''The Secret''ın sırrı
gonal@milliyet.com.tr
Avustralyalı yazar Rhonda Byrne, satış rekorları kıran ''The Secret'' adlı kitabında ''evrenin sırrı''nı anlatıyor. The Secret’ın, ''düşüncenin gücü''nü anlatan birçok kitaptan daha başarılı olmasının nedenlerinden birisi, bence, Byrne’ın dünyaca bilinen bir masal öğesini kullanması.Evrenin sırrının ''çekim yasası'' olduğunu belirten kitaba göre, düşüncelerimiz, bedenimizin, işimizin, aşkımızın, ülkemizin, hatta gezegenimizin şu andaki ''gerçeğini'' belirliyor. Düşüncelerimiz'' yazarın örneğiyle Alaaddin’in sihirli lambasından çıkan ''cin'' gibi, ''Dileğin benim için emirdir'' diyen ''evren'' tarafından yerine getiriliyor. Yazar, düşüncelerimizin içeriğinin ''iyi'' mi yoksa ''kötü''mü olduğu ayrımını yapmadığını belirttiği ''evren''in, bu emri nasıl yerine getirdiğini açıklamıyor. Dahası, bunun bizi ilgilendirmediğini düşünüyor.
Ben böyle düşünmüyorum
Hemen hepimiz, bedenlerimizin biçiminden tutun da nasıl bir işte çalışıp, nelere sahip olacağımız konusunda, evrenden sürekli ''dilekte'' bulunan bir beklenti paketi gibiyiz. Ve birçoğumuz, olduğumuz insandan, bedenimizden, hayatımızın gidişatından, ilişkilerimizden, yapabildiklerimizden, sahip olduklarımızdan dolayı mutlu değiliz. Olduğumuzdan daha iyi olabileceğimizi içten içe biliyor, daha fazlasını istiyoruz.O nedenle, ''dileklerimizin'' nasıl gerçekleştiğini anlayıp ''yerine getiren''in aslında kendimiz olduğunun farkına varırsak, bugün olduğumuz kişiden daha ''mutlu'' bir insan yaratabilecek adımları atabiliriz. Birbiri ardına atılacak adımların, bizi götüreceği yeni ''ben''e doğru ilerlerken, gizemi yaşayabiliriz.
Bikini seçimi
Bu konuya girişi, bir kadını en çok ilgilendiren konulardan biriyle yapalım ve ''kilo'' konusuna değinelim isterseniz. Mayo veya bikini seçimi yaparken dikkat etmemiz gereken püf noktalarını anlatan bir yazıyı okuduğumuzu düşünelim bir an. Bedenleri kusursuz olan mankenlerin üzerindeki mayo ve bikinilere bakarken, hoşumuza giden bir modelin üzerimizde nasıl durabileceği düşüncesi geçebilir aklımızdan. Bu düşünce, bedenimize ilişkin duygularımızı tetikleyecek bir etki yapar beynimizde. Göz atıp geçiştireceğimiz bir yazı, o anda dış dünyadan gelen bir ''etki''ye dönüşür ve vereceğimiz ''tepki'' ile bedenimizin biçimini belirleyen yaratım sürecini harekete geçirir.Örneğin, biraz göbeğimiz varsa, bikininin üzerinde nasıl duracağı düşüncesinin o anda yaşattığı duygu, bedenimizin enerjetik organları diyebileceğim çakralarımızda şöyle bir süreci başlatır:
Duygusal çağrışım
O bikininin üzerimizde nasıl duracağına ilişkin gözümüzde canlanan imgenin etkisi, önce, duygusal- cinsel- yaratım merkezimiz olan sakral çakramızda duyumsanır. Vereceğimiz tepki, burada duygusal olarak yoğrulur. Bu aslında, bir çeşit geviş getirme sayılabilir. Çünkü, o bikininin yaptığı duygusal çağrışımın sindirilme süreci başlamıştır.Etki, sakral çakrada ham bazda algılandıktan sonra, diğer çakraların süreçlerinden geçerek anlam kazanır. Örneğin, vücudumuzu bir an için resimdeki manken ile kıyaslayıp bir özgüven sıkıntısı yaşayabiliriz.
Etkiyi sindirdikten sonra, kendimize özel bir yanıt veririz. Nasıl ki sakral çakramız, dış dünyadan gelen ''etki''ye karşı duyduğumuz ''tepki''nin duyumsanmasını sağlıyorsa, boğaz çakramız da bu tepkilerin yeryüzü gerçekliğinde ''oluşmalarını'' sağlar. Boğaz çakramız, insanın yaşadığı olaya (etkiye) sakral çakra bazında başlayan güçlü duygusal hareketin (tepki) oluşuma geçmesi için kullanılan enerjetik organdır. ''Yaratıcılık'', düşünülen ve duyumsananın ''seslendirilmesi'' ile somutlaşır. Sesin olmadığı yerde ise eylem vardır.
Düşüncenin gücü
Göbeğimizdeki yağı anımsatan yazıya verdiğimiz tepki, ''yaratıcılığımızdır''. Bu tepkiyle, yağın gidici mi, yoksa kalıcı mı olacağına karar vermiş oluruz.Bu örnekte, tepkimiz ne olmuş olabilir?
''Beni beğenen böyle beğensin, manken miyim ben''mi, yoksa ''Az yiyip, spor yaparak hallederim bu göbeği'' mi dedik? Koyu renk bir mayo giyip göbeğinizi kapatmayı mı düşündünüz?
Bedenimizin biçimini belirleyen, her gün, her an verdiğimiz bu tür ''tepkilerdir''.
Boyumuz 1.60 metreyse, 1.75 metre yapamayız, geniş kemik yapımızı inceltemeyiz, gözlerimizin rengini değiştiremeyiz. Ama, genetik yapımızla uyumlu, sağlıklı ve olabileceği kadar estetik bir bedeni yaratabiliriz. Düşüncelerimizle vücudumuzu tümüyle değiştirebiliriz.
Kontrol kimde?
Yaratımın iki parçası olan ''düşünce'' ile ''duygu''nun ilişkisinde, dizginler, yaratımı tetikleyen ''düşüncenin'' değil, ''duygularımızın'' elindedir. Düşüncelerimizi kontrol edip ''pozitif'' olmasına çalışabiliriz belki ama duygularımıza kolay kolay söz geçiremeyiz. Yaratımımız, düşündüğümüz değil, hissettiğimiz yöne kayar.İşte, ''The Secret''ın, anlatılmayan sırrı da bu.

