan saygım bir kat daha arttı. Hatta öylesine arttı ki, neredeyse Budistlerinkine yaklaştı. İnsan doğar ve annesinden emdiği sütle büyümeye başlar; yaşına kadar da sürdürür. Bunu geçenler, daha önce de sütten kesilen bebekler vardır. Ama bebek, anne sütünü bıraktığında bile su katılmış ya da başka besinlerle zenginleştirilmiş inek sütü içmeyi sürdürür.
* * *
Doğada hiçbir vahşi hayvan, başka bir hayvan cinsinin sütüyle beslenmezmiş. Hatta hiçbir vahşi hayvan da, yetişkin çağına eriştiğinde süt içmeyi sürdürmezmiş. İnsan yavrusu bu konuda tek farklı canlıymış. Anne sütünü bırakan insan, tüm yaşamı boyunca diğer memelilerin sütlerini içerek beslenirmiş. Her ne kadar teknoloji ilerleyip suni proteinlerden peynir elde etsek de, bugün yediğimiz tüm süt ürünlerinin kaynağı yine de inek anneler. Kısaca şöyle de söylenebilir: Yaşamımızı annemizden sonra sürdürmemize yardımcı olan sütannemiz bu saygın inekler. Oysa eşeklere yaptığımız gibi, kötüleme sıfatlarımızın baş simgesi olarak kullandığımız varlıklar nedense yine inekler. Bu sözlerle ineklik etmiyorum herhalde!..
* * *
Geçtiğimiz hafta Bekir Coşkun, hafta sonu yazısını ineklere ayırmıştı. Belli ki, bilim adamlarının küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi konusunda inekleri suçlamasından pek hoşlanmamış, hatta doğru da bulmamıştı. Yazısının bir yerinde, "İnekleri suçlamanın kuşları kuş gribinden sorumlu tutmakla aynı şey olduğunu," yazmıştı.
* * *
Sütannelerimiz ineklerin suçlanmasına benim de gönlüm elvermedi. Bu yüzden, sabah kahvaltısında sütannemi düşününce, masada duran beyazpeyniri yiyemedim. Bir-iki zeytin atıştırıp internetin başına geçtim, sütannemizi suçlayan ve araştırmalarını Galler'in Aberystwyth kentinde portatif bir çadırda yapan Galler Üniversitesi bilim adamlarının peşine düştüm. Hatta ajansımız Bayan Joanna'yı arayıp, "Bu bilim adamlarına nasıl ulaşırım, Aberystwyth kentine hangi yoldan giderim?" diye sordum. Doğrusunu isterseniz, pek fazla bilgi edindiğimi de söyleyemem. Ama öğrendiklerimi yine de sizlere sıralayayım: Bilim adamlarına göre bir inek günde 500 litre gaz üretiyormuş. İneklerin atmosfere saldıkları gaz miktarının yalnızca İngiltere'deki sera gazlarına oranı yüzde 3'müş (bunun ne anlama geldiğini anlamadım). Ama bilim adamları, ineklerin daha az geğirmelerinin yolunu arıyorlarmış. Oysa Bekir Coşkun ve basında gazeteler, ineklerin "geğirme" değil, "pırt" yüzünden suçlandıklarını yazmıştı. Neyse, bilim adamları, "İneklerin yemlerine sarmısak katılırsa yarı yarıya daha az gaz çıkaracaklarını," söylemişler. Yani inekler sarmısak yerse gaz üretimi oranı düşecek. Bu projenin lideri Jamie Newbold, bu araştırma sırasında, "İnek ve koyunlar tarafından üretilen metan ve nitrojen miktarını ölçtüklerini, sarmısağın bağırsaklarda metan gazı üreten organizmalara saldırdığını, onları yok ettiğini, önlem alınırsa küresel ısınma üzerinde hiç de hafife alınmayacak etkileri olacağını," belirtmiş. Şaka gibi!.. Ayrıca Jamie Newbold, "Şeker oranı fazla olan otları yiyen ineklerin de daha az gaz üreteceğini," söylemiş.
Çocuklar arasında yaygın bir bilmece vardır: "Şekerli süt içmek isteyen bir çocuk ne yapar? İneğe şeker yedirir." Sanki her şey bir kara mizah gibi!.. Ama gerçek olan da şu ki, metan gazı küresel ısınmayı tetikleyen karbondiyoksitten 23 kat daha etkinmiş.
Suçu sütannemize atarak bu sorunun üstesinden gelemeyiz.
|
|
|

|