
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Su
Ajans haberlerinde açıklandığına göre Ankara'da, yani başkentte "su" sorunu, politik tartışmaların önüne geçmiş.
Bidon satışlarında da bir patlama olmuş.
Çankaya Köşkü'nde dahi, atmosferi suya çeviren özel bir makinenin deneyleri yapılıyormuş.
***
Her ne kadar politik nutuk ve resmi demeçlerde, "vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü"nün kutsallığı, sürekli zırhlandırılsa da; "devlet" kavramı, "Hazine'den geçinmeli makam sahipleri" olarak, bir ortaçağ oligarşisi gibi değerlendirildiğinden; su sorunu da gelip, başkentin kafasına bir güzel tünedi.
***
Nasıl mı?
Şöyle:
Hazine'den geçinmeli makam sahipleri; deprem, kuraklık, salgın hastalıklar gibi hemen beklenmedik, ama olası felaketlere karşı önlem alma konusunda yeterli yatırımları yapmayı, sürekli ertelerler.
***
İç ve dış düşmanlara karşı silah alımlarını; resmi araba alımlarını; makam sahiplerinin iç ve dış gezileri için ödenecek harcırahları; üst düzey makam sahiplerinin konforunu sağlayacak harcamaları, çok daha acil, önemli ve ön planda görürler.
Yönetim saltanatının korunmasıyla geliştirilmesi; yönetilenlerin güvencesine her zaman ağır basar.
***
Şayet "devlet" kavramı; "yasama erki, yürütme erki, yargı erki" dallarıyla "toplumun örgütlenmiş biçimi" diye, -cumhurbaşkanıyla büyükelçiler dışında- ülke yüzeyinde kimse tarafından temsil edilemeyen soyut bir kavram olarak benimsense ve billurlaşabilseydi; başkentte bidon satışları patlamazdı.
***
Çoğunluğu ve muhalefetiyle "yasama erki", sürekli denetler ve yönlendirirdi "yürütme erki"nin harcamalarını.
Beklenmedik felaketlere karşı ne gibi önlemler alınması gerektiğini de, uzmanların uyarıları paralelinde canlı tutardı.
***
Osmanoğulları döneminden bu yana Türkiye, yaşayarak ve sıkıntılarla acılar çekerek öder felaketlerin bedelini.
Çünkü yönetilenlerin cefası, hiçbir zaman yeterince umursanmamıştır yönetim saltanatının sefası sürecinde.
***
Esenboğa Havalimanı'na, Fuzuli'nin ünlü "Su kasidesi"nin ilk beytini büyük harflerle yazmak, sanırım artık bir hayli anlamlı olur:
Saçma ey göz eşkten (gözyaşı) gönlümdeki odlara (ateşlere) su
Kim bu denlû dutuşan odlara kılmaz çare su
***
Fenerbahçe Parkı'nda, sakız ağaçlarının gölgesi altındaki çay bahçesinde, nazenin taze bir simitle demli çaylar içerken; kimsenin aklına ne başkentteki susuzluk geliyordu, ne de Meclis'teki cumhurbaşkanı seçimi.
***
Eskiden orak çekiçli kızıl bayrak komünizminden dehşete düşülürdü. Şimdilerde de, peçeli çarşaflı, tespihli sakallı yeşil bayrak tayfasından kaygılanıyormuş gibi.
***
Yoksullar her zaman çoğunlukta ve yönetim saltanatı da her zaman, çoğunluğu boyunduruk altında tutmak zorunda olunca...
Anladık, kızıl bayrak sınıfsal bir mücadelenin simgesiydi ve "sol" lanetlenmesiyle yasaklıydı.
Acaba yeşil bayrak da, "sağ" olarak mühürlenmesine karşın; yine aynı ezik sınıfın değişik bir simgesi değil mi?
***
Tek tanrılı dinler de, -değişik bir bakışla- sınıfsallık üstüne gergeflenmiştir.
Etli şaraplı, kadınlı kahkahalı masalarda yaşayanlar, günahkârlığa ve cehennemlik olmaya daha yakın; bir lokma-bir hırka yaşayanlar da öldükten sonra, zenginlerden çok daha zengin bir düzeyde, cennetmekân olmaya daha yakındırlar.
***
Oligarşik düzen:
- Ne sağcıyız, ne solcu; futbolcuyuz futbolcu...
Diye mi, pasifize etmeyi benimsemiştir acaba; adam yerine konmayan ve "ayak takımı" olarak bakılan, ezik ve mesleksiz yığınları?
Tabii "ilerici"liği de kendi tekelinde tutarak...
***
Ne var ki, bütün bu politik garip çöp çorbası; onca "çağdaş imaj" özenine karşın, başkentte bidon satışlarındaki patlamayı önleyemedi.
***
Fenerbahçe Parkı'nda, sık sık ortalığı serinleten poyraz salvoları...
Sakız ağaçlarının gölgesi altında nazenin taze bir simitle, demli çaylar...
***
Ajans haberlerinde orman yangınları, fabrika yangınları, köy yangınları ve kuraklığın yaygınlaştığı alarmı...
TV kanallarındaki açık oturumlarda çeşit çeşit analizler, kaygılar, öneriler...
***
Türkiye'nin gerçek fotoğrafı, felaketlerle karşılaştıkça mı ortaya çıkacak?
Siyasi partilerin bazıları, hamasetle alkış toplama yerine; 80 yıllık Hazine harcamalarının nerelere akmış olduğunu şeffaflaştırsalar, 21. yüzyıla daha rahat bir merdiven dayamış olmazlar mı?
***
"Statüko"cular ilerici, "değişim" isteyenler de "gerici ve tutucu" olunca; küreselleşmenin anahtarıyla, evrenselliğin kapısını kurcalayan TÜSİAD da, herhalde içini çekiyor olmalı.
***
Emekçi sınıfının enerjisine ihtiyacı kalmayan burjuva enternasyonalizmi; değişen teknoloji ve artan üretim nedeniyle, yeryüzündeki 4 milyar yoksulu zenginleştirme rotasında ama:
- Ah bir de şu yönetim saltanatçıları, bir kavrayabilselerdi üretim saltanatının ne demek olduğunu...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe