Gitmeyi bilmek
Sevdiğin biri ne zaman düşmanın haline gelir? Artık seninle aynı yolda yürümekten vazgeçtiği andan itibaren mi? O an bütün paylaşılanları, o insanın sevdiğin yanlarını çöpe atıp yepyeni bir tarih yazmak mümkün müdür yani? Bir zaman ‘müttefikin’ olmuş birini ‘düşman saflara’ yerleştirdiğin yeni bir ‘resmi’ tarih...
Bir arkadaşım üzücü bir ayrılık hikâyesi yaşadı geçenlerde... Tamam, her ayrılık biraz üzücüdür, hem de her iki taraf için de. Gitmek kalmaktan daha kolay değildir. Hatta çoğunlukla, bu konuya son noktayı koyan Murathan Mungan’ın dediği gibi ''Aslında giden değil, kalandır terk eden. Giden de bu yüzden gitmiştir zaten''.
Kimdi giden...
Kimin gidip kimin kaldığının ne önemi var ki zaten... Ne yazık ki ''You’ve Got Mail'' filminde Meg Ryan ile sevgilisinin yaşadığı ayrılığa benzemiyor gerçek hayattakiler. İkisinin bir kafede oturup aynı anda birbirlerine ''Seni artık sevmiyorum'' dedikleri ve sevinçten havalara uçtukları sahne ancak bir filmde olabilir... Bir romantik komedide.Ama hayattakilerin de ille savaş, ya da gerilim, hatta hatta bilimkurgu filmine benzemesi gerekmiyor değil mi? ''İkimiz de birbirimizi sevdik, ama yürümedi'' demek, bütün faturaları ötekine kesmeden ‘zarafetle’ ayrılmak da mümkün pekâlâ. Her şeyi yerin dibine batırmadan, tanışılan güne lanet ettirmeden...
Gerçek sevgi nedir?
Zira sevmiştin sen o kadını - o adamı, demek ki sevilecek biriydi... E hala öyle. Oya Başar’ın ''Levent Kırca’nın sevgilisi varmış, ne diyorsunuz?'' diye soran gazetecilere verdiği ''Levent aşık olunacak adamdır'' cevabıdır işte meselenin özü. Ya da Merve İldeniz’in dediği gibi ''O kişiyi istediğinde özgür bırakmak gerçek sevgidir''. Ve artık ‘senin’ değil diye tukaka olmaz o insan, gene o aynı sevdiğin kişidir. Seni farklı birine dönüştürmüştür, üzerinde hakkı vardır. Bütün bunlar için teşekkür edip kırıp dökmeden gitmeyi bilmek çok mu zor?Yok, her ayrılıkta geçmişimizin üzerine bir çarpı çekersek, yeni ve ‘temiz’ olduğunu düşündüğümüz bir sayfa açmaya kalkarsak, hayatımızın sonunda bomboş bir defter kalır elimizde. İçimizdeki boşluk kadar beyaz bir defter...
‘Mütevazı’ diva olur mu?Olur... Oluyor, gördük önceki gece. Ve neden böyle anıldığını da anladık. Most Production sa€ olsun, Cesaria Evora, püfür püfür esen nefis bir yaz gecesinde gelip geçti Açıkhava sahnesinden.
Yetimhanede büyümüş, çok geç yakaladığı şöhrete kadar epey sıkıntı çekmiş 66 yaşında bir diva... Yüzünün çizgilerinde görmüş geçirmiş insanların hemen teşhis edilebilen olgunluğu var... Sesinde de tabii.
Geldi, tek kelime etmeden şarkılarını söyledi. Gülmedi de, ritimlere uyup iki sallanmadı bile. Ama işte hiçbir şey eksilmedi büyüsünden, bizim keyfimize de halel gelmedi.
Bir kez konuştu, o da orkestra üyelerini tanıtmak için. Sonra oturdu, bir sigara yaktı. İnanır mısınız, en büyük alkışı o anda aldı. Sayın Orhan Kural duymasın ama, birden Açıkhava ‘tütmeye’ başladı. Duman avcıları haklılar yani, etkileniyor insan...
Ve son şarkısı biterken ''Ciao'' deyip elini sallayarak çıktı gitti. Bis filan yapmaz sandım, öyle bir gidiş gitti. Ama geldi... Ve ''Besame Mucho'' ile bitirdi konseri. Cesaria’dan duymadan ''Besame Mucho''yu dinledim dememeli insan...
Ve müzikten ‘show business’ diye söz edenler görmeliydi bu konseri. Ders gibi... 66 yaşında bir şarkıcı, yerinden bir milim kıpırdamadan nasıl koca bir seyirci topluluğunu avcunun içine alır... Olabiliyor demek ki...
Bu da benim ineğim
190 adet inek İstanbul sokaklarına yayıldı dün. Çeşit çeşit, renk renk inekler... Şişli’de, Beyoğlu’nda, Bebek’te, Sultanahmet’te... Ya da bir alışveriş merkezinde... Her an her yerde karşınıza çıkabilirler. Adı üstünde ''Dikkat İnek Çıkabilir''... Ya da orijinal adıyla ''Cow Parade''.
Fikir 1998 yılında Zürih’te vitrin tasarımcısı Walter Knapp tarafından ortaya atılmış ve etkinlik bugüne kadar dünyanın 54 büyük şehrinde düzenlenmiş. Olay, sanatçıların boş inek heykellerini boyayıp süslemesi, bu heykellerin şehrin muhtelif yerlerinde sergilendikten sonra ‘haraç mezat’ satılarak gelirin hayır kurumlarına bağışlanması şeklinde gelişiyor.
Türkiye’de Sütaş’ın ana sponsorluğunda hazırlanan inekler 31 Ekim’e kadar sokaklarda durduktan sonra, umarım zarar görmeden, kırılıp dökülmeden satılacaklar ve gelirleri Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği, AÇEV ve TEMA’ya bağışlanacak.
Bir adet de ‘medya’ ineği olacak sergide. Çeşitli medya kuruluşlarının ortak ürünü. Benim ineğim de kolajın bir parçası olacak. Bir kedici olarak kedili bir inek düşündüm. Arkadaşım Neslihan Bilge’nin yardımıyla yapıldı, bakalım sonunda kimin olacak?

