
Taha AKYOL
Objektif
Kürtlerde değişimin yönü
PKK'NIN Avrupa'daki yayın organı Özgür Politika, 28 Temmuz günkü sayısında, örgütün lider kadrosundan Duran Kalkan'la yapılan bir mülakatı yayımladı; konu seçim sonuçları.
DTP'li bağımsızlara verilmeyen oyları "satılmış" olarak niteleyen Kalkan, bu seçimlerde "satılmaya karşı mücadele" ettiklerini söylüyor!
Genelkurmay'ın bölgede AKP'yi desteklediğini, hatta AKP'ye oy verilmesi için "zor, tutuklama, işkence ve tehdit"ler yapıldığını da iddia ediyor! Halbuki bu yönde hiçbir ciddi şikâyet olmadı. Açık bir toplumda devletin yaygın bir "zor, tutuklama, işkence, tehdit" yapması mümkün değildir. Aksine, PKK'lıların köy ve mezraları DTP'lilere oy vermeleri için nasıl tehdit ettiğini, Milli Eğitim Bakanı ve Van Milletvekili Hüseyin Çelik'ten dinledim.
PKK'nın terörü tırmandırması da bir tehditti zaten.
Umdukları oyu alamadılar, oy kaybettiler.
'Homo etnicus'
PKK'lı Kalkan aslında Türklerle Kürtleri gittikçe daha fazla iç içe geçiren, kaynaştıran sosyolojik entegrasyon sürecinin farkında. Batı illerine göçen Kürt vatandaşlarımızın "gözünün açılmasını ve daha çok ulusal mücadeleye katılmasını" umduklarını ama "bunun tersinin olduğunu" söylüyor! "Ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar farklı siyasal eğilimlerin bu kitle üzerinde etkisinin artmasına yol açmaktadır" diyor.
İşte asıl konu budur: İnsanlar doğuştan gelen etnik veya dinsel kimliklerinin inkârını içlerine sindiremezler, ama bu kimliklerden ibaret de kalamazlar! Ekonomik ve sosyal ihtiyaçları, hatta ekonomik ve sosyal aidiyetleri de vardır.
Totaliter ideolojilerin 'tek boyutlu insan' hayali, mesela "Homo Sovyeticus" bu yüzden iflas etti. "Homo etnicus" da totaliter bir hayaldir.
PKK'lı Kalkan da aynı totaliterlikle, Batı'ya göçmüş milyonlarca vatandaşımızın "Kürdistan'a dönmelerini" istiyor! Mehdi Zana da "her ırkın kendi sınırına çekilmesini" istemişti!
Kaç milyon insan yollara düşecek? Aş, iş, konut?! Faciaya bakın siz!
Alınacak dersler
Gittikçe daha fazla iç içe geçen bir toplumda ayrılmak veya iç sınırlar çizmek başlangıçta bir kesime "ben de varım" psikolojisiyle hoş gelse de, zamanla görülüyor ki, olacak iş değil! Felaket!
Ama etnik kimliklerine saygı gösterildiğini, devlet tarafından benimsendiklerini de hissetmek istiyorlar haklı olarak.
Seçimleri bu mercekten irdelemek gerekir. DTP tipi partilere yüzde 56 oy veren Diyarbakır'da DTP'li bağımsızların oyu yüzde 43'e düştü! (Tüm bağımsızlar yüzde 47)
Arkadaşımız Ferit Aslan, dünkü Milliyet'teki mükemmel analizinde, yerel belediyelerin başarısızlığının DTP'ye oy kaybettirdiğini, "salt ideolojik davranışın Diyarbakır'ı yorduğunu" yazıyordu. Gerçekten DTP'nin ekonomi konuştuğunu duyan oldu mu?! 'Homo etnicus' ekonomi ve idarecilikte başarılı olabilir miydi?!
Ferit Aslan, hükümetin kamu hizmetleri ve yardım çalışmalarının etkili olduğunu da yazıyordu. Bunun vatandaşta uyandırdığı "benimsenme" duygusuna dikkat etmek gerekir. Nihayet AKP'nin bölge duyarlılıklarını rencide etmemeye özen gösterdiğini de unutmamalıyız.
Bu tabloyu DTP'liler iyi incelemeli, "keskin sirkenin küpüne zarar vereceğini" görmelidirler.
Devlet de vatandaşını duygularıyla beraber kucaklamanın önemini anlamalıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe