
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Sirkeli bir curcuna ve Şevket Uğurluel
Güncel politikanın dumanı tüten sıcak konusu, cumhurbaşkanının kim olacağı...
Cumhurbaşkanı seçiminde politik demeçler, açıklamalar, görüşler, analizlerle, yeniden sirkeli bir curcunanın yaşanıp yaşanmaması; mevsim normallerinin üstünde zebanileşen temmuz sıcaklarını hiç etkilemiyor.
***
İnsanoğlunun, kendi döneminin koşullanmalarına göre "yönetim saltanatı"nı ele geçirme manevralarının takma adı olan "politika"; neden deprem gibi, kuraklık gibi, tsunami gibi doğa olaylarını hiç etkilemiyor?
***
Doğa ve politika...
Doğa verilerinin, hızla gelişen bir teknoloji sayesinde; uydular, elektronik, cep telefonları, bilgisayarlar, internetle, "iletişim ve ulaşımda" yarattığı yeni vitesler ve küreselleşme; yerel politikaların yapaylığını da iyice zımparalamakta.
***
21. yüzyıl, bambaşka bir tokmakla çalıyor Dünya'nın kapısını.
19'uncu ve 20'nci yüzyıl koşullanmalarından henüz arınamamış olan insanoğlu, pek farkında değil bunun.
***
20'nci yüzyılın 2 büyük hatası oldu:
1- Leninizm'i, "komünizm" sanmak...
2- Ekonomiyi, siyasal partilerin kendi iradelerine göre değişik biçimlerde uygulayabilecekleri bir mekanizma sanmak...
***
Leninizm, "komünizm" değildi. Çünkü komünizm bir doktrin değildi.
Peki, öyleyse neydi "komünizm"?
Şimdi sıkı duralım ve dudaklarımız uçuklamasın; "komünizm" Kozmos'un düzeniydi.
Galaksileri, güneş sistemleri, balıkları, kuşları, böcekleri, ağaçları, çiçekleriyle Kozmos'un düzeni...
Ve Kozmos'da ne yoksullukla zenginlik vardı; ne kurnazlıkla, politika ve yönetim saltanatı.
***
Teknoloji değiştikçe ve işçi sınıfının gövdesel enerjisinin yerini; nükleer enerji, hidrojen, soğuk füzyon, elektronik gibi yeni enerji kaynakları aldıkça; ekonomi de, -şeffaf olma koşuluyla- doğa yasalarına uyumlu müspet bir bilim niteliğine kavuşuyor ve evrenselleşiyordu.
***
Türkiye'de güncel politikanın konusu malum; cumhurbaşkanı seçimi, sirkeli bir curcunaya dönüşecek mi, dönüşmeyecek mi?
Güncel yaşamın dili bir yanda, 21'inci yüzyılın dili bambaşka bir yanda...
***
Kendi döneminin koşullanmaları içinde yaşayan insanoğlunun, kendi güncel dilinin ötesinde bütünleştiği, evrensel bir dil hiç mi yok?
***
Tüm Türkiye'nin seçim sonuçlarını merak ettiği 22 Temmuz Pazar günü, bendeniz saat 16-17 arasında TV8'de, bizim kuşağın popüler müzisyen ve piyanisti Şevket Uğurluel'i dinliyordum.
Piyanonun tuşları üstünde mucizeleşerek dolaşan parmaklarıyla, söylediği ve eşlik ettiği şarkılar; politik gümbürtülerle hiç ilişkisi olmayan bir ılıklıkta çeviriyordu ömür takviminin eski yapraklarını...
***
Şevket Uğurluel, yarım yüzyıllık bir yaş mesafesiyle, müziğe gönül verdiği hemen anlaşılan gencecik bir şantözü, Gizem Kömürcü'yü de almıştı programına.
Gizem Kömürcü, 1973 Eurovision yarışmasında birinci olan ve Türkiye'de de Nilüfer'in tanıttığı "Tu verras, tu te reconnaitras" şarkısını söylüyordu.
***
Sonra sıra cazımsı bir parçaya "Fly me to the moon"a geldi. Arkasından da 1980'lerde Frank Sinatra'nın ünlü şarkısı "If I give my heart to you"ya...
Şevket'in sesi de, virtüozitesi de hiç bozulmamıştı; tıpkı 1950'lerde dinlediğimiz düzeydeydi.
***
Politikanın yerel ve çarçabuk unutulan dili; müziğin evrensel ve hiç unutulmayan dili...
***
"Anılarla Müzik" programına, 73 yaşındaki ünlü trompetçi İlhan Feyman da çıktı. Nefesli çalgıların en zoruymuş trompet. İlhan Feyman o yaşta, ne kadar da güçlü ve renkli çalıyordu trompeti.
"Karavan" ve "Sway" melodileri...
***
Nutuklar, demeçler, yorumlar, polemikler, analizler, seçimler, değişen iktidarlar, darbeler, idamlar, muhtıralar ve hâlâ daha sivil bir Anayasa'dan bile yoksunluk...
***
Şevket Uğurluel ise, yarım yüz yılı da aşkın bir süreden beri, hâlâ piyanosunun başındaydı ve tadı hiç bitmeyen şarkılarını söylüyordu.
İnsanoğlunun güncel dili dışında, evrensel bir dili daha vardı.
***
Ve o da, Kozmos'un kendine özgü seslerinden, müzisyenlerin yüreklerine süzüldükten sonra, yeniden melodileşip şarkılaşmış ve evrenselleşmişti.
Tıpkı uydularla elektroniğin, fizikçilerin süzgecinden geçtikten sonra cep telefonlarına dönüşmesi ve evrenselleşmesi gibi...
***
21. yüzyıl, bizim kuşağın yüzyılı olmasa da; açacağı yeni ufuklara iyice yabancı kalmış bir kalem emekçisi olarak kaybolup gitmeyi, galiba pek de sindiremiyoruz gönlümüze.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe