Kalli çok 'ah' aldı
Kim ne derse desin, futbol "sonuçlara göre" değerlendirilen bir oyundur.
Siz istediğiniz kadar Feldkamp'ın "tasarrufları"ndan duyduğunuz endişeyi dile getirin, meselenin düğümü sahada çözülecektir.
Ciddi ve iddialı bir takımı (Mondragon, Cihan, Emre Aşık, Tolga, Orhan- İnamoto, İliç, Ergun, Carrusca- Necati, Hasan Kabze) gönderip, Galatasaray'ın gecikmiş "yenilenmesini" hoyratça da olsa yapmayı başaran Kalli'nin "doğru mu-yanlış mı" olduğuna şu anda kim karar verebilir ki?
Toplasın bavulunu gitsin
Hatta, rahatsız edici olsa da "temizliğin yöntemi"ni bile eleştiremeyiz.Kimine "Toplasın bavulunu gitsin" diyen, kimini "yedekliğe" mahkum eden, kimine düdük fırlatan, kalanı-gideni fırçalayan Alman Hoca, sadece "doğru" bildiğini yapıyor belli ki.
Bu bir tarz...
Şayet dedikodusu yapılan "yaş meselesini" örtmek için normalin üzerinde enerjik ve agresif davranmıyorsa; kimin haddine karışmak.
Ancak, Feldkamp futbolda ne kadar büyük tecrübe sahibiyse, bizim de Türk futbolu ve futbolcusuna ilişkin bilgilerimiz, en az onunki kadardır.
Ve bildiğimiz kadarıyla "keskin sirke" küpüne zarardır.
Tadı kaçmış futbolcudan verim almak, dünyanın en zor işidir ve "rekabet" denilen olgu motivasyondan çok dedikodu yaratır bu topraklarda.
Bizim futbolcularımız böyledir, gelen yabancılar da kısa sürede yaşadıkları çevreye uymaktadır.
Kalli, çok zor bir yöntem seçmiştir.
İşini zorlaştırmıştır.
En ufak bir "teknik arıza"da birikmiş kırgınlıklar su yüzüne çıkacaktır.
Ve bu topraklarda rüzgâr bir kere terse döner de eleştiri serbest hale gelirse, kimse teknik-taktik kategorisinden başlamaz, belden aşağı en zayıf noktalara girişilir.
Orası da Kalli'nin nüfus kağıdıdır.
Manşetlerin kralı Kartal
Fenerbahçe Roberto Carlos'u aldı; yetmedi... Galatasaray Lincoln'ü transfer etti; hava... İstedikleri kadar çabalasınlar; manşetler, Kara Kartal'a zimmetli. Siyah-beyazlılar daha büyük yıldızlar mı aldılar, büyük bir vizyona mı imza attılar, hayır... Lakin, halkın dilinde, sayfaların tepesinde onlar.
Eksik olmasınlar, Beşiktaş yöneticileri bu işi biliyorlar.
Mesela Del Bosque'nin tazminat hikayesi... Gerçi biraz pahalıya patlayacak Beşiktaş'a ama olayı bir milli mesele haline getirmeyi kim akıl ettiyse, helal olsun ona.
Olağanüstü bir halkla ilişkiler projesi.
Normal koşullarda "duyulmasından" bile utanılması gereken "tarihi yönetici hatası"nı, sen al millete mal et. Hakikaten bizler de sorumlu muyuz bu işten diye çok büyük bir bankanın mali danışmanına sordum.
Güldü ve "Herhangi bir Beşiktaş kongre üyesi mahkemeye baş vursa, cezayı kulüp kasasından değil yönetimin cebinden ödetebilir. Ne acıdır ki, sözleşmeleri yorumlayacak bir hukukçu bile yok yönetimlerde. Tanıdıkları da mı yok?.. Zamanında bir hukuk bürosuna gitseler, derhal 1,5 milyon Euro ödemelerini söyler, onları on katından kurtarabilirdi" dedi.
Belki sözleşmeden anlayan birileri yok ama manşetlerin şifresini çözmüş yöneticilere sahip Beşiktaş! Geçtiğimiz ayları sayın Levent Erdoğan kurtardı, transfer mevsimi sayın Celal Kolot'un gölgesinde kaldı.
Başkan Demirören'in sabrı yettiğince medyadaki "haber" liderliğini sürdürecek Beşiktaş.
Neden stada gitmiyoruz
Manchester United, geçen sezon evindeki maçları 75 bin 826 seyirci ortalaması ile oynamış. Barcelona 74 bin seyirci.
Real Madrid 71 bin.
Alman Ligi'nde Borussia Dortmund, Bayer Münih, Schalke de stadlarını tıka basa dolduruyorlarmış.
Haber bu:
"Avrupa'nın hiçbir ülkesinde seyirciden şikayet yok."
Sanki atletizm seyircisinden şikayet var... Veya yüzme müsabakalarını izlemiyor Avrupalılar!
Neyse, gerisi önemli...
Ne gelmeli haberin devamında?..
Türkiye.
"Türkiye'de seyirci ortalaması Avrupa'nın çok gerisinde"!
En konforlu stad, en gözde yıldızlar; Fenerbahçe bile 39 bin 542 ortalamasını aşamamış.
Anadolu takımlarının hali içler acısıymış.
Ve geldik en önemli yere!..
Bir analiz çıkaracağız bu verilerden değil mi?
Şöyle okkalı, sosyal soslu, sitemli, sarsıcı bir analiz.
Tüyleri diken diken edeceğiz:
"Güya futbolu seviyoruz"!
Vay be...
Neden gitmiyor acaba Türk insanı stada?
Rahatı yerinde mi yoksa?
Kim bilir; her halde atlıyor arabasına tatil günlerinde, lüks mekanlarını dolaşıyor ülkenin... O sırada rastladığı televizyondan gideriyor futbol ihtiyacını.
Belki de üç tarafı denizle çevrili ülkemizin her biri yat, kotra, tekne sahibi futbolseverleri keyiflerini bölmek istemiyorlardır... Yat limanlarında takılıyorlardır futbola.
Yoksa hafta sonları eve aldıkları onlarca dergi ve gazetelere mi dalıyorlar?
Nesi var bu insanların, neden gelmiyorlar stadlara?
Pes yani pes.
Bu memlekette nüfusun beşte biri günde "iki" dolarla geçinirken, diğer beşte biri parayı harcamak için fazla mesai yapmak zorundayken, ortadaki orta halli karnını doyurup hiçbir sosyal aktiviteye ayıracak para bulamazken, nasıl olur da futbol sevgilerini sorgulamaya geliyor sıra; anlamak mümkün değil.
Bakın açıkça söylüyorum. Stadlarımıza "zengin"lerimiz gidiyorsa, her şeyi satın alabilecek paralarıyla futbola zaman ayırdıkları için onları kutlamak lazım.
Ayda atmış dolarla geçinen kalabalıklar gidemez ama, bir yolunu bulup gidiyorlarsa alınlarından öpmek lazım.
Geri kalan beşte üçün, yaşlısını, çocuğunu, ev hanımını çıkarın, devlet memurunu, fabrika işçisini, küçük esnafını ayırın... Orta halli bir Avrupa ülkesinden çok daha az adam kalıyor potansiyel seyirci olarak.
Bunlardan kaç tanesi yolda gasp edilmeyi, stad kavgasında dayak yemeyi, çıkışta coplanmayı, trafiği falan göze alıp sıcak evinden çıkıp tribüne koşacak, orası meçhul. Gittiğinde ne bulacak; orası da kuşkulu.
Yani "elde olmayan nedenleri" çıkarırsak, bizde stada gitme oranı Avrupa'dan yüksek.
Bu sefalete bu kadar seyirciye şükredin.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe
