Zico sorun görmüyor gibi
Geçen hafta yazdıklarımızı bir adım öteye götürebiliriz artık. 1 ayı aşkın zamandır çalışıyor herkes. Ve 10 gün var lige. Ciddi maçlar oynandı ve oynanıyor.
Galatasaray ve Beşiktaş'ı yeni hocaları ve yeni bir zihniyet oturtma çabaları nedeniyle haftaya bırakalım. Şampiyon ve 4'üncüye bakalım.
Savunmanın en arkasındaki Edu ceza sahası çizgisinde duruyor, Kezman rakip ceza sahası önünde deliler gibi rakibin peşinden koşuyor. Fenerbahçe'nin temel sorunu başta bu. Oyunu 80 metrede oynamaya çalışması. Bu mümkün değildir.
Bilinen yönüyle rakip için daha kolay top çevirmek, daha kolay tek adam yakalamak, daha çok boş ve ofsayt tehlikesiz alan bulmak demektir bu. Ama bunun ötesinde de yıpratıcıdır.
Çünkü böyle geniş alanda oynamak özellikle orta sahadaki oyuncular için koşarak hatta deparla kat edilen mesafelerin katlanarak artması demek. Dar alanda oynayabilen takımlarda oyunun temposu zirve yapsa da bu oyuncular görece düşük tempoda ve az mesafe kat ederek oynayabilir. Alanlar bölüşüldüğü için kat edilen mesafeler de bölüşülür. Ancak Fenerbahçe gibi oynamaya çalışırsanız olmuyor. İleri çıkmayan savunmacıların ve geriye dönmeyen hücumcuların doldurması gereken yerleri 2 ya da 3 orta saha doldurmak zorunda kalıyor. Rakip 3 pasla ve dolayısıyla 3 kişiyle gelirken 1 kişi bunların peşinde koşuyor. Bu adaletsiz ve yorucu bir durum. Sürekli kontratak yemek gibi.
Böyle olduğu için orta sahalar oyunun savunma yönüyle daha fazla uğraşmak zorunda kalıyor. Ve oyun kurmak, rakip ceza sahasına kalabalık girmek zorlaşıyor, hücumcular daha çok yıpranıyor. İşte bakın Shakhtar maçı. Fenerbahçe Semih'e şişirilen bir top dışında pozisyon bulmadan bitirdi maçı. Sadece uzak şutlar.
Bu oyun anlayışında yüksek tempo bulmak olanaksız. Zico hakkında rahatsız edici olan tüm bunları bir sorun olarak görmüyormuş gibi durması. Saha kenarında böyle durması ve 1 yıldır takım bu konuda gelişme kaydedemediği için böyle durması.
Daha sezonun başı daha bunlar hazırlık maçları diye düşünebilir miyiz peki?
Bu konuda değil. Oyuncuların performansları, bir takım hamlıklar vs. Sorun bunlar olsa söylenebilir bu. Ama sorun daha temel Fenerbahçe'nin 'şase'sinde sorun var. Bu şaseye hangi lastiği hangi motoru taksan, nasıl bir aerodinamik versen de sorun çözülmez. Çünkü sorun çok daha temel. Çözülemez mi? Çözülür tabii. Ama dedik ya Zico hakkında rahatsız edici olan tüm bunları bir sorun olarak görmüyormuş gibi durması. Saha kenarında böyle durması. Ve asıl 1 yıldır takım bu konuda gelişme kaydedemediği için böyle durması.
Kaan'a forma yok
Kaan 2,5 yaşında bir yakışıklı. ABD'de doğdu ve orada yaşıyor anne babasının işinden dolayı. Ama önce Amerikalı, yanı sıra Türk çocuklardan değil. Ankara'da doğmuş bir çocuk gibi konuşuyor kendi dilini. Yazları İzmir ve Bodrum'da geçiyor. Canavar gibi. Mutlu, eğlenceli bir velet. Deniz ve güneşle geçen yazın ardından şimdi Detroit'in kasvetine dönecek. Ona bir hediye almak lazım.
Cehennem sıcağında iniyorum Bodrum merkeze. Bir Türk Milli Takım forması alayım da hava atsın ana okulundakilere diye. Ama yok. Koskoca Bodrum'da, Türk turizminin motorlarından birinde milli takım forması yok. Resmi üretici firmanın resmi satış noktasında bile Türk Milli Takım forması yok. Barça var, Juventus var, Türk Milli Takım forması yok. Şimdi İstanbul'a gidiyorum. Bakalım ne olacak? Bu çocuğu ABD'ye formayla yollayabilecek miyiz?
Trabzon kaçıncı kez?
Trabzonspor'un Galati karşısında şanssız olduğu, topu bir türlü içeri itemediği ve bir çeşit kazaya uğradığı söylenebilir kolaylıkla. Ama öte yandan şunu da sormak gerekiyor.
Trabzonspor son beş yılda kaçıncı kez adı sanı duyulmamış, kağıt üzerinde ve herkesin zihninde kendisinden kilometrelerce geride olan bir takıma eleniyor? Ve aslı önemlisi evinde kaçıncı kez şampiyonluk ve tur veriyor. 95-96 sezonundan başlayarak Trabzon'un hemen bütün dönüm maçlarını evinde kaybetmesi nasıl değerlendirilmeli?
Trabzonspor hâlâ büyük olarak adlandırılıyorsa bunun sebebi ligde alınan şampiyonluklardan çok, evindeki korkutucu yenilmezliğiydi. Sadece Türkiye'nin büyükleri için değil. Avrupa'nın devleri için de. Trabzon deplasmanda 5-7 yiyeceği korkunç bir rakiple de eşleşmiş olsa evinde çok zor yenilirdi. Bordo-maviyi korkutucu yapan başta buydu.
Trabzon'un içinde olduğu sıkıntıya bu pencereden bakmak daha kolay çözümü getirir. Artık Avni Aker rakiplerden çok kendi yönetim ve teknik heyeti için bir kanlı Arena. Trabzon'dan Atletic Bilbao tipi etnik tutuculuk beklemiyoruz tabii. Ama şu bir gerçek ki şehrin ruhunu ve inatçılığını yeniden takımın itici gücü yapacak bir hamle lazım. Bir çeşit öze dönüş...
Bu genel değerlendirmenin ötesinde günlük değerlendirmeyi de iyi yapmak lazım. Trabzonspor bugün kendi ruhunu taşıyacak oyuncuları kadrosunda barındırmamanın ötesinde hızla sıradan oyunculardan kurulu bir takıma dönüşüyor.
Bazı hocalar ortalama oyuncularla büyük takımlar kurabilirler. Bu bir yoldur. Ve daha küçük egolarla uğraşmak daha kolay olduğu için hoca için çalışmak daha kolaydır. Ziya Doğan bu yolu seviyor. Şimek, Marcelinho, Yattara ve hatta Ceyhun değil, 11 tane Hasan Üçüncü olsun ister Ziya Doğan. Bu bir seçimdir. Ama böyle bir takım yürümezse herkes hocaya bakar ve onu suçlar. Çünkü durumda başrol hocadır. En büyük ego hocadır.
Doğan yüksek egolarla uğraşmak istemiyor. Ama yüksek egolar olmadan büyük takım olmak da kolay değil. Bunu da şu ana kadar yapabilmiş değil. 35'e yakın oyuncu transferi 20 milyon euroluk bir harcamayla bu kadar sıradan bir takım yapmak sıkıntı verici bir durum.
Ve bütün bunların sonunda Galati'ye eleniş ve "artık lige bakacağız" diyerek kesip atmak. Ligin nesine bakılacak?
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe
