Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 02 Ağustos 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Türkiye bir kadının gizeminden, dünyanın yaratılışından daha ilginç"

22 Temmuz'un bir galibi Tayyip Erdoğan'sa, diğer galibi de Tarhan Erdem oldu. Şirketi Konda'nın seçim öncesi açıkladığı anket sonuçları çok tepki aldı ama oylar sayılınca haklı olduğu ortaya çıktı. Erdem "Sürekli Türkiye ile meşgul oluyorum" diyor: "Buradaki olaylar bana çok ilginç geliyor. Bir kadının gizeminden, dünyanın yaratılışından daha ilginç geliyor bana Türkiye"

AYLİN VARON

Seçimler, "Lost" dizisi kıvamında geçti bu sene. 47,9-19,5-14,1 sayılarının şifresini çözmek için epey bir kafa patlattık. Olaylı bir tartışma süreci, sayısız köşe yazarının "oha, çüş", "erdemli tarhana", "Soros çocuğu" gibi içerleme ünlemlerine rağmen sonunda gerçek şifreyi kimin çözmüş olduğunu anladık. Ve araştırma şirketi Konda'nın sahibi, eski CHP Genel Sekreteri Tarhan Erdem'i "seçimlerin pop starı" olarak gündemin tepesine taşıdık. Seçim öncesi yapılan en isabetli kamuoyu araştırması onunkiydi. Kendisine sunulan tebrikler ve sayısız özre rağmen, Erdem'in etrafında dönen muhabbetler henüz bitmedi. Peki Radikal gazetesi köşe yazarı ve araştırmacı kimliği dışında kim bu Tarhan Erdem? Hiç merak ettiniz mi?

Bu saçları anketlerde mi ağarttınız?
Hayır, anketlerden çok önce. 1973 yılında, henüz 40 yaşındayken aniden ağardı saçlarım.

Neden?
O sırada Şişecam'da çalışıyordum. Bir gün fabrikada yangın çıktı. Söndürüldü, çok büyük zarar gelmedi ama ben ertesi sabah kalktığımda saçımı beyazlamış buldum. Herhalde yaşadığım büyük stresten kaynaklandı.

O dönemlerin stresi, olay yaratan anket sonuçlarınızla ilgili yaşadığınız stresi aşar mı?
Anketlerle ilgili olan stres değil canım, o da ne ki!

Meslektaşlarınızdan büyük tepkiler aldınız, "soytarı"lık dahil birçok nahoş sıfatla aşağılandınız. Üstelik gerçek sonuç sizin bulduğunuz gibi çıkmasaydı durum daha beter olurdu. Bunlar stres yaratmaz olur mu?
Doğrusunu isterseniz o günlerde kendimi kontrol altında tutma çabası dışında çok da büyük stres yaşamadım. Ama seçimden sonra anladım ki, anket sonuçları yanlış çıksaymış aşırı tepkiler olacakmış.

Böyle bir durumda sizce araştırmacılık kariyeriniz sona erer miydi?
Evet. Zaten de öyle olması lazım. Bu işin etik kuralı bence o.

Ama şu anda yanlış sonuca ulaşan başka şirketler var. Onların kariyerleri sona ermiyor çünkü kimse onlara odaklanmış değil.
Ben Tarhan Erdem olarak 1987'den beri araştırma işinin içindeyim. Birçok seçimde de gerçeğe oldukça yakın rakamlar verdik. Onun sonucu olarak insanlar zaten bizim "48-20-14" oranına çok kızdılar. Bugüne kadar benden güvenilir rakamlar duydukları için bu rakamlar onlara çok abartılı geldi. Ve eğer yanlış çıksaydı benim onları bilerek yanılttığımı, anketleri manipüle ettiğimi düşünürlerdi.

Abisi bir dönemin önemli siyasetçilerinden Kaya Erdem
Ama şimdi herkes sizden bir "kahraman" gibi söz ediyor. Ve bence merak ediyor: Kimdir bu Tarhan Erdem, nereden, nasıl bir aileden gelmiştir?
Babam ilkokul öğretmeniydi. Kurtuluş Savaşı'nda bizzat savaştığı için Cumhuriyet'i çok önemseyen bir insan. Benden büyük iki abim var: Kaya ve Turgut Erdem. Hepimiz Cumhuriyet'i çok önemseriz ama babamınki başkaydı. Bu da bize yansıdı.

Çocukluğunuz nasıl geçti?
Parasal olarak çok sınırlı bir hayat sürdürdük. Ama babam hepimizin tahsil yapmasına çok önem verdi. Ben Yozgat ve Kayseri liselerinde okudum. Abim Kaya Erdem, Yüksek Ticaret'te okudu. Sonra Şeker Şirketi'nde çalışmaya başladı. Turgut abim de Kastamonu Lisesi'ni bitirdi. Bence üçümüzün de ortak noktası şudur: O an ne iş yapıyorsak, onu iyi yapmaya çalışan insanlarız. Bir işi yaparken şunu da yap derlerse onu da yaparız. Ama hiçbirimiz bize sunulan pozisyonu özellikle istemememişizdir. Kaya ağabeyimin kariyerini düşünürseniz, bu kesin böyle.

Abiniz Kaya Erdem, yani eski bakanlardan ve TBMM başkanlarından...
Evet. Kaya abim Şeker Şirketi'nde muhasebecilikle başladı. Muhasebe müdürü oldu, Hazine genel müdür yardımcısı ve sonra Hazine genel müdürü oldu. Anavatan Partisi kurulurken YÖK üyesiydi. Parti kurulduktan sonra milletvekili oldu. Özal'ın başbakan yardımcılığını yaptı, sonra TBMM Başkanı oldu. Turgut abim de Ziraat Bankası'nın genel müdürlüğünü yapmıştı.

Sizin serüveniniz daha dolambaçlı... CHP milletvekilliği, araştırma şirketi kurma deneyimlerinizden evvel birçok başka şey yapıyorsunuz. Ama CHP'liliğiniz aslında okul yıllarınıza kadar dayanıyor galiba...
Evet. Ben İTÜ İnşaat Fakültesi'nden sonra abim Kaya'nın çalıştığı Şeker Şirketi'ne girdim. Ama o sırada da Halk Partiliydim. Halk Partisi'nde fiilen çalışıyordum.

Ne zaman başladı ilginiz?
Üniversitede. 13 Aralık 1953'te Halkevleri kapatıldı. Bunun ertesi günü bir arkadaşımla gidip Halk Partisi'ne yazıldım. Sonra ilçe ve il gençlik kollarına geçtim. Üniversiteden mezun olduğumda il gençlik kolu yönetim kurulu üyesiydim. Tabii paramız da yok. Çalışmak lazım...

Durmak yok, çalışmaya devam...
Evet. Şeker Şirketi'nin yeni yaptığı dört fabrikadan Susurluk'takine inşaat mühendisi olarak girdim. Fakat İstanbul'a dönmek istiyordum. Milli Savunma Bakanlığı'nın NATO yatırımlarıyla ilgili dairesinde iş buldum, 1967'ye kadar orada çalıştım. Son sene, ki o sırada Demirel liderliğinde Adalet Partisi baştaydı, benim Halk Partili olduğumu anladılar. Bu konuda beni rahatsız etmeye başladılar, ben de ayrıldım. Hemen sonrasında CHP İstanbul il yönetim kurulu üyesi oldum. Ve 69 seçimleri için milletvekili adayı oldum.

Seçildiniz mi?
Hayır. O zaman ön yoklamalar yapılırdı. Şimdiki gibi değil. Parti lideri İsmet Paşa o zaman. Yoklamaya, yani ön seçime girdik. 11'inci oldum. Ama seçimlerde sıra bende bitti. Ben de bunun üzerine Şişecam'a girdim.

"20 yılı bitirdim ama hâlâ bu işe geçici diye bakıyorum"
Saçlarınızın bir günde ağardığı dönem... Bu sırada politikaya ara mı vermiştiniz?
Evet. Ama partiyle bağlantım devam ediyordu. Sonra 1975'te tekrar milletvekilliğine aday olma teklifi geldi. 1977 yılında ilk kez milletvekili seçildim. Ama 1980 ihtilalinde ayrılmak zorunda kaldık. Ben tekrar Şişecam'a döndüm. 1,5 sene orada genel koordinatörlük yaptıktan sonra Milliyet gazetesinin başına gelme teklifi aldım.

Hiçbir gazetecilik geçmişiniz yok...
Benim herhalde bu particilik sebebiyle basına çocukça bir ilgim vardı. Milliyet'e gidip gelen bir insandım. Bu şekilde Abdi İpekçi ile de bir dostluğumuz oluştu. Seçim gecelerini onlarla birlikte Milliyet'te geçirirdim. Bir keresinde seçim sonuçlarını herkesten önce yayınlayacaklar ama gazeteyi erken basamıyorlar. Abdi bey, "Verin şimdiye kadar gelen sonuçlar listesini, Tarhan bey tahminlerini yazsın" dedi. O zaman daha Konda yoktu ortada. Böyleydi aramızdaki ilişki yani. Aydın Doğan 1979'da Milliyet'i aldığı zaman, idare meclisine kimleri alayım diye herhalde Abdi İpekçi'ye danışmış. O da benim adımı vermiş. Sonra beni aradılar ve Milliyet'in başına geçmemi istediler. Genel yayın yönetmeni oldum.

Nasıl cesaret ettiniz?
Cesaret mesaret değil, düpedüz bilgisizlik. Basbayağı yanlış yaptım. Zaten gazetecilik benim anladığım yönetim biçimine uygun bir şey değil. Yani normal sanayi yöneticiliği gazete yöneticiliğinden çok başka bir şey. Yine de 1-1.5 sene gazetedeki görevimi sürdürdüm. Sonra bir kalp problemim çıktı. O sırada Türkiye'de baypas ameliyatı yapılmıyordu. ABD'de bir kuzenim var. Onu aradım ve ayarlamalar yapıldıktan sonra ameliyat oldum. Sonrasında gazeteye devam etmedim.

Geriye dönüp baktığınızda "Başarısız bir genel yayın yönetmeniydim" der misiniz?
Tabii. Şimdi ben keman çalmaya başlasam, "Ya ben keman çalamıyorum" demeyecek miyim? Sonuçta o işi bıraktım. Bir süre işim gücüm olmadı. Abim Kaya başbakan yardımcısı olduğu için öyle sağa sola da gidemiyorsun. Bir süre sonra yıllar önce meşgul olduğum toplu konut meselesine dönmeye karar verdim. Adını "Konut Danışma"dan alan Konda şirketini kurdum.

Şu anki araştırma şirketiniz Konda'nın adı buradan geliyor yani...
Evet. Ama şirketin kuruluş amacının araştırmayla alakası yoktu gördüğünüz gibi. Fakat enteresan bir şekilde şirketin ilk kestiği fatura da araştırmayadır, son kestiği fatura da.

Bu işe de sıfır tecrübeyle girdiniz.
Evet, öyle. Ama olay zaten bu işi doğru yapacak olanları organize etmekle ilgiliydi. Böyle başladım. İlk kamuoyu araştırmamı 1987'de yaptım. Aradan 20 sene geçti, benim şirkette fonksiyonum hâlâ aynı. Araştırmayı organize etmek, tasarlamak, doğru anketörleri seçmek vs.

İlk yaptığınız kamuoyu araştırması da şimdiki gibi gerçek sonuca bu kadar yakın mıydı?
O da fena çıkmamıştı. Ama o farklı bir araştırmaydı. Bir halk oylaması vardı, onunla ilgiliydi. Zaten ben bu işlere geçici diye bakıyordum. Laf aramızda şimdi de geçici diye bakıyorum. Çünkü bu devamlı çalışılan bir iş değil.

"Baykal beni hatırlamıyordur"

Siz yıllarca CHP'nin içindeydiniz. Ancak Altan Öymen'le birlikte partiden ayrıldınız.
2001 yılında CHP'den ayrıldım. Çünkü CHP içerisinde siyaset yapmanın imkansız hale geldiğini düşünüyordum.

Bunun sebebi Deniz Baykal mıydı?
Genel olarak partinin yapısından rahatsızdım. Ama tabii ki yöneticileri Baykal'ın bunda bir etkisi oldu.

Hâlâ kendinizi CHP'li gibi hissediyor muydunuz?
1953'ten 2001 yılına kadar, 48 yıl kadar partinin içinde yer aldım. Dolayısıyla bu durum, gönlümdeki CHP'liği benden almaz. CHP ruhu içimde devam ediyor gayet tabii ki. Ama bunu söylerken bugünkü partiden söz etmiyorum.

Peki Baykal çağrılara kulak verip istifa etse ve popülariteniz nedeniyle CHP'nin başına geçme teklifi gelse kabul eder misiniz?
Hayır. Her şeyin bir yaşı var. Öyle bir görevi artık 50 yaşlarında biri devralmalı. Fiilen politikaya dönmeyi düşünmem.

Baykal kendisinden önceki CHP yönetimini eleştirdi. Bunlar arasında var mısınız sizce?
Baykal'ın beni hatırladığını sanmam.

"Doğru soru sorarsan doğru sonuç alırsın"

Bilinen bir şey var ki Türk halkı anketlerde yalan söylemekten pek çekinmiyor. Örneğin deodoran kullanmıyorsa bile "Kullanıyor musunuz?" sorusuna utancından evet der.
Doğru, yalana yatkındır bizimkiler.

Bismarck demiş ki "İnsanlar, bir av sonrası, bir savaş döneminde, bir de seçim öncesinde söyledikleri kadar yalanı başka hiçbir zaman söylemezler". Sizin araştırmaların bu kadar doğru çıkması artık yalancı olmadığımız anlamına mı geliyor?
Avcıların yalancı olduğunu biliyoruz. Avcılar çok atarlar. Savaş sırasında da insanların mecburen yalan söyledikleri çok doğrudur. Seçim döneminde de siyasetçiler filan çok yalan söyler tabii ama bu söz denekleri kapsamaz. Yani doğru soru sorarsanız doğru sonuç alırsınız.

Siyaset dışında, örneğin tüketim ürünleriyle ilgili pazar araştırmaları da yapıyor musunuz?
Bir kere bir firma çok büyük bir reklam kampanyası yapmıştı. Onun etkisini ölçmeye çalışmıştım. Onun dışında yaptığım bütün araştırmalar hep siyasetle ilgili oldu. Milliyet için yaptığımız "Biz kimiz?" araştırması ve türban araştırması vardı bir de.

İşiniz devamlı yoğun değil. Belli dönemlerde yoğunlaşıp çoğunlukla sakin oluyorsunuz, değil mi?
Evet. Mesela geçen yılki "Biz kimiz?" araştırması bizi dört-beş ay kadar yoğun biçimde meşgul etti. Ama diğer zamanlarda rahattık. Zaten ofisimiz mütevazı. Üç-dört kişi çalışıyor. Anketörleri ise dışardan tutuyoruz. Bu son seçimde 120 anketörümüz vardı mesela.

Türk insanı anket yaptırmaya yatkın mı? Yoksa ikna etmek biraz zor mu oluyor?
Türk insanının anket yaptırmaya karşı büyük bir direnci var. Anketörlerin işi zor.

Bu işlerin fiyatı nedir?
Küçük şehirlerde ya da büyük şehirlerde olması fark ediyor. Ama ortalama, soru sorulan kişi başına 10 dolar diyebiliriz.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Uzun yıllardan beri devamlı çalışan, bir yere saatle bağlı bir insan değilim. Fakat çalıştığım zaman uzun saatler çalışabilirim. Ama her gün 8-10 saat diyemem.

Seçimler için iş yerinizde sabahladığınız oldu mu?
Hayır ama arkadaşlar zaman zaman geç saatlere kadar kaldılar.

"Tarkan gibi tek başıma sahnede değilim"
Bu seçim sizi de yıldız yaptı. Acaba bu durum araştırma şirketlerinin reklam pastasındaki payını artırır mı?
Artırabilir ama benimle ilgili konuşmaları sadece bir-iki gün sürer.

Peki siz kendinizi bir pop starı gibi hissettiniz mi? Seçim sonrası yorumlarda sizden bahsetmeyen yok gibi.
Burada çok önemli bir yanlışlık var. Bunu yalnızca ben yapmadım ki. Bir araştırmada en az 50 kişinin emeği geçiyor. Ben Tarkan gibi konser vermiyorum ki, bu sadece benim eserim değil ki. Dolayısıyla ben kendimi pop starı gibi hissetmiyorum.

Yolda sizi durdurup övgüler yağdıranlar var mı?
Var. Daha evvel de olmuştu ama. 30 yaşındayken. Ama egom şişmiyor. Neyi niçin yaptığımı biliyorum çünkü. Meselenin benimle ilgili olmadığını ve çok da kalıcı olmadığını biliyorum.

Kadınların ilgisi arttı mı size?
Artsa da bunun hiçbir faydası olmaz bu saatten sonra. Bir sonuç çıkmaz benden.

Genel olarak gençliğinizden bugüne kadınlarla ilişkileriniz nasıldı? Çapkın mıydınız?
Valla ben 41 yıldır eşim Gülsevil'le evliyim. Ama eskiden de çok çapkın sayılmazdım. Olmak istesem olabilir miydim, onu da bilmiyorum. Durum hep vasattı.

Bir ülkedeki seçim eğilimleri üzerine tahmin yapmak mı daha kolay, kadınların davranışları üzerine mi? Kadınlar anlaşılmazdır ya, ondan diyorum.
Kadınlar anlaşılmaz mıdır gerçekten ya? Ben hiç öyle görmedim. Kadının fendi filan lafları tabiatın gereği. Onları tabii görmek gerekiyor.

"Bana 'Soros çocuğu' da mı dediler?"

Bu son seçim için yaptığınız anket gibi 2002 anketinizin de ne kadar doğru çıktığı herkesin dilinde. Peki 2007 seçim sonuçları açıklanırken sevinçten ağladığınız gibi, 2002'de de ağlamış mıydınız?
Hayır. Çünkü sanıyorum bu sefer yazılan o ağır yazıların baskısı bende böyle bir patlama yarattı. 2002'de böyle bir durum yoktu.

1995, 1999, 2002 ve 2007 seçimlerinde araştırmalarınız doğru sonuçları verdi. Bu son seçimdeki ortamın diğerlerinden farkı ne de sizin etrafınızda gelişen olaylar bu kadar büyüdü?
Aslında bu seçim araştırma bakımından daha sade bir seçim. Ama Türkiye'deki değişimi henüz kavramamış ve katılmamış birtakım insanlar olduğu için anket sonuçları yadırgandı.

"Oha, çüş", "Erdemli tarhana", "Soros çocuğu" gibi yazılar yazılınca ne hissettiniz?
Soros çocuğu da mı demişler? Sadece gülebiliyorum buna.

Bu yorumlar kafanızı o gün karıştırdı mı? Haklı olabilirler dediniz mi?
Hayır. Eleştirenler sadece kendilerine ters gelen bir gerçeği kabul edemediler. Ama yazarlar başkaları ile mutabık değildir. Ve istedikleri yazıyı yazmaya hakları vardır. Ben durumu böyle değerlendiriyorum. Bazıları doğru yazdı, bazıları yanlış yazdı ama bu onların hakkıydı.

Radikal'in manşetini basılmadan görmüş müydünüz?
Ben yazıyı İsmet beye (Berkan, Radikal Genel Yayın Yönetmeni) yolladım. Gerisiyle yazı işleri ilgilendi. Ama gidip grafikleri görmek istedim ve gördüm. Çıkarken manşeti de gördüm. Ama o manşetin atılmasında bir katkım yok.

Sonuçlarınızın bu kadar büyük tepki çekeceğini düşünmüş müydünüz?
Tepki olacağını tahmin etmiştim ama bu kadar büyük olay çıkacağını tahmin etmemiştim. Ama İsmet beyin o manşeti vermesinin tepkiyi artırdığını biliyorum. Yani sayfanın altında üç sütun bir başlık olarak verilseydi bu etkiyi yapmayabilirdi.

"Kesin sonuçlar açıklanınca ağladım"

Seçim günü kendinizi nasıl hissediyordunuz?
Ne derseniz deyin o yazılanların ve havanın etkisinde kalıyorsunuz. O gün benim merakım "Memleketi dört sene hangi siyasi parti yönetecek"ten çıktı, "48-20-14 çıkacak mı?" konusuna kilitlendim.

O gün ne yaptınız?
Sabah kalktım, saat 8'de hanımla gidip oyumuzu verdik. Parmağımız mürekkeplendi. Sonra 1,5-2'de ofisime gittik. Erken sonuç projesi vardı biliyorsunuz. Sonra televizyona gittim. Sonuçlar çok hızlı geldi. Aşağı yukarı 20.30'da sonuçlar belliydi. Ben onu görünce biraz rahatladım. Ama kesin sonuçlar açıklanınca ağladım. Yanımda Hasan Cemal, Taha Akyol filan vardı. Arkadaşlarımla ağlaşmamızı seyrettiler.

Gerçek bir zafer anı...
Zafer değil, boşalma anı daha doğru.

Kolay ağlayan biri misiniz siz?
Konusuna göre değişir. Ölüm gibi doğal meselelerde daha katıyımdır. Şoke olmam. Ama bu tip duygusal meselelerde daha kolay ağlayan biriyim.

Futbol takımı tutar mısınız?
Beşiktaş'ı tutarım ama usulen. Kaya ağabeyimin etkisiyle.

"Referandumu araştırmak gereksiz, sonucu şimdiden belli"

21 Ekim'de referandum yapılacak ve "Cumhurbaşkanını halk seçsin mi?" diye sorulacak. Bununla ilgili araştırma yapıyor musunuz?
Hayır. Araştırmaya gerek yok. Onun sonucu belli. "Evet, halk seçsin" çıkacak.

Bu sizin kişisel fikriniz mi aynı zamanda?
Evet, bence de halk seçsin.

Bütün bu tartışmalardan sonra köşe yazılarınızın reytingi arttı mı? Mesela yazılarınız internette daha çok okunuyor mu?
O günden sonra bakmadım. Bakalım mı? (Bakıyoruz, aldığı hit sayısı yaklaşık üç katına çıkmış.)

"Hobim yok ama rakı içmeyi severim"

  • Bir kızım, bir oğlum var. Biri 39, biri 36 yaşında. Oğlum Aydın Erdem CNN TÜRK'te televizyoncu. Kızım Ayşe Aydın ise Boğaziçi Üniversitesi'nde tarih eğitimi aldı. Serbest kitap editörlüğü yapıyor.
  • Hobim yok ama rakı içmeyi severim.
  • Üç seneden beri sinemaya gitmiyorum. Akşamları dizileri de takip edemiyorum. Ben başka şeylerle meşgul oluyorum. Mesela bir konuda aynı anda birkaç kitap okurum. Genelde Türkiye siyaseti, çok az tarih. Yakın çağ tarihi. Son zamanlarda dünyanın yaratılışıyla ilgili bir kitap okumak istiyorum. Bir arkadaşımdan özendim. Ama daha yapamadım.
  • Türkiye çok enteresan bir ülke. Buradaki olaylar bana çok ilginç geliyor. Bir kadının gizeminden, dünyanın yaratılışından daha ilginç geliyor bana Türkiye. Mesela tatile gideceğim, dönüşte seçim sonuçlarına bakıp kim nereden niçin seçildi, niçin seçilemedi, ona bakacağım.


    Baskın'a şükran borçluyum

    Seçimlerde Baskın Oran'a oy vereceğinizi söylemiştiniz. Araştırma işi ve desteklediğiniz kişi arasında bir ikilem oluşmuyor mu?
    Hayır. Bir doktorun hastası vardır, onun dışında dostları vardır. Siz bir hastaya bakıyorsunuz diye başka dostlarınız olamaz diye bir şey yok. Ben işim gereği araştırmalarımı yaptım. Onun dışında Baskın Oran'ı destekledim. Çok rahatlattı bizi adam. Baskın olmasaydı ben başka kime oy verecektim? Çok zor bir şey benim için. Bu anlamda ben Baskın'a şükran borçluyum.

    "Yeni bir parti kurmak lazım!"

    Türkiye'nin çağdaş, demokrat, sözlük anlamında liberal bir partiye ihtiyacı var. Mevcut partilerin hiçbiri buna dönüşemez. Yeni bir parti kurmak lazım. Bu yeni partiyi kuranlar bir siyasi felsefede birleşmeli.


    PAZAR
    "Türkiye bir kadının gizeminden, dünyanın yaratılışından daha ilginç"
    Skandallar sayesinde ünlü
    Anneannenin tütün paketlediği fabrikada torunu iletişim okuyor
    Kim bu ekoseksüeller?
    Seks işçilerimiz arasında AIDS oranı Afrika seviyesinde
    100 dolarlık laptoplar hazır
    Dünyanın evrensel dili: Müzik
    Köklerini arayan adam
    Tabandan başlamak
    "Küstüm, oynamıyorum!"
    Aslanlara öneriler
    İki yıldızı hak ediyor
    Yeni bir Soğuk Savaş
    Son Osmanlılar
    Doğru içecekleri ve besinleri seçin
    Biri onları gözetleyince...
    Su akar kim bakar?
    Rom için, pişman olmazsınız





  • Ahmet Turhan Altıner
    Can Dündar
    R. Hakan Kırkoğlu
    Vedat Milor
    Nevsal Elevli
    İlber Ortaylı
    Taylan Kümeli
    Tuba Akyol
    Yalvaç Ural
    Mehmet Yalçın

       
    © 2006 Milliyet