
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Çözüm: Bakkal solu!
Gaziantep'te bir lisede -sanırım iki yıl önce- bir söyleşiye gitmeyi kabul ettiğimde bunun benim için de heyecanlı olması için bir deney yapmıştım. Lise öğrencilerine söyleşinin başında şöyle dedim: "Size bir sözcük söyleyeceğim. Hiç düşünmeden ilk aklınıza gelenleri sıralayacaksınız, parmak kaldırmak, söz istemek yok."
Şamata ihtimalini derhal sezen çocuklar kabul ettiler. Ben de söyledim:
"Örgüt!"
Bağrışma başladı. Gürültünün arasından üç sözcük sivrilip yüzeye çıktı:
"Yasadışı!"
"Hizbullah!"
"PKK!"
Klişe sol tespitler
Sosyal demokrasinin ve solun her yenilgisinin ardından, sağa dair yarı imrenme yarı öfkeyle yapılan "Adamlar müthiş örgütlü arkadaş!" yorumları bu seçimde de AKP için tekrarlanınca hatırladım bunu.
Sanki 12 Eylül darbesinin desteklediği tek örgütlenme biçimi onlar değilmiş gibi, uluslararası sermaye bir tek onların yaşaması için çalışmıyormuş gibi ve bütün bunları yok sayıp bir mucize yarattıkları zannedilerek...
Üstelik bu hayıflanma son iki gündür diğer klişe, tespitle birleşmeye başladı:
"Zaten sol Türkiye'de hiçbir zaman olmadı ki!"
Jakobenliğin her türlüsü
Hava ve zemin şartları oyuna hiç müsait değil elbette.
Bir tarafta Kemalist jakobenler dünyanın yeni haliyle ilgisi olmayan ezberlerini tekrar ediyorlar. Bir taraftan toplum azami süratte İslamileşiyor. Diğer yanda kendi hayat biçimlerini hiç değiştirmeyeceğinden emin oldukları için muhafazakârlaşmayı sivilleşme olarak gören liberal jakobenler "Demokrasi kazandı" şarkısı söylüyor.
Ne sosyal devlet ne de temel hak ve özgürlüklerle herhangi bir ilişkisi olmayan bir iktidar partisi, aldığı olağandışı oy oranıyla medyayı ve reel siyaseti kendinden merhamet dilenecek hale getiriyor.
Peki sol bu hikâyenin neresinde?
Bağımsız aday
Bu seçimlerin tek enteresan yanı, her ne kadar üç büyük şehirle sınırlı olsa da bağımsız aday projesiydi. Projenin başarısızı, başarısızlığı daha sonra ve daha kapalı bir tartışma olarak sürdürülmeli kanaatimce. Ama bu çalışmalar boyunca, benim gözlemlerime göre daha önce reel siyasetle hiç ilgisi olmamış genç insanlar bu tozlu topraklı alana girdiler.
Bir mahalle kahvesinde konuşma yapmaya çalışmak üniversite amfilerinde ya da antikapitalist bir gösteride, benzer kitapları okumuş insanlarla politika tartışmaktan daha zor, bunu gördüler. Oy denen naneyi almak en sofistike tartışmayı kazanmaktan daha zorlu bir süreç, bu tecrübe edildi. İşte şimdi vakit bu genç insanların vakti. Ne olacaksa o mecrada olacak.
Temelde iki şeyi söylemek isterim:
"Örgüt" deyince otomatik olarak "yasadışı" diyen bir kuşakta, tek sivil örgütlenmenin "tarikatlar" olduğunu söyleyen bir toplumsal atmosferde iş yapacaklar. Ve sanıyorum bu seçim sürecinde en azından sezdiler ki, örgütlenme küçük olana cesaret etmekle başlıyor. Büyük sözlerle küçültülmüş siyasi hareketler değil, küçük çabalarla büyüyen toplumsal hareketler peşinde olmak gerekiyor.
Cafe'den bakkala
İkincisi ise cahillikten kaynaklanan tespitleri savuşturmak için Türkiye sol siyasetinin tarihine çalışmak gerekiyor. Eski abilerin isimleriyle takdis edilmiş yeni fraksiyonlara bölünmek için değil. Halk o vakit nasıl örgütlenmiş, bunu görmek için. İzmir'de Tariş direnişi, Fethiye'de toprak direnişi, Fatsa'da Terzi Fikri, Yeni Çeltek'te Yeraltı Maden İş nasıl örgütlenmiş, bunu öğrenmek için. Bu memlekette sol olmuş mu olmamış mı, bu sorulduğunda ırım kırım etmeden net cevap verebilmek için. Bir gün bir kahveye girdiğinizde söyleyecek samimi, vicdanlı, hakiki sözlerimizin olabilmesi için... "Cafe siyaseti" değil, "bakkal politikası" soldan nasıl yapılır, bu düzeyde "somuta yükselebilmek" için.
ecetem@hotmail.com

Cafe