|
 |
|
|
MÜZİK
Üç silahşorunu bulan gitarcı
Usta gitarcı John Scofield'ın Medeski, Martin&Wood üçlüsüyle birlikte çıkardığı "Out Louder" çok özel bir albüm
MURAT BEŞER
Usta caz gitarcısı John Scofield'ın tartışmasız en iyi plaklarından biriydi "A Go Go". 1998 tarihli albüm birinci sınıf ustalık çalışmalarından biri olarak caz tarihindeki haklı yerini çıkar çıkmaz alırken, oturdukları koltukta mıhlanan caz dinleyicilerinin aklı ve kulağı arkadaki üçlüde kalmıştı.
Ustanın bu üst düzeyde yetenekli gençlerle buluşması son derece memnuniyet vericiydi. Kalplerden, zekalardan ve maharetli ellerden ortaya çıkan iş harikulade bir kimyanın ürünüydü. Arkadaki üçlü yeni bir hukuk bürosunun tabelasını çağrıştıran isimleriyle Medeski, Martin&Wood idi.
Org, bas ve davuldan mütevellit, funk müziğini modern cazın yaratıcılığıyla kaynaşıma sokan üçlünün ustayla ilk buluşmasında; usta ev sahibi, gençler ise misafirdi. Aradan geçen dokuz yıl zarfında işler biraz değişti, gençler ustaya ortak oldu. Medeski, Scofield, Martin&Wood projesi olarak çıkan "Out Louder" adlı yeni albümünde dükkan dört ortaklı.
Ustaya saygı, gençlere sevgi fikrinde buluştular
"Out Louder" caz, funk ve blues kökleri üzerinden yine dibine kadar şık bir buluşmaya şahit ediyor bizi; hip üçlüyle gitar gurusu arasında. Biri konser olan ikili albüm, büyük ölçüde ortaklar tarafından kaleme alınmış ve ağırlıkla doğaçlama çalınmış. Birinci sınıf müzisyen kalabalığının tavana vurduğu semtte, üçlünün Brooklyn'deki stüdyosunda mütevazı bir bodrum katında kaydedilmiş.
Doğaçlaması zengin, karmaşası yüksek kuvvetli bir uyumda; gençlerin ustaya saygı, ustanın gençlere sevgi temelinde buluşan ruhlar coştukça coşmuş. Açılıştaki funk çizgili "Little Walter Rides Again", ağız mızıkası çalan Şikagolu blues devi Little Walter'ın ruhuna okunmuş. Albümde en ilginç ve yürek hoplatan parçalardan biri kuşkusuz "Tequila and Chocolate". Ne tehlikeli ikili değil mi? Athos, Portos ve Aramis'ini bulmuş D'artagnan gibi çalıyor Scofield burada.
"Miles Behind" adlı parçada, adından anlaşılacağı üzere usta Miles Davis'in elektrikli dönemine eşlik ettiği günleri anımsatıyor. John Lennon klasiği "Julia"da şairane sözlerin yokluğunu enstrümanlar ziyadesiyle dolduruyor. 11 dakikalık "Down The Tube" Scofield'ın macera dolu araştırmacı gitarlarıyla su gibi akıyor.
Kapanıştaki doğaçlama sergisi Peter Tosh'un reggae ilahisi "Legalize It". Parçalarda spontan fikirler ağır basıyor. Albümü özgürleştiren, ilişkiyi sıkıcılık tehlikesinden koruyan şey de bu. Herkes çok rahat ve zevküsefa içinde çalıyor.
Dört başlı, sekiz kollu
"Out Louder", "A Go Go"nun basit bir taklidi değil. Bu albümdeki kayıtlar eskisiyle eş kalitede olmakla kalmayıp, ayak bastığı alanlar konusunda ileriye doğru birkaç adım daha atmayı ihmal etmiyor.
Kesikli ama son derece güçlü gitar cümleleriyle drahoması yüksek bir gelin gibi ayak basıyor genç ailenin hanesine Scofield. Medeski gotik kilise orgları, Martin funk kopartmaları, Wood ise kusursuz akustik tonlarıyla büyülüyor. Dörtlü caz fusion adına bizi yeniden düşünmeye itiyor.
Taze ses zenginlikleri, tadından yenmeyen uzun kaptırmacalar, ruh sağaltan ilaç gibi pasajlar, dinamik kontrastlar, debisi yüksek nehir sularının serinliğinde şırıltılar, Boğaz'da rakı balık keyfiyetinde melodiler; hepsinin sırrı "Out Louder" albümünün dört başlı sekiz kollu işbirliğinde gizli. Çok özel bir albüm "Out Louder". Yılda onlardan iki tane çıkmıyor.
Hüzünle kaplanan tüm zamanlar
Tanju Duru adıyla ilk kez müzik diye postal seslerini, umut adına asker nutuklarını dinlediğimiz günlerde rastlaşmıştık. Yaprak kıpırdamayan siyahi mevsimin ışıklı sesi Ezginin Günlüğü topluluğunda arkadaki minimal gitarları konuşturan adamdı.
Yıllar geçti; Tanju bir yandan ses mühendisi olarak çok değerli müzisyenlere hizmet verdi, önemli albümler kaydetti, bir yandan da yalnızlık fırtınalarının koptuğu iç denizini hüzün yanı ağır basan bestelere döktü.
Şimdi yılların damıttığı, zaman çemberinden geçmiş besteleri bir albümde topladı: "Duru Zamanlar". Erkan Oğur'undan Akın Eldes'ine, Cem Aksel'inden Turgut Alp Bekoğlu'na, İlkin Deniz'inden Muammer Ketencoğlu ve bülbül sesli şarkıcılarına kadar zengin kadrosuyla kırklı yaşların hüznü ağır basıyor "Duru Zamanlar" albümünde.
Aşk, gurbet, hapis ve tekke şarkıları
Kalan Müzik'in altın varaklı kültür hizmeti emin adımlarla her koldan yürüyor. Bu kez çoğunluğu Rumca olan aşk, gurbet, hapis ve tekke şarkıları doyurucu bir kitapçıkla birlikte arşivlerdeki kalıcı yerini almaya hazır. 1926 ile 1954 yılları arasındaki 78 devirli taş plaklardan alınan kayıtların toplandığı heybetli albümün adı "Rembetika".
Kitapçığında Stelyo Berber'in not düştüğü üzere "bu müziğin tüm zorluklara, göçlere, sansürlere ve yasaklamalara rağmen yoluna devam etmiş olması", belki de içindeki konu zenginliğinin en önemli kaynağı.
24 eserlik albümde Erkan Oğur'un sesiyle tanınan "Neden Geldim İstanbul'a?" şarkısının orijinali "Neden Geldim Amerika'ya?", "Üsküdar", "Yemin Etme Yalancı Kadın", "Esmerim" olarak tanıdığımız "Hariklaki" gibi çok değerli kayıtlar var.
Bu sefer tamam galiba
Menfaati tartışmalı ismiyle ilk albümleri "Atomların Harika Dünyası", pek ses getirmemişti mağdur topluluk 110'un. Zira dijital sesleri olumlu değerlendiriyor; elektronik müziğin yabancılaşmasını rock gitarının yakıcılığıyla kaynaştırarak Türkçe şarkılara döküyorlardı.
Yeni albümleri "Kontrol"de biraz sertleşmekle birlikte ilk çalışmadaki anlayış istikrarla korunuyor. Ancak konseptteki istikrarı şarkı kalitesinde göremiyoruz. İlginç biçimde çok vurucu şarkılarla vasat olanlar bir arada. Küskünlük ve hayal kırıklıklarının ağırlandığı şarkıların hepsine aynı emek ve itina gösterilmemiş intibası uyandırıyor.
Pek çok albüm ve yeni toplulukta görülen "Dünya Yalan Söylüyor" etkileriyle birlikte albümün arkasından esen kuvvetli bir dijital elektro-rock rüzgarı var. İkinci albümünde 110 çıkış yapmak için ilkine göre daha şanslı.
|
|
|

|