
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Başörtüsünün gözleri-2
Seçimlerden hemen önce "Başörtüsünün gözleri" diye bir yazı yazmıştım. Soru şuydu:
Başörtülü kadınlar, olmayanlara nasıl bakıyorlar?
Bu bir soruydu. Yalın bir soru. Zannımca hiç hakikaten sorulmamış, cevaplanmamış bir soruydu. Oysa öfke ve hakaretle karşılandı. Bazı kadın köşe yazarları cevap verdiler. Yeni Asya'dan Suna Durmaz ve Gerçek Hayat'tan Halime Kökçe. Yazım üzerine Haber 7 adlı internet sitesinde çok uzun bir forum da oluşturulmuş. Hepsini okudum.
Varsayılan öfke
Önce Suna Durmaz'ın yazısı. Daha baştan "bağırıyor":
"Bizim açık ya da kapalı gibi takıntılarımız olmaz, olamaz da!"
Hemen sinirlenmek de nesi? Size soru sorulamaz mı? Durmaz'ın yazısına sinen, "karşı tarafa öfke üzerinden kendini tarif etmeden saldırıya geçme" ruh hali, Haber 7'nin forumuna yazan onlarca kişide de var. Açık kadınlara bakınca ne gördüklerini hiçbiri söylemiyor, sadece kapalı kadınların kendilerine nasıl baktığına dair öfkeli önyargılarını aktarıyorlar. Sonra da bu önyargıları gerçek kabul edip, siz daha "Ben öyle bir şey düşünmüyorum" diyemeden başlıyorlar:
"Sen zaten bizi cahil sanıyorsun. Sen zaten bizi şöyle ya da böyle görüyorsun"!
İnsandan ve kadından başka bir şey gördüğüm yok başörtülü kadınlara baktığımda. Ama görenler varsa bile hâşâ! Söyleyebilirler mi hiç? Özetle şurada toplanıyor bütün yazılanlar:
"Sen nasıl bu konuda soru sorarsın?"
Sus! Sorma!
Mesele şudur:
Açık ve seçik bir biçimde bir ideoloji olan siyasal İslam öyle bir tuzağa düşürüyor ki insanı, çıkılamıyor olması tuzağa düşenlerin hatası değil. AKP'nin seçim zaferiyle taçlanan bu ideoloji, bir ideoloji olmasına rağmen üzerine tartışılamıyor. Bizim ideolojimiz, başkalarının ideolojileri tartışılabiliyor ama siyasal İslamla, bu ideolojinin sembolleriyle ilgili bir soru sorduğunuzda size "dinine küfretmiş" muamelesi yapılıyor ve siz de "inanç özgürlüğüne" inandığınız için susmak zorunda kalıyorsunuz. Yani hem İslami bir politika yürütülüyor hem de bunun politika olmadığı iddia ediliyor. Bu da müthiş konforlu bir alan elbette.
Vitrinin hesabı?
Kadınlar bu oyuna nasıl katılıyor?
Savundukları cenahın kendilerini mücadele esnasında vitrine koyup sonra zafer kazanıldığında bu vitrini derhal "beyaz Türk" kadınlarla değiştirdiğini bile bile bu ikiyüzlülük konusunda hiçbir şey söylemeyen başörtülü kadınlar bu oyuna nasıl katılıyor?
Gerçek Hayat'ta Halime Kökçe daha yazının başlığında sinirli:
"Ece Temelkuran'ı nasıl tatmin etsek acaba?"
Yazının devamında başı açık kadınların kapalı olanlarla aslında ne kadar iyi geçinebildiğini anlatıp bana da "ilaç niyetine başörtülü bir arkadaş edinmemi" tembihliyor. O konuda sıkıntım yok, yine de sağ olsunlar.
"İyi" açıklar sormaz
Fakat acaba "Öbür mahalleden arkadaşım var" argümanının faşizmin en uyuşturucu ve en klişe tezi olduğunu biliyorlar mı acaba? Kendileri de biliyorlardır herhalde birçok MHP'linin, "Benim de Kürt arkadaşlarım var" diye lafa başlayıp sonra da "iyi Kürtler-kötü Kürtler" ayrımını "meşrulaştırdığını". Ya da kaç kez duymuşsunuzdur "Benim de Ermeni arkadaşım var, ama bu Ermeniler öyle değil..." diyeni.
Yani "açık" olanlar, "kapalı" olmak konusunda soru sormadığı sürece "iyi açıklar" oluyorlar herhalde. Ama soru sorduğunuzda...
Hakiki konuşma yönteminin birçok kanlı meseleyi insani şekilde halledeceğini düşünen, her türlü ezen-ezilen ilişkisine kalbinin derinliklerinden karşı biri olarak söyleyeyim:
Hakikaten konuşmak insanın kendisiyle de konuşmasıdır. Kendi yargılarını da gözden geçirmektir konuşmak. Ben böyle samimi ve barışçı bir alana davet etmiştim başörtülü kadınları. Ama...
ecetem@hotmail.com

Cafe