
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
İyi örnek emsal olur mu?
GALİBA kabahat bizim, adamlardan öyle şeyler bekliyor, öyle örnekler veriyoruz ki!
Dilimize dolamışız bir laf:
"Sui emsal, emsal olamaz!"
Ne demek?
Kötü örnek, emsal olamazmış...
Peki, "iyi örnek" emsal olur mu?
Biz olur sananlardanız, onun için de hep iyi örnekler verip "Bakın böyleleri de var!" demek istemişiz.
Heyhat!
Netice?
Hatice!
* * *
RAHMETLİ Başbakan Adnan Menderes'in "ticaret yapmak" isteyen büyük oğlu Yüksel Menderes'e "Ben başbakanken sen bu işleri yapamazsın, senden istifade etmeye çalışırlar, dedikodu çıkar!" diyerek onu devlet hizmetine, Dışişleri Bakanlığı'na gönderişini yazmışızdır.
Peki, bu örneği verdik diye kimsenin oğlu ticarete atılmadı mı, kimse babasının makamından yararlanmadı mı?
Ne münasebet!
Demek bizim yazdıklarımızın bir kıymeti harbiyesi yok!
"Bir siyasetçiden baba nasihatleri: Nasıl Zengin Olunur?"
Kitabın adı böyle olsa bakın kaç satar!
Hele ana sermaye olarak "Ananızın çıkınını ya da oğlunuzun sünnetinden gelen takıları" gösterin; bakın işler nasıl gelişir, büyür, "gemicikler" gemi olur!
* * *
YA verdiğimiz başka bir örnek...
CHP iktidardan düşmüş, Demokrat Parti iktidarda, 1950'li yıllar....
Demokrat Partili bir milletvekili, İnönü ailesini suçlar... İnönü ve eşi, Malatya'ya gitmiş, fabrikayı ziyaret etmişler, fabrika müdürü de Mevhibe İnönü'ye, yani Cumhurbaşkanı'nın eşine üç metre kumaş hediye etmiş, parasını almamıştır...
İsmet Paşa, akşam eve gelince, eğer yanılmıyorsak Vacihi Bey'i çağırtır... -Eğer isminde bir yanlışlık yapmışsak, Sayın Özden Toker düzeltsin- Meclis'teki konuşmayı hatırlatır.
"Vacihi Bey" İsmet Paşa'nın özel muhasebecisidir, ertesi gün elinde faturayla gelir; evet Mevhibe Hanım o tarihte Malatya'daki fabrikadan 3 metre kumaş almış, bedelini de bu faturayla ödemiştir.
* * *
NE kötü örnek değil mi?
Aman sui emsal olmasın...
Bir örnek daha...
Yolsuzluk iddiaları ve dosya yığınları diz boyunu çoktan aşıp boğaz boyuna gelmişken yüce halkımızda iki kişiden biri "bana ne" diye omuz silkeleyip geçerken, sakın siz olun bu örneğe de itibar etmeyin...
Hem yalandan dolandan, çalmaktan çırpmaktan kime ne olmuş ki!
* * *
KOCA Ragıp Paşa, sadrazamlığı sırasında bir toplantıda, hepsi de muteber yerlerde bulunmuş yüksek memurlara sormuş:
"Rüşvet yemediğinize yemin eder misiniz?"
Hepsi gürül gürül yemin etmiş...
Paşa, bir köşede süklüm püklüm oturan şair Haşmet'e dönmüş:
"Sen de devlet memuriyetinde bulundun, niye rüşvet almadım diye yemin edemiyorsun?"
"Efendimiz, yalan yere yemin edenlerin çarpılacağı, ağzına yüzüne felç geleceği, hatta konuşamayacağı, dilinin tutulacağı hakkında bir inanç vardır. Şimdi ben bekliyorum, eğer bu zatı muhteremlere bir şey olmazsa ben de yemin edeceğim!"
Onun için korkmayın; yiyin, için, götürün.
Yalandan kime ne olmuş ki!
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe