
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Durdurun şu dünyayı, "çağdaş uygarlığa" yetişmemizi beklesin
Akşam saat 21 sularında Fındıklı'nın üstünden, Kızkulesi'ni şöyle tepeden kavisleyerek Üsküdar'ın arkasındaki ufuklara doğru bakıldığında, yusyuvarlak koskocaman kırmızımtırak bir dolun Ay'ın doğmaya başladığı görünüyor...
***
"Sevmek", bıkmamak demektir.
Cam bardakta demli bir çay içmeyi sevenler; her sabah, her ikindi birkaç bardak çay içseler de, bıkmazlar her gün çay içmekten.
***
Birbirini seven âşıklar için de durum aynıdır; sucuklu yumurta sevenler için de; Rodin'in "Öpüş" heykelini sevenler için de...
***
Ne âşıklar birbirini sevmekten bıkar; ne sucuklu yumurta sevenler, sucuklu yumurta yemekten bıkar; ne "Öpüş" heykelini sevenler, gidip ona bir kez daha bakmaktan bıkar.
***
Yusyuvarlak koskocaman kırmızımtırak dolun Ay'ın ufuktan ağır ağır yükselişini, ne kadar izlemiş olursan ol, bir kez daha izlemekten alamazsın kendini.
***
Ve derken efendim Tophane yönlerinden bacasında majiskül bir "X" harfi yazılı, tüm ışıklarını yakmış muhteşem bir transatlantiğin görünüvermesi...
Işıklar içinde somutlaşmış bir peri masalı, usul usul Boğaz'a doğru gidiyor.
Yükselen dolun Ay'ın da, boylu boyunca şavkı vuruyor, Kızkulesi açıklarına.
***
Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, Türkiye de elbet bir gün erişecek çağdaş uygarlık düzeyine.
- Evet ama ne zaman, diye sormayın.
Elbet bir gün...
***
Şimdilik, okyanuslarda turistik transatlantiklerle bayrak dolaştırmak yerine; Boğaz kıyılarıyla tepelerine uzun direkler dikerek büyük bayraklar asmakla yetinelim.
***
İlk kez sivil bir anayasa yapmaya da özenmiyor muyuz?
Özenelim arkadaşlar özenelim; elbet bir gün gerçekleşir o da...
Yine hemen sormayın:
- Ne zaman, diye?
Elbet bir gün...
***
Ağustos başında politik gündemdeki sorun "cumhurbaşkanlığı seçimi"; güncel hayatın gündemindeki sorun ise, kuraklık ve kuruyan göllerle barajlar.
***
Başkentte 2 günlük su kesintileri başladı bile.
Su deposundan yoksun okullarda da, sarılık salgınının baş göstermesinden kaygılanılıyor.
***
İstanbul'da da "İstanbul Metrosu 4. Levent-Ayazağa Kesimi Depo Sahası ve Bağlantı Hatları İnşaatı" çalışmaları nedeniyle, 20 saatlik su kesintileri başladı.
Söylentilere göre sıra, elektrik kesintilerine geliyormuş.
***
Cumartesi gecesi saat 22'de Kabataş Parkı'ndan havai fişekleri patlamaya başladı. Işıklı rengârenk füzeler halinde yükselerek, ışıklı şemsiyeler halinde iç içe, açıla açıla üstümüze doğru yaklaşan havai fişekleri...
***
Aa o da ne?
Yanan ışıklarıyla somutlaşmış bir peri masalına benzeyen "Galexie" transatlantiği geri dönüyor.
Havai fişekleri onun gelişi şerefine...
Gemideki yolcular, havada rengârenk açılan ışıklı şemsiyelere bakarak, sevinç çığlıkları atıyorlar.
***
Geçtiğimiz pazar da CNN-Türk kanalında Nebil Özgentürk'ün, Türkiye'de cezaevlerine tıkılmış şair, yazar, düşünür, müzisyen, ressam belgeseli vardı.
***
Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş uygarlık düzeyine varma çabasındaki Hazine'den geçinmeli makam sahipleri; neden bu kadar öfkeleniyorlardı ki, Nâzım Hikmet'lere, Sabahattin Âli'lere, Hasan İzzet'lere, Rıfat Ilgaz'lara, Kemal Tahir'lere, Aziz Nesin'lere, Attilâ İlhan'lara, Orhan Kemal'lere, Can Yücel'lere, Ahmet Arif'lere, A. Kadir'lere, Ruhi Su'lara, Balaban'lara, Yaşar Kemal'lere, Sabahattin Eyüboğlu'lara, Azra Erhat'lara vs?
***
Kimsenin şairine, yazarına, ressamına pek de meraklı olmadığı bir ülkede; sanatçılara duyulan öfke neyin nesiydi?
Yoksa yine laiklik mi düşüyordu tehlikeye?
***
Ha evet, Hazine'den geçinmeli makam sahipleri, komünizm tehlikesinden korkuyorlardı; tıpkı bugün de, şeriat tehlikesinden korktukları gibi.
***
Ancak elleri kelepçelenerek zindanlara atılan sanatçıların şiirlerine, yazılarına, türkülerine, resimlerine bakınca; yoksul yığınların acılarını ve çaresizliklerini dile getirdikleri görülüyor.
Nasıl ki bugün de, laikliği tehlikeye atmakla suçlanan, yine aynı yoksul yığınlar...
***
Acaba Hazine'den geçinmeli makam sahipleri; saltanatını sürdürdükleri oligarşik bir iktidarı, Küçük Asya'nın yönetilen yoksul yığınlarına kaptırmaktan mı korkuyorlardı?
Ve tabii bayrakların uzun direklerle değil, sanat adamlarının evrenselleşmiş eserleriyle yükseldiğini de bilmiyorlardı.
***
Ama iddia ediyorlardı ki, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş uygarlık düzeyine doğru gitmektedirler; hem de hukuka mukuka boş vererek ve sık sık idam sehpalarını ortaya çıkararak...
Ne parmak ısırtıcı bir çağdaşlaşma!
İnsanın yüreği iftiharla kabarıyor.
***
Gele gele, başkentte de, İstanbul'da da su kesintileriyle burun buruna geliverdik...
Şimdi sıra elektrik kesintilerinde...
Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç da, çarpıcı açıklamalar yapıyor:
- Nükleer santralı gizli bir el 20 yıldır engelliyor, diye.
***
Laikliğin silahlı, bol nutuklu ve demeçli kaleleri; nedense "gizli eller"i hiç umursamıyorlar ve "şeffaflaşmadan" yana da pek görünmüyorlar.
Neden acaba?
***
Son 80 yılda resmi araba alım ve bakımlarına kaç yüz milyar dolar harcanmış olduğu ile, aynı süre içinde itfaiye teşkilatına ne kadar yatırım yapılmış olduğunun hesabını veremeyecekleri için mi?
***
Aman tövbe tövbe...
Bu tür sorular soranların, vatan ihanetiyle suçlanıp, linç edilmeye kalkılmasına da az tanık olmadık...
***
Ah keşke taze milletvekilleri de, biraz merak etselerdi Nebil Özgentürk'ün; şu kelepçelenmiş sanatçılarımız belgeselini; "Bir Yudum İnsan" serisinden...
Onlar da, sivil-militer bürokratlarımız, burun kıvırırlar mıydı, kıvırmazlar mıydı; bilemiyorum...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe