
Taha AKYOL
Objektif
DTP Meclis'te
BU Meclis'in en önemli özelliklerinden biri DTP'nin bulunmasıdır. Grup kuruyorlar. Artık Meclis komisyonlarında temsil edilecekler, bütün kanunlar hakkında fikir bildirecekler. Meclis kürsüsünde konuşacaklar.
Yabancı dil biliyorlarsa AB ve Avrupa Konseyi için seçilecek Türk parlamenter heyetlerinde DTP'liler de bulunacak. Yabancı dil biliyorlarsa diyorum, çünkü Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın getirdiği düzenleme, dış görevler için seçilecek milletvekillerinin yabancı dil bilmelerini gerektiriyor.
Özetle, DTP'liler seslerini daha fazla duyuracaklar. Hem hepimiz hem de bütün dünya onları daha fazla işiteceğiz.
Onlar da artık demokrasinin adeta 'kutsadığı' "seçilmişler" arasındadırlar; dünya tarafından da öyle görülecekler.
Kim nasıl davranacak?
DTP'liler nasıl davranacak? Çok önemli bir soru!
Ama bir soru daha vardır: Kendilerine nasıl davranılacak?!
Davranışlar karşılıklı itici olur da bir kutuplaşma sarmalına girilirse, gerilim kitlelere yansıyacaktır! Bundan sakınmak gerekir.
Davranışlar karşılıklı yaklaşım yönünde olmalıdır. Farklı fikirlerle birlikte, kavga etmeden, bazen tartışmalı, bazen de KOBİ'lere teşvik verilmesi veya arıcılığın geliştirilmesi gibi konularda uzlaşmalı bir süreci başarmalıyız. Zamanla ılımlı davranışları bir alışkanlık, bir gelenek haline getirebilmeliyiz.
Bu hem onların nasıl davranacağına hem de onlara nasıl davranılacağına bağlıdır.
MHP ve DTP'nin kavga edeceği konusunda yaygın bir kaygı vardı. Bahçeli, bu konuda sürdürdüğü "çatışmadan sakınma" politikasıyla bu kaygıları bir hayli giderdi.
Ahmet Türk de ılımlı açıklamalar yapıyor. Aysel Tuğluk'un birkaç ılımlı makalesinin kamuoyunda takdirle karşılanması da gösteriyor ki, ılımlı politika izledikleri takdirde DTP kamuoyunda 'normal' bir izlenim bırakabilir. Bunun kalıcı hale gelmesi de ilişkilerin önünü açar.
DTP'nin siyasetle sınavı
Fakat bu noktada büyük bir "soru işareti" vardır: DTP ne ölçüde kendi iradesine sahiptir?! Meclis'e giren DTP'lilerden bazıları 'dışarıdan atanmış' izlenimini veriyor. Daha önemlisi, "dağ kadrosu"nun DTP'yi ne ölçüde "demokratik akış"a bırakacağıdır!
Bu kesimde politika yapan ılımlı isimlerden zaman zaman, "Söz geçiremiyoruz, dağdan inen velet emir veriyor..." gibi yakınmalar dinlemişimdir.
Bu harekette "siyaset" ve "silah" kadroları arasında hem dayanışma hem de çatışma vardır!
Uzun vadede önemli olan şudur: Türkiye'nin bütünlüğü içinde demokrasinin gelişmesiyle Kürt kimliğinin daha serbest ifadesini isteyen ve aynı zamanda ekonomik gelişme özlemini duyan büyük kitleler kimleri "haklı" bulacak?! Geleceği belirleyecek faktörlerden biri budur.
DTP'li politikacılar PKK'nın peşine takılıp gerilim ve kriz siyaseti izledikleri takdirde, kendi seçmen tabanında da "haklı" görülmeyeceklerdir! Son seçimlerde oy kaybetmeleri bunun işaretidir zaten.
DTP'lilere 'iç düşman' muamelesi yaparak yerli yersiz onları itmek ise tersine DTP'lilere daha geniş bir tabanın gözünde "haklılık" kazandıracaktır!
Sertlik, çatışma, kutuplaşma, radikalizm herkes için çıkmaz sokaktır!
Sağduyu ve itidal herkes için doğru yoldur.
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe