Başbakan rövanş isteyecek mi?
AKP'nin seçim zaferinden sonra gözler, Futbol Federasyonu ve hükümet arasında yaklaşık 1.5 yıldır süren gerginliğe çevrildi.
"Şimdi ne olacak?" sorusuna yanıt aramadan önce, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in yeni kabinede üstleneceği rolü görmek gerek.
Sayısız denemeye karşın Haluk Ulusoy'un koltuğunu korumasını içine sindiremeyen Şahin'in yeni hükümette de "Futboldan Sorumlu" bakan olarak kalması halinde suların kısa sürede ısınacağı gerçek.
Şahin olmasa bile kamuoyu desteğini arttıran AKP'de, kurmayların yarım kalan işleri bitirmek için daha dayatmacı ve ısrarcı olacağı kesin.
Özellikle yenilgiye uğranan kulvarlarda katı tavırlar sergileyecekleri açık.
Tabii perde arkasındaki aktörler de unutulmamalı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki gibi...
Son 9 ay içinde imza kampanyası, kayyum atanması ve Haziran'daki mali genel kurul gündemine seçim maddesinin konulması girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan Gökçek ile Özhaseki bu kez daha dikkatli davranacak.
Çünkü her ikisinin de Başbakan'a verilmiş, ancak yerine getirilememiş sözleri var.
Bir başka gerçek, pazar akşamına dek Haluk Ulusoy'un yanında yer alan bazı kulüplerin yeni bir operasyonda baskılara direnemeyeceği!
"Seçime kadar idare eder, olası koalisyon hükümetiyle rahatlarız" planı yapan Ulusoy ve ekibinin elinde kalan tek ciddi koz ise FIFA kalkanı.
Bu saptamalardan sonra Ulusoy Federasyonu'yla ilgili karar verecek tek kişi var.
O da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.
Meclisin oluşumu, yeni hükümetin göreve başlaması ve Cumhurbaşkanlığı seçim süreci tamamlandıktan sonra Başbakan ya "Bitirin şu işi" diyecek...
Ya da 22 Temmuz akşamı gösterdiği uzlaşmacı tavrını futbol için de geçerli kılacak.
Bana sorarsanız Ulusoy ve yönetimi 2008 yılı Ocak ayını görür.
Sonrası;
Kimse Erdoğan'ın manşetlere taşınan skorları kolay kolay unutacağını düşünmesin!..
Top'lasan kaç oy?22 Temmuz'da 21 milyon seçmenin Adalet ve Kalkınma Partisini tercih etmesinin farklı nedenleri vardı.
Çoğunluk iyi hizmet yaptığı, kimi siyasi görüşüne en yakın parti olduğu, bazısı ise sırf Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın karizması yüzünden tekrar AKP'ye yöneldi.
"Ehveni şer" ya da ailesi istediği için oy atanlar da vardı.
Araştırma şirketlerinin yaptığı anketlerde Sergen Yalçın'ı Eskişehirspor'a, Cenk İşler'i Antalyaspor'a transfer etti diye AKP'yi seçtiğini söyleyen yoktu!
Şaka bir yana, tabii olmayacaktı.
Geçim derdi, işsizlik, terör, sanal muhtıra, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve irtica tehlikesiyle boğuşan ülkem insanına elbette "Sergen Yalçın için mi oyunu AKP'ye veriyorsun" denmeyecekti!
Ya da "Cenk'in Antalyaspor'a transferi tercihinizi etkiledi mi?" gibi absürt bir soru yöneltilmeyecekti!
Peki bu sonuçlardan sonra futbolu seçim malzemesi yapan bakanlarımız ne düşünüyor acaba?
Örneğin AKP 2002 seçiminde Eskişehir'de 118 bin oy almışken, pazar akşamı bu sayının 193 bine çıkmasında Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın Eskişehirspor adına yaptığı transferlerin ne kadar rolü olmuştu?
Veya aynı parti geçen seçimde Antalya'dan aldığı 157 bin oyu bugün 303 bine yükseltirken Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, Cenk İşler'i transfer etmesi kaç oyun AKP'ye dönmesine yol açmıştı?
Gerçekten araştırdılar ise yanıtlarını merak ediyorum.
Görünen o ki Unakıtan ve Şahin çok eleştirilen futbol şovlarını yapmasa, polemiklere yol açmasa, gereksiz etik tartışmalarını başlatmasa da AKP her iki kentte ezici üstünlük sağlayacaktı.
Çünkü insanlar, hangi takımın kimi transfer ettiği ile değil, bir çuval kömürün hesabı ve yaşam düzeyini hangi partinin yükseltebileceği ile ilgileniyordu.
Ben yine de sayın bakanların kamuoyunda "ayrımcılık" şeklinde algılanan bu seçim politikalarının ve evrensel değerlere sahip sporu sandığa sokma çabalarının hoş kaçmadığını savunuyorum.
İmam ve cemaat
Musa Kuş'un açıklamaları gerçekten garipti.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın Türk futboluna zarar verdiğini ve geçen sezon Denizlispor'un küme düşmesi için çaba gösterdiğini iddia etmesi, frekans değiştirip Roberto Carlos'un transferini eleştirmesi, hızını alamayıp bu sezon Süper Lig'de mücadele edecek üç yeni takımın bu kategoriyi hak etmediğini söylemesi hoş değildi.
Öncelikle şunu söyleyelim;
Musa sağa sola sataşarak gündem yaratacağını düşündüyse yanıldı.
Saygı sınırlarını zorlayan sözleri amacını aştı.
Ve Fenerbahçe kulübü de haklı olarak tepki gösterip yasal yollara başvuracağını açıkladı.
Kulüp başkanına ve yönetimine hakaret edilmesi kabul edilemezdi.
Ancak rastlantıya bakın ki, bugün Musa'nın ithamlarına muhatap olan aynı yöneticiler yakın geçmişte kendi statlarında bir FIFA hakemine en ağır küfürleri etmiş ve hırsızlıkla suçlamıştı!
Üstelik bu eylemleri Musa'nınkinden daha masum değildi.
Gerekçesi, şekli, şiddeti veya aktörleri önemsiz.
Maalesef ülkemizde hep kötü örnekler reyting alıyor.
Ahlak erozyonu; yönetici, futbolcu, taraftar, medya ayrımı yapmıyor.
Önüne kimi katarsa sürüklüyor.
Sorumsuzluğun faturasını ödemek de yine Türk sporuna kalıyor.
Bizim statlarımız
Metin Kazancıoğlu espri ile karışık, "Sakın ola bizi Arnavutluk ve Romanya ile karşılaştırma" dedi.
Trabzonspor'un İntertoto Kupası'nda oynadığı iki deplasman maçında statların içler acısı halini bizimkilerle kıyaslamama karşı çıkmıştı sevgili Metin.
"Bizi İngiltere, Almanya, İspanya ve İtalya ile yan yana koy. Çünkü statlarımız onların ayarında. Standartlarımız giderek yükseliyor. Söylediğin ülkeler gerçekten yoksul. UEFA'nın fonları var. Para gönderiyor ama ya federasyonları ya da kulüpler o parayı başka işlere kullanıyor. Statlara yatırım yapmıyorlar" diye devam etti.
Haklıydı haklı olmasına da.
Derdim bu değildi.
Aynı UEFA'nın Şükrü Saracoğlu Stadı'nı denetlerken "gözünün üzerinde kaşın var" gibi bahaneler uydurmasını kabul edemiyordum ben.
Ya da Avni Aker'in tuvaletlerinde sıvı sabun olmadığı için eksi not vermesini.
Kısacası samimiyetine inanmıyordum UEFA'nın!
Hepsi bu.
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe
