
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
864 rakımlı sis
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın "12 Nisan'da açıkladığımız görüşün arkasındayız" söylemiyle, "Çankaya sorununda" hararet yükseldi.
Oysa...
Bir süredir "kısık ateşte pişmeye" bırakılmıştı.
Anlaşılıyor ki, AKP'nin bu sorunun cevabını uzatması "sıkıntı" yaratacak.
Abdullah Gül basın toplantısı düzenliyor... "Cumhurbaşkanlığı adaylığı" için sorulara "Meydanların mesajı açıktı" cevabını veriyor.
Ama...
"Açıkça" adayım demiyor. Neden?
Başbakan R.T. Erdoğan gazetecilerin bu konudaki sorularını "Abdullah Bey'in kararına saygım var. Takdir kendisinindir" diye cevaplıyor...
Fakat, o da açıkça "AKP'nin adayı Abdullah Bey'dir" diye son noktayı koyamıyor.
Neden?
Oysa... Çankaya yolu artık açık. Meclis aritmetiği de müsait. MHP'nin cumhurbaşkanı oylamalarında genel kurula gireceğini açıklaması bunun güvencesi.Yani... İlk turda 367 sorunu yok. Bahçeli hem demokratik hem de siyasi bir manevrayla konuyu "AKP'nin kendi sorunu" haline getirdi.
341 oya sahip AKP, 3. turda adayını cumhurbaşkanı seçecek çoğunluğa sahip.
Bir not daha...
Hafızaların zulasında Erdoğan'ın "Cumhurbaşkanı seçiminde diğer partilerle uzlaşma arayacağım, hepsine gideceğim, cebimde aday listesi olacak" sözü tedavülden kalkmış değil.
Bütün bunlar 864 rakımlı Çankaya'ya çöken yoğun sis bulutu...
Piyasalar, yabancı yatırımcı, ABD ve AB, sandıktan çıkacak tek başına AKP iktidarı sonucunu daha önce öngörmüş ve satın almıştı.
Şimdi beklenti, cumhurbaşkanı seçimine odaklanmış durumda. Yasemin Çongar'ın Washington'dan izlenimlerini yansıtan yazısından satırlarla noktayı koyayım:
"AKP'nin seçim zaferi ardından cumhurbaşkanlığı seçim süreci de krizsiz atlatılabilir mi; Erdoğan, bunu gözeten bir cumhurbaşkanı adayı gösterecek mi; TBMM'deki muhalefet ile TSK, 'Meclis ve AKP dışı' bir adayda ısrar ederek, demokrasi dışı bir baskıyla işi çıkmaza sokabilir mi?"
AKP'nin aday adayı için uzlaşma ve karar sürecini uzatması hem Gül'ü haksız yere yıpratıyor hem de geleceğe dönük umutları örseliyor.
Woody Allen onu "Kameranın icat edildiğinden bu yana en büyük film adamı "olarak tanımladı.
Steven Spielberg, "Bergman'ın sinema aşkı, bana neredeyse suçluluk duygusu veriyor" dedi.
Dünkü THE TIMES gazetesinde sanat yazarı Ben Hoyle, "Federico Fellini ile Akira Kurosawa, Bergman'la çalışmak için kuyruğa girmişlerdi" diye yazıyor.
İngmar Bergman en iyi yabancı film dalında 3 kez Oscar almıştı. 50 yıldan fazla süredir kamera arkasındaydı ve 50 film yönetmişti.
Başlıca iki konuya odaklıydı; "kadın-erkek arasında seks eksenli yaşama" ve "insan-Tanrı arası ilişkilere..."
Devrim ya da deprem gibi filmleriyle, Bergman'ın İsveç Ulusu'nun yaşam tarzının yeniden biçimlenmesinde büyük katkısı olduğu inancı yaygındır.
Son yıllarda bazı filmlerini çevirdiği, sadece 600 nüfusu olan küçük bir İzlanda Adası'ndaki evinde yaşıyordu.
Hayata da orada veda etti.
Bergman 5 kez evlendi, 9 çocuğu oldu.
Değişken bir yaşam çizgisi ama değişmez disiplin kuralları vardı. Örneğin, her sabah 3 saat adının baş harflerini taşıyan sarı defterlerine el yazısıyla film senaryosu yazardı. Onun kişiliğini çizecek bir anıyla yazıyı bitireyim:
Bir İsveç film dergisi "anti-Bergman" (Bergman karşıtı) özel sayı çıkarmıştı. Kendisini eleştiren yazılar arasında, birini de takma isimle İngmar Bergman yazmıştı.
Şu satırları yazdıktan sonra sinemanın gurusu Antonioni da ölmüş.
Art arda iki büyük kayıp.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe