Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Temmuz 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Rom için, pişman olmazsınız

Reklam bombardımanı ve barlara sponsorlukla öne çıkarılan votkanın rüzgarına kapılanlar bile, bu yaz romun tadına varmalı. Zahmetli kokteyllerle uğraşmadan, buz dolu bir kadehe yarı yarıya rom ve portakal suyu koymalı, romun performansını görmeli


myalcin@turk.net

Bundan birkaç sene önceydi. İstanbul'u İtalyan lokantaları modası kasıp kavuruyor, neredeyse mahalle aralarında bile birbiri ardına İtalyan lokantaları açılıyordu. Makarnaların İtalyanca isimlerini ezberlemiş, espresso çeşitleri konusunda uzmanlaşıvermiştik.
Bir magazin muhabiri bu akımın neden bu kadar yayıldığını ünlü restoran ve gece kulübü işletmecisi Celal Çapa'ya sormuştu. Çapa'nın cevabı, olayı bir cümlede özetliyordu: "Çok normal... Çünkü İtalyan lokantasında hamuru et fiyatına satarsın! Kârlıdır."
İçki dünyası da restoran dünyasından pek farklı değil. Ne de olsa kapitalist düzendeyiz, "kârın maksimizasyonu" her şeyin üzerinde ve içki dünyası da birkaç büyük çokuluslu şirketin elinde. "İlahlar" bundan birkaç yıl önce dünyanın sert içki olarak votka içmesine karar verdiler. Zira sözlüklerdeki anlamı, "Tadı ve kokusu olmayan, içilebilir nitelikteki nötr alkol" olan votka, tüm sert içkilerin içinde en ucuza mal edileniydi.
Cini ağır ağır damıtıyor, içine değişik ülkelerden gelen değerli aromatik bitkiler atıyordunuz. Viski, kanunen en az üç yıl meşe fıçılarda beklemek zorundaydı. Tekila sadece bir cins kaktüsten yapılıyordu ve bunun da tarlaları sınırlıydı. Rom mu? O da Karayip Adaları'ndaki şekerkamışlarından bin bir zahmetle damıtılıyor ve pek de ucuza mal olmuyordu.
Bu içkilerde talep gelince üretimi büyük miktarlarda hızla artırma imkanı da yoktu. O halde, sanayi tipi imbiklerden istendiği kadar damıtılan, üretiminde hiçbir kural ve sınırlama olmayan, patatesten çavdara her türlü hammaddeden damıtılabilen, dinlenmesine hiç gerek olmayan votkaya abanılmalı, votkadan kazanılmalıydı.

Kokteyllere yakışıyor
Böylece votkanın imajı parlatıldı, bu halk içkisine sınıf atlatıldı. Son yılların "lüks" votkaları da "ikinci dalga" oldu. Öyle bir hale gelindi ki, artık votka şişeleri parfüm şişelerini andırıyor ve 12 yıllık seçkin viskilerden bile pahalıya satılıyor.
İçki endüstrisi, gelişen aroma sektörünün de desteğiyle meyve kokulu votkalar da yapıp votkayı modern bir yaz içkisi olarak sunuyor. İçinde votkadan gelen hiçbir özgün tadın algılanmadığı -zira votkanın bir tadı yoktur- bol renkli kokteyller, barların tezgahlarında kapışılıyor.
Oysa yaz aylarının gerçek ferahlatıcı sert içkisi romdur. Zaten çok sıcak iklimli adalarda üretilen ve oraların egzotik meyveleriyle buluşarak unutulmaz tatlar yaratan rom, yaz kokteyllerine en çok yakışan içkidir.
Rom ve kola ile yapılan "Cuba Libre" (Özgür Küba), rom ve limon suyuyla yapılan daiquiri, rom, ananas suyu ve hindistancevizi sütü ile yapılan pina colada, onlarca yıldır tüm dünyada zevkle yudumlanan yaz kokteylleri. Son yılların gözde kokteyli rom ve taze naneyle yapılan Mojito ise Batı dünyasında yeni keşfedilmesine rağmen çok eski bir Karayip kokteyli.
Bugünlerde marketlerimizin raflarındaki rom çeşitliliği de, pek fena sayılmaz... Bacardi şeffafı, altın renklisi ve siyahıyla yıllardır var. Altın renklisi meşe fıçının, siyahı da hem fıçının, hem de karamelin çeşnisini yansıtıyor. Zaten üst düzey romlar mutlaka meşe fıçılarda altın veya kehribar rengini alana dek dinlendiriliyor. Küba'nın dünyaca ünlü romu Havana Club da, fıçıda az da olsa dinlenmiş beyazı (Blanco), yıllanmışı (Anejo reserva) ve yedi sene yıllandırılmışı (Anejo 7 Anos) ile sahnede.
Son iki rom, konyak kadehinde sek olarak bile içilebilecek, zengin, yoğun ve kişilikli romlar. Yedi yıllık Havana Club mesela, kızarmış muz, tarçın ve zencefil kokulu. Damakta ise adeta bir krema! Captain Morgan, Angostura, Don Q ve Old Pascas da piyasadaki diğer romlar. Bunlardan Captain Morgan, Türkiye'de bulunabilecek romların en "vahşi"si, insan bundan bir yudum alınca kendini filmlerdeki "Kara Korsan" gibi zannediyor. Bir göz bandınız ve kancanız eksik! Karamel, deri ve sandalağacı kokulu bu kara rom, girdiği kokteyllerin içinde de bomba etkisi yapıyor, meyve sularının altında bir votka gibi hemen ezilivermiyor.

Çok pahalı değil
İşin güzel tarafı, eskisi kadar gözde olmayan bu içkilerin fiyatları da, günümüzün "cilalanmış" votkalarından pek pahalı değil. Fiyatlar 45 ile 55 lira arasında değişiyor. Her bir yudumda bir dolu lezzet almanız, bir şişeyi öyle hemen bitiriverememeniz de romu aslında kişiliksiz beyaz alkollere karşı ekonomik de kılıyor.
Reklam bombardımanı ve barlara sponsorluklarla öne çıkarılan votkanın rüzgarına kapılanlar bile, bu yaz romun tadına varmalı. Zahmetli kokteyllerle uğraşmadan, buz dolu bir kadehe yarı yarıya rom ve portakal suyu koymalı, romun muhteşem performansını görmeli. Pişman olmazlar.


PAZAR
"Türkiye bir kadının gizeminden, dünyanın yaratılışından daha ilginç"
Skandallar sayesinde ünlü
Anneannenin tütün paketlediği fabrikada torunu iletişim okuyor
Kim bu ekoseksüeller?
Seks işçilerimiz arasında AIDS oranı Afrika seviyesinde
100 dolarlık laptoplar hazır
Dünyanın evrensel dili: Müzik
Köklerini arayan adam
Tabandan başlamak
"Küstüm, oynamıyorum!"
Aslanlara öneriler
İki yıldızı hak ediyor
Yeni bir Soğuk Savaş
Son Osmanlılar
Doğru içecekleri ve besinleri seçin
Biri onları gözetleyince...
Su akar kim bakar?
Rom için, pişman olmazsınız





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet